'Barış'ta ısrarcıyız ama savaş istiyorlarsa ona da hazırız'

09:07

Şilan Özhan/JINHA

SÊRT - Cizre ve Silopi'de yaşayan yakınlarına ulaşamayan ve hayatlarından endişe duyan Adile Kayaalp ve Ayten Suçin, AKP'ye öfkelerini şu sözlerle dile getirdi: "Barışta ısrarcıyız ama savaş istiyorlarsa ona da hazırız."

Cizre halkına yönelik "Sokağa çıkma yasağı" adı altında uygulanan zulüm her gün yenilenerek devam ediyor. Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen insanlık dışı muamelelere maruz kalan Cizre halkı, hayatını kaybeden çocuklarının bedenleri kokmasın ve çürümesin diye derin donduruculara koyarak, insanlığın en büyük ayıbını gözler önüne serdi. Tüm havuz medyasının duyarsız kalarak yansıtmadığı bu savaş, unutulmayacak cinsten. Keskin nişancılar nedeniyle evlerinden ekmek almak için bile çıkamayan Cizreliler, temizlik araçlarının mahalleye girmemesi nedeniyle sokaklarda biriken çöpler ve hayvan ölüleri nedeniyle salgın hastalık tehlikesiyle karşı karşıya. Cizre'de akrabaları olan ve onlara ulaşamayan yurttaşlar ise ulaşamayacaklarını bile bile her saat başı onlara ulaşabilme umuduyla telefon açıyor. Ailesinin bir kısmı Cizre'de bir kısmı Silopi'de olan Adile Kayaalp bir haftadır Silopi'den Siirt'e geldi. Geldiği gün ortalığın az da olsa durulduğunu kaydeden Adile, "Oğlum Silopi'de oturuyor, biz de yanındaydık. Orada durumlar kötüleşince bize bir şey olmasından korkup Siirt'e getirdi. Evin bulunduğu mahallede çok fazla şey yaşadık" dedi.

'Yakınlarımızdan dolayı tedirginiz'

Kendilerinin Siirt'te ama akıllarının Cizre ve Silopi'de olduğunu kaydeden Adile, "Ailemiz orada. Ne sıkıntılar yaşadıklarını televizyonlardan görüyoruz. Bu yüzden çok tedirginiz" şeklinde konuştu. Katledilen 3 gencin bulunduğu evin kendi evlerinin hemen yanında olduğunu belirten Adile, "Sabaha kadar silah sesleri durmadı. Bizden bir kişi bile bırakmayacaklar, hepimizi öldürecekler dedik. Çocuklarımız çok korktu, sabaha kadar yerlerinden kalkamadılar bile" dedi. Silah seslerinin sabah 06.00'a kadar sürdüğünü ifade eden Adile, "En sonunda iki ambulans kapının önüne gelip cenazeleri aldı, ondan sonra ortalık biraz duruldu. O zamana kadar evi hiç durmadan vurdular. Bir saniye sessizlik olmadı" diye konuştu. Oğlunun kendisini ve eşini getirdikten sonra Silopi'ye geri dönemediğini söyleyen Adile, "Şimdi Silopi'ye giriş çıkış yok. O yüzden geri gidemiyor. Onun da çocukları ve eşi Silopi'de kaldı. Şimdi Silopi'nin biraz sakinleştiğini ama hala savaşın durmadığını söylüyorlar. İşlerine gidemiyorlar, meyve sebze alamıyorlar, hiçbir yere adım atamıyorlar. Onları çok merak ediyoruz. Savaş yeniden oraya sıçrarsa biz burada ne yapacağız bilmiyoruz" diye belirtti.

'Şebekeler kesik olduğu için yakınlarımıza ulaşamıyoruz'

Cizre'de de torununun bulunduğunu belirten Adile, "Onunla en son ne zaman konuştuk hatırlamıyorum. 'Burası çok tehlikeli, hiçbirimizin can güvenliği yok' dedi. Ne Cizre'dekiler ne de Silopi'dekiler rahat değiller şimdi. Bir saat sonra bile ne olacağı belli değil. Bizi katletmek istiyorlar. Torunum 'sürekli silah sesleri, patlama sesleri geliyor' dedi. Bugün aradık ulaşamadık, telefonu kapalıydı. Oradaki herkesin telefonu kapalı zaten. Ailemiz orada biz buradayız, ne yapacağız bilmiyoruz. Sürekli acaba nasıllar, yaşıyorlar mı, hayattalar mı diye merak ediyoruz. Arıyoruz ulaşamıyoruz, bu kez daha fazla merak ediyoruz. Silopi'dekileri arıyoruz, onlar da bilmiyor. İlçeden çıkmalarına izin vermiyorlar" dedi.

