Esma Semsur: AKP 12 Eylül'ün hem zirvesi hem sonudur
09:00
Roza Amed/JINHA
KANDİL - AKP'nin 12 Eylül'ün hem zirvesi hem de son noktası olduğunu belirten KJK Koordinasyon Üyesi Esma Semsur, "Cizre, Silopi, Farqin, Varto, Pertek, Dersim direnişi gösterdi ki halk o korku duvarını aşıyor. Bu süreç giderek büyük bir özgüvenle ve ısrarla inşa ile başarıya ulaşacaktır" dedi.
Komalên Jinên Kürdistan (KJK) Koordinasyon Üyesi Esma Semsur, 35 yıldır kendisini var eden 12 askeri darbenin dayanaklarını, uygulamalarını ve buna karşı devrimci kesimlerin mücadelesini değerlendirdi. 12 Eylül sürecinin gelişim koşullarının aynı zamanda onun hedeflerini de ortaya koyduğunu belirten Esma, "12 Eylül sürecine gelindiğinde Türkiye cumhuriyeti hem tek partili sistemden daha çok partili sisteme geçildi. 70'lerden itibaren hem uluslar arası gelişen devrimci hareketler Türkiye'ye yansımaları oldu hem de çok ciddi gençlik hareketleri gelişti. Türkiye rejim olarak 70'li yılların sonlarına gelindiğinde çok ciddi krizlerin yaşadığını da görebilmekteyiz. Yine Türkiye ekonomik anlamda çok ciddi bir zorlanmayı yaşadığı bir süreçtir" ifadelerinde bulundu.
'Darbenin yönelim ve uygulamaları çok sert oldu'
12 Eylül döneminde giderek toplumsal zeminde kendisini örgütleyen ve yükselten bir PKK gerçekliğinin olduğunu dile getiren Esma, "Demokratik ulusal kurtuluş hareketi hızla Kürdistan'ın önemli yerlerinde çok büyük bir heyecanla karşılandı. Hilvan ve Siverek'te gerçekleşen atılım ile büyük bir büyüme yaşanmakta. Yerel yönetim deneyimleri yaşanmakta. Edip Solmaz belediyeyi kazandı. Batman'daki o deneyim hızla yayılmaya neden oldu. Yani 70'li yılların başında bu kadar hızlı büyümeye başlayan özgürlük hareketine karşılık 12 Eylül darbesinin yönelim ve uygulamaları da çok sert oldu. Kürdistan'daki bu yönelimler çok ürkütücü boyutlara ulaştı. Türkiye'nin kendi içerisindeki o derin devlet yapılanması kontra örgütlenmesi kontrgerilla gibi problemleri çok tartışma konusu oldu. Yine Türkiye Kıbrıs'a müdahale ederek işgal etti. İç sorunlarını dış işgallerle aşılmak istendi ama rejim çok başarılı olamadı. Uluslar arası alanda çok ciddi bir sıkışmayı yaşadı. Tüm bunlar bir araya gelindiğinde çok ciddi bir rejim krizi demek oluyor. Bugün ile bağlandığında çok çarpıcıdır" şeklinde konuştu.
'Sol cephe kendisini toparlayamadı'
12 Eylül'ün Türkiye cephesinde bir travma olduğunu söyleyen Esman, sözlerine şöyle devam etti: "Sol cephe bu süreçte kitlelere karşı öncülük misyonunu yerine getirmekten çok birçoğu Avrupa'ya kaçtılar, mülteci konumuna geçtiler. Bir kısmının sol sosyalistlikle büyük çelişkileri oldu. İçinde tutarlı olup da mücadele etmek isteyen bir kesimde Kürdistan özgürlük hareketi ile birlikte Filistin'e geçti. Fakat genel anlamda Türkiye sol cephesi 12 Eylül'den sonra bir türlü kendisini toparlayamadı. Birçoğu zindanlarda ezildi. Kürdistan özgürlük mücadelesinde de birçok öncü kadro tutuklandı ancak tam tersine kendisine bir mücadele zeminine dönüştürdü. Önderliğimiz o sürecin gelişimini gördü ve hızla bir grup kadro dış alanlara çekildi. Hemen bir ülkeye geri dönüş kararı çıktı. Bu çok önemli idi. Çünkü kesinlikle mücadeleden kopmama ülkeden kopmama, zayıf yönler nelerdi bunları netleştirip hemen üzerinde durma gibi girişim çok stratejik bir tutum olmuştur."
