2013 Kadın Panaroması –(5) – DOSYA
12:44
Kadın ve Hukuk sistemi
Gülşen Koçuk – Zehra Doğan / JINHA
AMED – Özelde Kürt kadınları açısından 2013 yılının hukuksal açıdan nasıl geçtiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir, 2013 yılında kadını koruyan, kadına dokunan ciddi bir yasal değişiklik yapılmadığını ifade ederken, kadına karşı olan 5 bin yıllık zihniyet karşısında kadının ciddi bir onur mücadelesi verdiğini ve sistemlere başkaldırdığını ifade etti. Reyhan, ayrıca 21’nci yüzyılın kadınların yüzyılı olacağını da sözlerine ekledi.
Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, hak ihlalleri, bu yıl da devam etti. 2013 yılı içerisinde Türkiye’de ve bölgede sadece medyaya yansıyan kadınlardan 192’si katledildi, tecavüze uğrayan kadın ve çocuk sayısı 148, cinsel taciz ve istismara uğrayan kadın ve çocuk sayısı ise 123 oldu. Bunun yanında yargılanan sanıkların ise neredeyse hiç ceza almadıklarını söylemek mümkün. Hele fail bir devlet erki ise, E.A davasında olduğu gibi yargılama süreçleri daha “kolay ve hızlı” işliyor. Tutuklu olan tek sanığın serbest bırakıldığı düşünülürse… Kadına yönelik şiddet bağlamında kadınlar da yaşamın her alanında mücadelesini sürdürmeye ve erkek şiddetine maruz kalan kadınlarla dayanışmaya devam ediyor. Konuya ilişkin konuşan avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir, yargının, 2013 yılında kadınların uğradıkları hak ihlallerinin hukuksal alandaki adalet arayışına nasıl cevaplarla döndüğünü ya da nasıl yanıtsız kaldığını dile getirdi.
‘2013 yılında kadına dokunan yasalar olmadı’
Avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir, 2013 yılında kadının hukuksal alanda verdiği mücadelesini ve yargısal süreçlerde kadına yaklaşımı değerlendirdi. Türkiye’de kadının statüsü ve kadın-erkek eşitsizliğinden kaynaklı, kadınların yaşamlarına doğrudan dokunabilecek yasal değişiklikler ve idari düzenlemeler olabilmesi için daha çok mücadele edilmesi gerektiğini söyleyen Reyhan, 2013 yılında kadınların tek kazanımının son yasal değişiklik paketinde siyasi partilerdeki eş başkanlık sisteminin öngörülmesi olduğunu belirtti. Reyhan, kadınların hem gördükleri şiddetin ciddi şekilde elimine edilmesi ile ilgili ivedi tedbirlerin yaşama geçirilmesi hem de çocuk istismarları ya da kadına yönelik cinsel suçlarda hiçbir ayrımın yapılmayacağına dair bütün değişiklik önerilerinin yok sayıldığını ifade etti. Siyasi partilere eş başkanlık sisteminin gelmesinin Kürt Kadın Hareketi’nin kazanımı olduğunu kaydede Reyhan, 7 seneden bu yana legal Kürt siyasi partilerinin eş başkanlık sistemini fiiliyatta uyguladığına işaret etti. Ayrıca Reyhan, “Bu değişiklik, meselenin sadece yasal mevzuat, yargı olmadığını, fiili anlamdaki ısrarların da ciddi bir kazanım yaratabileceğini gösterdi ki, yedi sene sonra Türkiye de yasal mevzuatını bu bağlamda değiştirdi” dedi.
‘Nedir cinayetin iyi hal indirimi?’