'Barışa da savaşa da hazırız'

Kız kardeşleri ve diğer akrabaları Cizre'de yaşayan Ayten Suçin de korku içinde her an televizyonu izlediğini, ölümlerin kendisini çok etkilediğini söylüyor. Bir haftadır kardeşlerine ulaşamadığını belirten Ayten, "Açlar, susuzlar, devlet depolarını kırdı, tüpler yok, ellerinde hiçbir şey yok. Bunların artık son bulmasını istiyoruz. Biz ölüm haberlerini izlemekten çok yorulduk" dedi. Çocukların bir haftadır aç ve susuz olduğunu ifade eden Ayten, "Vicdanları bunu nasıl kabul ediyor, dinleri bunu nasıl kabul ediyor" diye sordu. Vicdan sahibi herkesin el ele vererek Kürdistan'daki insanlara sahip çıkması gerektiği vurgusu yapan Ayten, "Bu kan artık dursun. Canımız, kalbimiz orada, onlarla birlikte. Elimiz ulaşmıyor onlara. Az önce halamı televizyonda gördüm, önünde bir cenaze vardı. Cenazeyi buz şişeleriyle korumaya çalışıyorlardı. Bunu sürekli laf söyledikleri İsrail bile yapmıyor. O kadar 'müslümanız' diyorlar, bu yaptıkları müslümanlığın neresine sığıyor? Onların müslümanlıkları da her şeyleri gibi bir yalandan ibaret. Biz ne kadar barış desek de onlar bize hep savaşla karşılık verdi. Biz barışa hazırız, ama savaş istiyorlarsa biz savaşa da hazırız" ifadelerinde bulundu.

'İçimizi acıyla, öfkeyle doldurdular'

"İçimizi acıyla, öfkeyle doldurdular" diyen Ayten, "Bir haftadır Cizre'de sokağa çıkmak yasak. Bunların yaptığı zulmü kimse kimseye yapmadı. Oradaki çocukların, kadınların elinde top tüfek yok, ellerinde silah yok. Kendini bilmeyen, halkına sahip çıkmayan Kürtlere de yazıklar olsun. Onlar yarın öbür gün bizim yüzümüze nasıl bakacaklar, bu kanla yeşeren topraklara nasıl ayak basacaklar? Artık anlasınlar biz birliğimizi sağlamadığımız sürece bu halde olacağız. Hamile kadınların kanaması var, mahalleye ambulans girmesine izin vermiyorlar. Bu dünyanın neresinde görülmüş, hangi ahlaka sığar bu" dedi.

'Kürtleri bir tek birliktelik kurtarır'

Kız kardeşinin keskin nişancılar yüzünden dışarı çıkamadıklarını söylediğini aktaran Ayten konuşmasına şöyle devam etti: "Kızkardeşim 'Kendimizi artık nasıl koruyacağımızı bilmiyoruz, biz Kobanê'yi de gördük orası bile böyle olmadı' dedi. Devlet faşizmi her şeyden kötü. Ellerini vicdanlarına koysunlar diyeceğiz ama vicdanlarından tek bir kırıntı bile kalmamış. Şimdi kardeşlerim, akrabalarım öldüler mi hayattalar mı bilmiyorum. Gazetecilere bile saldırıyorlar. Yakında hiçbir şeyden haberimiz olmayacak diye korkuyorum. Hiçbirine ulaşamıyoruz. Cumhurbaşkanı açıkça '400 vekil verseydiniz böyle olmazdı' dedi. Ama 500 vekil de çıkarsaydı bize bunu yapacaktı. Çünkü bizi hiç sevmediler, hiç tanımadılar. Ne Erdoğan, ne Davutoğlu hiçbir şey yapmaz, elini taşın altına koymaz. Artık polis anneleri de asker anneleri de bunu bilsinler. Erdoğan ve Davutoğlu'nun tek dertleri kendi aileleri. Başka hiçbir aile, hiçbir çocuk, hiçbir eş umurlarında değil. O yüzden bütün Kürtlerin birliğini sağlaması gerekiyor. Bizi bir tek bu kurtarır."

(mg)