'Rejim birçok kılıfa bürünerek kendisini var etmeye çalıştı'
PKK'nin 12 Eylül sürecinde darbe aldığını belirten Esma, "Çünkü birçok öncü kadro o süreçte tutuklandı. Amed zindan direnişi karanlık işkenceler altında faşist 12 Eylül darbesinin yok etmek istediği demokratik ulusal mücadeleyle, PKK gerçekliğiyle en büyük cevabı vermiştir. PKK militan direnişini onlar şahsında tümden teslim almaya yok saymaya çalışıldı. Ancak tam tersi özgürlük hareketi daha güçlü çıkışları art arda gerçekleştirdi. En önemli adımını da 84 yılında da askeri hamle ile en büyük çıkışı aldı. Rejim iki yandan vuruldu; birincisi Kürdistan hareketi tarafından, ikincisi de sol kesim tarafından. Rejim birçok kılıfa bürünerek kendisini var etmeye çalıştı. Rejim çok ciddi çıkmazları yaşadı ve yaşamaktadır. 70-80'li yıllara geldiğinde büyük bir çıkmazın eşiğindedir. Bu çıkmaz kuruluşundan kaynaklıdır. Çünkü kuruluşunda bir ön protoisrail olarak geliştirilmek istendi. İsrail'in ön deneyimi olarak geliştirilmek istendi. Baştan beri anti Kürt, anti İslam ve anti sosyalist olarak kesinlikle bu üç karakter temeline dayanmaktadır" diye belirtti.
'12 Eylül uluslararası bir komplodur'
12 Eylül'ün Türkiye halklarına yapılmış uluslararası bir komplo olduğunu kaydeden Esma, "Çünkü Türkiye'de geliştirilen rejim tüm Ortadoğu'ya geliştirilmek üzere hazırlanmış bir rejimdir. Ve 12 Eylül de bu rejimi uluslar arası güçler kurtarmak istediler. Tüm Ortadoğu ve Türkiye halklarına karşı geliştirilen bir komplodur. PKK hareketi bu komployu hem serhildan hem de gerilla ayağı ile buna karşı büyük bir direniş göstermiştir. Önderliğimizi rehin aldılar, 2000'lerin başında tasfiyeciliği geliştirdiler ancak yine de istedikleri sonucu alamadılar. Özgürlük hareketi olarak 2006 ile 1 Haziran hamlesi ile Kürdistan'da rejimi boşa çıkarmıştır. Rejim kurumsal olarak hala var ancak artık kendisini Kürdistan'da istediği gibi sürdürememektedir" sözlerini ifade etti.
'AKP ile devlet tamamen çökmüştür'
Aradan 35 yıl geçtiğini ancak 12 Eylül askeri cuntanın kendisini devam ettirdiğini ifade eden Esma şunları belirtti: "Bugün AKP bunun son örneğidir. 12 Eylül de halk serhıldanları ve öncü kadroların direnişi ile boşa çıkarıldı ancak rejim olarak kendisini devam ettirdi. Türkiye cephesinde kendisini daha da kurumsallaştırdı. Sözüm ona kendisini sosyalist bir kılıfa büründürerek Turgut Özal döneminde yeni bir çıkış yapmak istedi olmadı yine Karaoğlan ile çıkış yapmak istedi olmadı. Günümüzde getirilmek istenen başkanlık sistemi de bu yaşanan rejim krizinin ulaştığı son noktadır. Burada AKP modeli önemlidir. AKP modelini şu şekilde değerlendirmek gerekiyor. AKP bir sürü iddia ile başa geldi. Yeni anayasa yeni haklar temelinde Kürt halkında umut yaratarak kendisine çekmeye çalıştı çok ciddi bir manipülasyon var burada. Yine çok ciddi bir algı operasyonu gerçekleştirdi. Bir bakımdan direnişten önderliğinden hareketinden uzak bir Kürt halkı yaratmaya çalıştı. Biraz liberal bir modelle işbirlikçi çizgi ile sorun teslim alınıp çözülmüş gibi bir politika esas alınmıştır. Kesinlikle AKP 12 Eylül'ün devamıdır. Çünkü 12 Eylül'ün geri dönüşü yoktur. 12 Eylül demokratize edilmesi demokrasiye evrilmesi mümkün değildir. AKP bunun kılıfa bürünmüş son halidir. Uluslararası hegemonya açısından AKP modeli ile bir son hamle yapılmak istenmektedir. Fakat AKP ne yaptı kurumsallaşmış bu devlet yapılanmasını içten kemirdi. Kendisini palazlandırdı. Devlet bir grup kesimin çetenin eline geçti. Devleti içten kemirdiler yine toplum iliklerine kadar sömürüldü. Yani AKP 12 Eylül'ün hem zirvesi hem de son noktasıdır. AKP'nin bu politikaları ile rejim daha da derin bir çıkmazın içine girdi. AKP ile devlet tamamen çökmüştür. Bir mafya devletine dönüşmüş durumdadır. Devlet denilen şey aşılmış durumdadır. 12 Eylül faşizmi şu an en çirkef zirveleşmiş halini AKP şahsında temsil ediyor."
