Beyaz tülbentleriyle tarihe not düşenler

09:08

Medya Cebe-Nişmiye Güler/JINHA

WAN- Devletin 90'lı yıllardaki tüm zulmüne karşılık Kürdistan'da doğan ve her yere yayılan barış çığlığı annelerin bedeninde karşılık buldu. Kürt anneleri yeni isimleriyle Barış Anneleri oldu. Evlatlarının ardından mücadeleyi devralan Barış Anneleri yaşadıkları süreci anlatarak, yaşadıkları tüm zorluklara rağmen barış talebini sonuna kadar devam ettireceklerini söyledi.

Türkiye'nin karanlık yılları 90'larda yaşayan ve o acıları çeken insanlar bugünün en büyük devrimci mücadelesini yürütenlerdir. Peki neydi 90'lı yıllar?.. İnsanların anadilinde konuşamadığı, şarkı dinleyemediği, arabada bulunan Kürtçe kasetler yüzünden yargılandığı, kitapların yasaklandığı ve toplatıldığı, siyasi tutukluların yargılanmadan öldürüldüğü ve faili meçhul ölümlerin yaygın olduğu, köy yakmalarının ve zorla göçlerin yaşandığı yıllardı 90'lar. O yıllardan bugüne ise direnişin barışın umudu olan Kürt anneleri var. Beyaz tülbentleriyle tarihe not düşenler, 'Barış Anneleri.'

Hala aynı zihniyet

Barış Annesi olarak çalışmalarda bulunan kadınların neden bu görevi üstlendiklerini kendilerine sorduk. Uzun yıllar devlet'in polis, özel tim ve asker eliyle halka yönelik baskı, katliam ve işkencelerini yaşayan annelerden Kewe Işık, sistemin bugün 90'lardan daha acımazsız ve farklı bir politika ile Kürt halkını yok etmeye çalıştığına değinerek,"Eskiden direk olarak bizleri yok etmeyi amaçlıyorlardı. Ama bugün Erdoğan'ın yaptığı katliamlar tamamıyla iktidar içindir. Erdoğan'ın kolluk güçleri mahallelerimize gelerek 'Size doksanlardan daha kötü günler yaşatacağız' diyorlar. Her ne kadar Erdoğan bizlere savaşı dayatsa da bizler barışta ısrarcı olacağız" dedi.

'Size doksanlardan daha kötü günler yaşatacağız'

Yaşanan acıların ardından vicdanının rahat olmadığını ve bir şeyler yapması gerektiğini belirten Kewe "Ben bunca yaşanandan sonra çocuklarımın ardından nasıl evde oturabilirdim. Bu yüzden Barış Annesi oldum. 16 yıldır çalışmaların içerisindeyim. Mahalle mahalle, il il gezerek çalışmalar yaptık kadınları bilinçlendirdik" diye konuştu. Gerilla annesi olarak üzerine düşen görevi yerine getirmeye çalıştığını dile getiren Kewe, "Erdoğan yaptığımız barış çağrılarını dikkate almadı ve sürekli savaş yanlısı bir politika izledi. Kürtlerin demokratik iradesini kullanarak meclise gönderdiği vekilleri tanımadı. İktidar uğruna katliamlar gerçekleştirerek Kürdistan'ı kan gölüne çevirdi. Erdoğan'ın kolluk güçleri mahallelerimize gelerek 'Size doksanlardan daha kötü günler yaşatacağız' diyorlar. Her ne kadar Erdoğan bizlere savaşı dayatsa da bizler barışta ısrarcı olacağız. Biz anneler olarak daha fazla evladımızı Erdoğan'ın koltuğuna ve sarayına kurban etmeyeceğiz. Ben özgürlük için kendini feda eden çocuklarım için girdiğim bu yolda başka annelerin evine düşecek ateşe engel olmak için mücadele veriyorum" diye belirtti.

'Oğlum her zaman barış annesi olmamı isterdi'

Barış Anneleri Meclisi'nden Perihan Aslan ise yaşadığı süreci anlatarak şöyle dedi: "Ben 11 yıldır barış annesiyim. Aslında oğlumun isteğini gerçekleştirdim. Oğlum benim sürekli barış annesi olmamı isterdi. Oğlum işkencelere maruz kaldığı için katılım yaptı. Biz anneler de gençler ölmesin diye bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Ölene kadar barış istiyoruz." Hapishanelerde işkencelerin devam ettiğini söyleyen Perihan, "Erdoğan Cizre'de, Van'ın mahallerinde, Şemdinli'de, Gever'de doksanları uyguluyor. Bu savaş böyle devam ederse bizde dağlarımıza gideriz. Çünkü orda ölüm varken burada içimiz rahat değil evlerimizde asla rahat duramayız" diye belirtti.

'Büyük oyunlar oynandı, tutmadı'

Perihan, o dönemde yaşadığı bir olayı anlatarak şöyle dedi: "Hiç unutmam bir gün bir gencimizi ahıra götürüp işkence yapıp soğuk suyun içine attılar ve öldürene kadar dövdüler. Kürtler üzerinde büyük oyunlar oynuyorlardı, o gence zorla kendisinde silah olduğunu söyletmeye çalışıyorlardı. Kendisinde bir silah olduğunu söylemesi halinde serbest bırakacaklarını ve işkence yapmayacaklarını söylüyorlardı. Silahımız var deseydik bizi katledeceklerdi. Bunu çok iyi biliyorduk. Kadınları bir yere erkekleri bir yere bırakıp yere yatırıyorlardı. Kıpırdayan veya konuşan olunca işkence yapıyorlardı. Saatlerce işkence yapıyorlardı, ardından dağlara gönderip gerilla aratıyorlardı. Elbette kimse gerilla bulamazdı. Ardından köylere gönderdikleri köylüleri alıp zindanlara götürüyorlardı. Elbette işkence zindanda da devam ederdi. Bütün köylünün eşyalarını arazilerini yakıp yoksullaştırıyorlardı. Geçim kaynağı olmayan köylüler göç etmek zorunda kalıyordu. Herkes bir yerlere dağıldı."

'Bana panzerdeki çocuğumun nerede olduğunu soruyorlardı'

Feraşin'den devlet baskıları yüzünden göç etmek zorunda kaldıklarını, fakat göç ettikleri Şırnak'ın Cizre ilçesinde de aynı işkencelerin yaşandığını anlatan Perihan, "Orada da aynı baskı, zulüm ve işkenceler ile karşılaştık. Tekrar göç ederek Van'a yerleştik. Van'a yerleştikten sonra yapılan haksızlıklara karşı direniş gösterdik. Biz yurtsever bir aileyiz. Oğlum gençlik çalışmalarındaydı ve aynı zamanda okuyordu. Oğlumun okulunun bitmesine 4 ay kala oğlumu gözaltına aldılar. İçeride insanlık dışı müdahalelerde bulundular. Oğluma yapmadıkları işkence kalmamıştı. Kısa bir süre gözaltında kaldıktan sonra bırakıldı. Ama üzerinden fazla zaman geçmeden tekrar yakaladılar. Polis oğlumu panzerin içerisine koymuştu, ardından evimizin önüne getirdiler. Ben oğlumun panzerin içerisinde olduğunu bilmiyordum. Polis kapıma gelip panzerin içerisinde ellerinde olan oğlumu bana soruyorlardı. Devlet o dönemlerde polis eliyle çok kirli siyasetler yürütüyordu bölgemizde" diye kaydetti.

(dk)