BDP Kadın Meclisi: Şiddetsiz bir dünya için isyandayız

12:45

JINHA


AMED – BDP Kadın Meclisi,25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’ nedeniyle yaptığı açıklamada ‘Beritanlarla doğduk, Zilanlarla büyüdük, Sakinelerle özgürleşeceğiz’, ‘Şiddetsiz bir dünya için isyandayız’ şiarlarıyla alanlarda seslerini yükselteceklerini belirterek, “Erkek egemen zihniyete, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa,  ırkçılığa, milliyetçiliğe,  inkâr ve asimilasyona karşı alanlarda olacağız” dedi.


BDP Kadın Meclisi,25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü” nedeniyle yazılı açıklama yaptı. “Beritanlarla doğduk, Zilanlarla büyüdük, Sakinelerle özgürleşeceğiz” şiarıyla alanlarda seslerini yükselteceklerini kaydeden Kadın Meclisi, “Başta toplumsal cinsiyet eşitsizliği olmak üzere her türlü eşitsizliğe, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa,  ırkçılığa, milliyetçiliğe,  inkâr ve asimilasyona karşı, alanlarda sesimizi yükselteceğiz.  ‘Şiddetsiz bir dünya için isyandayız’ sloganıyla alanlarda olacağız. 25 Kasım aynı zamanda Rojava’daki kadın devriminin selamlanacağı ve kadın devrimini boğmaya, bastırmaya çalışan emperyal güçlere dur denileceği gün olacaktır. Rojava’daki kadın devrimi Ortadoğu’da baharın çiçek açmasıdır.  Erkek egemen cinsiyetçi iktidarların, sömürgeci zihniyetin ve otoriter yönetimlerin mahkûm edildiği bu devrim, sadece Kürtler ve kadınlar için değil, bütün Ortadoğu için bir özgürlük ve demokrasi umudur” dedi.


‘Cezaevlerindeki baskı ve şiddete dur diyeceğiz’


Cezaevlerinde yaşanan hak ihalelerine dikkat çekilen açıklamada, “25 Kasım kadınların alanlarda cezaevlerindeki tutsak kadınlara yönelik baskı ve şiddete dur diyeceği gün olmalıdır. Kadın tutsaklar üzerinde yoğunlaştırılan baskı ve tecridin yanında, kadın koğuşlarına ve havalandırma alanlarına kamera takılması, Gezi tutuklusu kadınların çıplak aramaya tabi tutulması gibi insan onuruna hakaret niteliğindeki davranışlar biz kadınların asla kabul etmeyeceği uygulamalardır. Cezaevlerindeki kadın tutsaklar, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren bütün kadınların onurudur ve biz kadınlar onurumuzu cezaevlerinde çürümeye terk etmeyeceğiz.


Türkiye artık bir kadın mezarlığı haline gelmiştir’


2013 yılının kadına yönelik her türlü cinsel ve fiziksel şiddetin, çocuk istismarlarının korkunç boyutlara ulaştığı, bunların cezasız kaldığı ve devlet eliyle desteklendiği bir yıl olduğu kaydedilen açıklamada, “2013 yılında kadınlara yönelik şiddet ne kadar atmış ise, biz kadınların sesi de bu yıl 25 Kasımda o kadar güçlü çıkacaktır. Adalet Bakanlığı’nın 2010 verilerine göre kadına yönelik şiddet yüzde bin 400 artmıştır. 2010 yılından bu yana kadına yönelik şiddetin her sene neredeyse katlanarak arttığı göz önüne alındığında bu şiddetin çok daha korkunç boyutlara ulaştığı görülecektir. Günde ortalama beş kadının katledildiği,  bir o kadarının da taciz ve tecavüze maruz kaldığı bir durumda şiddet kelimesi vasfını yitirmekte, kadın cinsine ve kimliğine yönelik bir savaş durumunun olduğu açığa çıkmaktadır.  Türkiye’nin bir kadın mezarlığına dönüşmesi,  cinsel istismarın, tacizin ve tecavüzün bu ülke kültürünün bir parçası haline gelmesi biz kadınları şiddete dur demenin ötesinde isyan noktasına getirmiştir” sözleri ifade edildi.