Kadına yönelik şiddetin kapitalist modernitenin sonuçlarından biri olduğunu dile getiren Reyhan, dünyanın her yerinde kadına yönelik şiddetin var olduğunu fakat Ortadoğu gibi savaşların yaşandığı coğrafyalarda çok daha ağır şekilde tezahür ettiğini vurguladı. “Toplumsal barış ortamlarının sağlanmadığı koşullarda kadın her zaman daha fazla suistimale uğruyor, emeği istismar ediliyor, cinsel saldırıya uğruyor” diyen Reyhan, kadın-erkek eşitliğine devlet tarafından inanılmadığı sürece yasalarda ciddi bir değişikliğin olmayacağını kaydetti. 2013 yılında da kadın cinayetlerinde failerin ‘iyi hal’ ya da ‘haksız tahrik’ indiriminden yararlanmasına tepki gösteren Reyhan, “Nedir bu iyi hal indirimi? Bir yaşam hakkının ihlal edilmesinden bahsediyoruz. 2013 senesinde de ciddi şekilde kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet, tecavüz dosyaları ile ilgilenmek durumunda kalmamızın en büyük nedeni budur: Ciddi bir caydırıcı ceza sistemi yok. Cezasızlık var neredeyse. Zanlı, duruşmalarda yargıya küfür mü edecek? Duruşmalarda biraz sessiz durmuş diye ceza, müebbetten 25 yıla indiriyor. Adli suçluların, politik suçlulardan daha farklı bir infaz rejimi var. Örneğin Pippa Bacca, toplumsal barış için beyaz gelinliği ile dünyanın birçok ülkesini gezdi. Türkiye’de eski bir tecavüz faili tarafından öldürüldü. Böyle olduğu zaman hem aynı kişi benzer suçları işleyebiliyor. Hem de başka failler, bir öncekinin aldığı az cezadan cesaretleniyorlar.”
‘Mağdur’, yargılama sürecinde de şiddet görüyor
Kadın ve çocukların 2013 yılında da cinsel şiddetten korunamadığını söyleyen Reyhan, şiddete maruz kalan kişilerin, yargılama süreçlerinde de mahkeme, polis, fail ve fail yakınları gibi kişiler tarafından fiziksel ve sözlü şiddete maruz kaldıklarını ifade etti. Alınmayan tedbirlerden, koruma tedbirlerinin geriliğinden ve yetersizliğinden dolayı şiddete maruz kalan kişilerin hem manevi hem de fiziken saldırıya uğradığına dikkat çeken Reyhan, “Bizim takip ettiğimiz bu dosyalarda aldığımız sonuçlar, CEDAW, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi tarafı olduğumuz diğer uluslararası sözleşmeler de dahil, bunların dışında bir çerçevede devam ediyor. Bizim de ısrarlı mücadelemiz bundan kaynaklanıyor” şeklinde konuştu.
‘İşkencelere uğrayan çocuklar ülkesiyiz’
Adalet meselesi üzerinde daha çok durulması gerektiğini belirten Reyhan, “2000’li yılların sonlarına doğru TMK mağduru çocuklar olarak uzunca bir süre kamuoyunu meşgul eden, toplumsal olaylarda aslında darp edilen, gözaltına alınan, Pozantı ve Şakran örneğinde olduğu gibi bununla yetinmeyip cezaevlerinde işkenceye uğrayan bir çocuklar ülkesiyiz” açıklamasında bulundu. Özellikle fail kamu erki olduğu zaman dosyalarda ciddi şekilde korunduğuna her zaman tanıklık ettiklerine işaret ettiğini dile getiren Reyhan, girişimler sonucu açılan birçok davadan ceza çıkmadığını ve bölgede görülen davaların da “güvenlik gerekçesi” ile Türkiye’nin farklı kentlerine taşındığını dile getirdi. mahkemelerin, failden yana tutum bir yaklaşım sergilediğini kaydeden Reyhan, “O kadar paralel giden şeyler ki, bu davaların nakli meselelerinde dosyalar ya yargısız infaz dosyalarıdır, ya çocuk istismarıdır ya kadına yönelik şiddet dosyalarıdır ya da gözaltında tecavüz vakalarıdır” sözlerini ifade etti.
‘Umutsuz değiliz, beslendiğimiz kaynak gelişkin’
Bingöl’deki E.A dosyasını örnek olarak gösteren Reyhan Yalçındağ, dosyada çocuğun silahlı görev yapan 8 uzman çavuş tarafından tehdit edilmesine ceza yasasında ağırlaştırılmış bir ceza öngörüldüğünü ifade ederken, bu durumun hukukta ‘nüfus kullanmak’ olduğunu dile getirdi. Reyhan, bütün faillerin tutuklanması beklenirken infial yarattığı, kamuoyunun gündemine oturduğu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı taraf olduğu için tutuklanan tek failin de serbest bırakıldığının altını çizdi. “Biz hukukçu yardımı olmaksızın dosyalar takip edilse olacakları düşünemiyoruz bile” ifadelerine yer veren Reyhan, hukukçular tarafından takip edilen dosyalarda dahi E.A örneğinde olduğu gibi beraat, zaman aşımı, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar verildiğine işaret ederek, “Kutsal devlet, kutsal aile, dokunulmaz olan şeylerden bahsedeceksin, kadınlara kaç çocuk doğuracağı yönünde telkinler yapacaksın, o yetmeyecek, çalışma yaşamında yeni düzenlemeler adı altında bir sürü yeni şey getireceksin. Ama bunların hiçbirisi kadının hanesine artı olarak düşmez. Dolayısıyla bizim önümüzde daha katledilecek çok mesafe var. Önümüzde 5 bin yıllık bir devlet zihniyeti var. Ama umutsuz da değiliz. Çünkü beslendiğimiz mücadele kaynağı da çok gelişkin. O yüzden de bütün engellemelere rağmen yolumuza bu şekilde devam etmemiz gerekiyor” diye kaydetti.