'Sol hareket toplumsallığını yaratarak çıkış yapmalı'
Esma, AKP modeline karşılık sol kesimlerin demokratik bir rejimin inşa edilmesindeki rollerine ilişkin ise şunlara dikkat çekti: "Demokrasi hareketi özellikle Türkiye cephesinden gelişti gelişmedi değil fakat bu rejimi bu çıkmazı bu derinlikte ele alamadı. Çok dar kalıplar içerisinde kendi gündeminde kalarak Türkiye sol cephesi bir içe büzüşme yaşandı. Ancak son yıllarda bir toparlanma yaşandı. Türkiye'deki halk hareketine bu yansıdı. Özelikle de gezi direnişi bunun en somut göstergesidir. Ancak bunu daha iyi tahlil etme ve örgütlülüğe dönüştürmede yetersi kalındı. Yanı başındaki Kobanê gerçekliği güçlü bir etkilenmeyi yarattı o dar şoven bakış açısını kırdı biraz. Güçlü bir örgütlülükle Türkiye sol cephesi de büyük çıkışlar yapabilir tekrardan. Kürdistan ve Ortadoğu halklarının mücadelesine yaklaşımını olumlu buluyorum. Türkiye sol cephesi için önemli olan demokratikleşmesidir. Demokratikleşme de derken toplumsallaşmasıdır. Toplumsallaşamayan hiçbir güç kendisini demokratik olarak tanımlayamaz. Dolayısıyla hızla kendi öz örgütlülüğünü ve yönetimini sağlaması gerekir. Halkın kendi iradesiyle kendisini örgütleyeceği ve yürüteceği sistemi yaşamsallaştırması gerekir. Devletten beklemeyerek, istemeyerek artık Türkiye sol hareketi protesto etmekle, talep etmekle değil kendi öz örgütlülüğünü ve toplumsallığını yaratarak kendi çıkışını yapabilir. Yeşil yol eyleminde gördük."
'Olacaksa bir rejim demokratik ulusla olacaktır'
Kürdistan'daki deneyim ve tecrübelerin sadece Kürt halkı için değil tüm halkalar için geçerli olduğuna vurgu yapan Esma, rejimin böyle aşılabileceğini belirtti. "Bu kadar tekçi bu kadar merkeziyetçi ve çirkefleşmiş rejim AKP böyle aşılabilinir" diyen Esma, bunun da yerel yönetimlerle ve öz örgütlülükle aşılabileceğini kaydetti. Kürdistan'da artık devletin olmadığına vurgu yapan Esma, "Bu sadece gelici geçici bir süreç değildir. Hedefi büyük olan bir süreçtir. Devlet kendisini büyük bir şiddet ve zorbalıkla var etmeye çalışmaktadır. Rejimi çıkmazı ile birlikte ele aldığımızda 12 Eylül bütün o kurumsallaşmaları ile özellikle de AKP modeli ile son bulmuştur. Kuşkusuz Cizre, Silopi, Farqin, Varto, Pertek, Dersim direnişi gösterdi ki halk o korku duvarını aşıyor. Bu süreç giderek büyük bir özgüvenle ve ısrarla inşa ile başarıya ulaşacaktır. Olacaksa da devletle demokratik bir devletle olacaktır. Kesinlikle rejim değişikliği olmak zorundandır başka bir yolu yoktur. Olacaksa bir devlet müzakere sürecine duyarlı, demokrasiye duyarlı bir devlet olacaktır ki bu da rejim değişikliği olacaktır. Rejimin yıkılışı geri dönülmez bir yoldadır. Türkiye rejimin aşılması alternatif bir modeli açığa çıkaracaktır. Hegemonya güçleri kesinlikle kendi himayeleri ekseninde var ettikleri bu rejimi ayakta tutmanın peşindedir. Olacaksa bir rejim demokratik ulus ekseninde olacaktır" dedi.
(mg)