 


‘AKP’nin kız- kadın kelimesi şiddet olarak dönmektedir’


Kadın kırımının sistematik olarak işlendiği ifade edilen açıklamada, “Sadece erkek cinsinin kadın cinsine yönelik şiddeti değil, devletin bütün kurumlarının işbirliğiyle erkeklere öldürme yetkisi verdiği bir katliam halidir.  Özellikle muhafazakâr AKP hükümeti ne zaman kadın ve ya kız kelimeleri kullanırsa bu kadınlara şiddet olarak dönmektedir.  Kadınlara yönelik devlet politikası, kadının bedeni ve iradesi üzerine erkek denetimini güçlendirmekte, kadınların buna itirazı ise kendilerine şiddet olarak dönmektedir. AKP’nin iktidarı boyunca, kadınların bu kadar ciddi sorunları var iken, en önemlisi de kadınların yaşam hakkı bile korunamazken, bu sorunlar hiçbir şekilde gündeme getirilip çözüm üretilmemiştir. Bunun yerine kadınlara sürekli olarak yeni sorunlar ve şiddet olarak dönen, kadının varoluş nedeni olarak cinsiyetçi rolleri barındıran aileyi gösteren, kadını tabi kılan, denetleyen, ev kadınına dönüştüren ve ev kadınlığını da bir nüfus fabrikası olarak kurgulayan siyasi atmosfer hâkim kılınmaktadır. Bu sadece söylemde kalmamakta, özellikle Başbakanın ağzından çıkan her cümlenin yasalar aracılığıyla kural haline getirilmesi kadının ikincil kılınmasını bir devlet politikası olarak uygulanmasına neden olmaktadır” diye kaydedildi.


‘Gerçek rakamlar çok daha korkunç’


Kadın cinayetlerinin ceza hukukunda “adam öldürmek” olarak geçtiğine işaret edilen açıklamada, “Kadın katliamlarının, cinsel istismarın ve tecavüzlerin cezasız kalması da bu politikanın ve erkek egemen zihniyetin hukuk kurumu başta olmak üzere bütün kurumlara işlediğini göstermektedir. Kadın cinayetleri ceza hukukunda ‘adam öldürmek’ olarak geçiyor ve söz konusu kadınlar olunca katiller tahrik indiriminden yararlandırılıyor. Oysa kadınlar kadın oldukları, kadın cinsinden dolayı katledilmektedir. Yargı sistemi, kadın katliamlarını ‘namus cinayetleri’ tecavüzler ise ‘rızası vardı’ diyerek hem meşrulaştırıcı hem de azmettirici bir misyon yüklenmektedir. Örneğin 2010 yılında 80, 2009’da 109, 2010’da 180, 2011’de 121, 2012’de 210 ve 2013’ün sadece ilk 10 ayında 192 kadın katledilmiştir. Bu rakamlar sadece adli mercilere yansımış olanlardır. Oysa gerçek rakamların çok daha korkunç olduğunu biliyoruz” diye belirtildi.


‘İnkar ve asimilasyona karşı alanlarda olacağız’


 Kadınlara ya aile ya mezar diye dayatan zihniyeti asla kabul etmeyecekleri ifade edilen açıklamanın devamında şunlara yer verildi:


“Bizler eşitlik, özgürlük ve cins mücadelesi veren kadınlar olarak,  kadınlara ya aile ya mezar diye dayatan zihniyeti asla kabul etmeyeceğiz. Devletin bu politikalarını her gün deşifre etmeye devam edeceğiz. Kadınlar olarak demokratik taleplerimiz için sokaklarda olmaya ve bu sokakları kadın katilleri ve tecavüzcülerin özgürce dolaştığı mekânlar olmaktan çıkaracağız. 25 Kasım kadınların şiddet, katliam ve tecavüze karşı seslerini en güçlü çıkaracakları gün olacaktır. Kadın kimliğinin ve kadın iradesinin şiddet kullanılarak yok sayılmasının bir insanlık suçu olduğunu ve bu suçun yargılanıp cezalandırılarak mahkûm edilmesini mücadelemizde sağlayacağız. Erkek egemen zihniyete, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa,  ırkçılığa, milliyetçiliğe,  inkâr ve asimilasyona karşı alanlarda olacağız.”


(mg)