‘Kürt kadınları, yıla katliamla başladı’
Kadının giriştiği bu eşitlik, özgürlük, hak, adalet ve barış mücadelesinde çok büyük bedeller ödendiğini ve ödenmeye de devam ettiğini kaydeden Reyhan, kadınların, çevrelerindeki bütün gelenekselliğe karşı bir onur mücadelesi verdiğini ifade etti. Reyhan, boşanma davalarının da kadının verdiği mücadelenin bir göstergesi olduğunu belirterek, “Kadın, yeri geliyor ayağında terliklerle, elinde çocukları, sokağa çıkıp ‘Artık bu yaşamı reddediyorum, bu onursuzluğu, şiddeti kabul etmeyeceğim’ diyor. Yeri geliyor, Paris’in orta yerinde çok büyük bir kültürel mirası olduğu ile övünen bir ülkenin başkentinin orta yerinde üç devrimci kadın katledilebiliyor, failler bulunmuyor, olay aydınlanmıyor, dosyanın üzerindeki gizlilik kararı kaldırılmıyor. Bütün bunları yan yana getirdiğiniz zaman maalesef 2013 senesi de özellikle Kürt kadınları şahsında, ocak ayında böyle bir katliamın yaşanması ile başlayan bir sene oldu. Akabinde İran’da Kürt politik tutsaklar içerisinde idam edilenlerin arasında kadınların da olduğu gerçeği, Rojava’da direnen, bedel ödeyen ama aynı zamanda el Kaide, el Nusra gibi gerici örgütlerin ciddi cinsel işkencesine de katliamına da maruz kalan kadınlar gerçeği, Afganistan ve Pakistan’da onur mücadelesini yürüten kadınlar gerçekliği…” dedi.
‘21’nci yüzyıl kadınların yüzyılı olacak’
21’nci yüzyılın kadın yüzyılı olacağına dikkat çeken Reyhan konuşmasının devamında son olarak şunlara yer verdi:
“Bütün bunlar, dayatılan eşitsizliklere, ayrımcılığa, onursuzluğa rağmen 21’nci yüzyıl kadınların yüzyılı olacağını gösteriyor. Tabiki mücadele ettikçe kazandılar ve kazandık. O yüzden de daha mücadele etmemizi gerektiren o kadar çok neden önümüzde duruyor ki, bir yandan bu üzerimize yapıştırılmış bu Ortadoğulu mağdur kadın etiketini üstümüzden düşürmenin verdiği özgüven de var. Eskiden oryantalist bakış açısıyla, Batıdan gelip değerlendirmeler yapılırdı, sanki kadınların ezilmişliği sadece bu toplumların meselesiymiş gibi. Oysa ki, üniversite mezunu kadın oranının yüksek olduğu ülkelerdeki şiddet meselelerinin de ne kadar ciddi bir noktada olduğunu biliyoruz. Bu bakış açısını kabul etmiyoruz. Bunun yerine hem yaşadığı ülkede adil bir yaşamı tesis etme, hem Ortadoğu gibi çatışmalı coğrafyalarda onurlu bir barışı tesis etme gibi ciddi bir toplumsal misyona soyunmuş kadınlar. Ve dolayısıyla aldıkları o tarihsel miras o kadar güçlü ki, kadınların önü çok açık, başaracakları daha bir sürü alan da var diye düşünüyorum. Bu vesileyle hepimize kolay gelsin.”
YARIN: HDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel: 2013 yılı ve kadın mücadelesi
(gk/mg)

