'Sansüre karşı direnmenin zamanı geldi'
12:47
JINHA
İSTANBUL - Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, "Bir arada bu baskıya karşı direnmenin zamanı geldi. Basın, ifade özgürlüğü için sansür ve iktidar baskısına karşı bir arada durmamızın, ortak bir tepki, ortak başyazılarla, ortak başlıklarla çıkmanın zamanı geldi. Bir arada durmak zorundayız. Bu toplantıyı düzenleyen meslek örgütlerinin çatısı altında direnmek zorundayız" dedi.
Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS), Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC)'nin düzenlediği "Medya Özgürlüğü ve Gazeteci Hakları Konferansı" Nippon Otel'de başladı. "Türkiye: Kutuplaşmış bir ülkede gazetecilerin hak ve özgürlüğünü savunmak" başlığı ile iki gün sürmesi planlanan konferansın açılış konuşmasını TGS Genel Başkanı Uğur Güç gerçekleştirdi. Uğur, genel seçimler sonrasında yaşananları değerlendirerek, "Ülke bütün bu sorunları önemsizleştirecek bir kaos ortamına sokuldu" dedi.
Suriye'de yaşanan savaşa ve Türkiye'de başlatılan savaş sürecine de değinen Uğur, "Ortadoğu bütün dünyanın kalbidir. İnsanlığın kalbi kanıyorsa, insanlığın ölümü yakındır. İnsanlık ölürse, vicdan ölürse şiddet tüm dünyayı sarar. Aylan bebeğin fotoğrafının tüm insanların vicdanını derinden sarstığını zannediyorduk. Fakat Macaristan'da gördüğümüz tekme yanıldığımızı da bize gösterdi. Hepimiz önce insanız sonra gazeteciyiz. İnsanlığımızı unutacak kadar gözümüz kararmışsa önümüzü görmemiz mümkün değil. TGS olarak bulunduğumuz her platformda savaş değil barış diyerek haykırıyoruz. Meslektaşlarımızı nefret söyleminden vazgeçmeye barış gazeteciliğine davet ediyoruz. Suriye'de 4 yıldır süren savaşın sonlanmasını istiyoruz. Ne Türkiye'de, ne Suriye'de ne de başka bir coğrafyada insanlar ölmesin diyoruz. Bu halkların bu insanların çektiği acı artık yeter. Ne gariptir ki 'barış' diyenleri artık terörist diye yargılıyorlar. Kendimi ihbar ediyorum, bugün daha yüksek sesle barış diye bağırıyorum" şeklinde konuştu.
Suruç katliamında 32 kişinin katledildiğini hatırlatan Uğur, halkın IŞİD'e operasyon olmasını beklerken, jetlerin Kandil'i bombaladığını dile getirdi. Uğur, yüzün üzerinde bölgenin AKP tarafından daha önce hazırlanmış kanunlarla "Özel Güvenlik Bölgesi" ilan edildiğini ifade ederek, Cumhurbaşkanı'nın hükümeti kurmada hukuksuzluk yaptığını belirtti.
'Basına baskı ve sansür inanılmaz seviyede'
IFJ Başkanı Jim Boumelha da, Türkiye'de şiddetin rutin hale geldiğini belirterek, "Basına baskı ve sansür de inanılmaz seviyede" dedi. Ceza yasalarında basına engel oluşturan yasaların değiştirilmesi konusunda adım atılmadığını belirten Jim, bu gelişmeler karşısında direnebilmek için tüm gazetecilerin bir araya getirilmesinin önemli olduğunu vurguladı. Sendikal örgütlenmenin gerekliliğinin altını çizen Jim, "Maliyetleri azaltmak için işten çıkartmalar söz konusu. Bu Türkiye'de de devam ediyor" dedi. Şiddetin oto-sansüre neden olduğunu söyleyen Jim, "Çalışanlar bütün bu ortam içinde gazeteciliğin ne olduğunu unutmuş durumda" diye konuştu. Jim, "İyi gazetecilik örneği yapmaya çalışıyoruz. Gazeteci örgütleri ve gazeteciler olarak yeni yollar bulmak zorundayız. Birlik ya da ittifak oluşturmalıyız" dedi.
'Türkiye'de medya ciddi zorluklarla karşı karşıya'
AB Türkiye Delegasyonu Siyasi İşler, Basın ve Enformasyon Bölüm Başkan Yardımcısı Andreea Schmidt, "Türkiye'yi stratejik ortak, aday ülke olarak görüyoruz. İlerleme raporunda belirtildiği gibi Türkiye'de medya ciddi zorluklarla karşı karşıya. Basın özgürlüğüne engel teşkil eden zorluklar bunlar" dedi. İnternet yasasının yeterince kamuoyunda tartışılmadan yapıldığını Belirten Andreea, "İnsanlar Twitter yorumları nedeniyle gözaltına alınıyor. Devlet yetkililerinin bizzat gazetecileri hedef aldığını görüyoruz. Hükümetin bir takım çabalarla basına engeller çıkartıldığını görüyoruz. AB olarak biz gazetecilerin rahatsız edilmediği, çalışma şartlarının iyileştirildiği bir ortam görmek istiyorum. Gazeteciler tüm vatandaşlar gibi düşünüp, yazabilmelidir" şeklinde konuştu.
'Türkiye'de demokrasi yeşersin'
TGC Başkanı Turgay Olcayto da Türkiye'de basına yönelik baskıların altını çizerek, "Evrensel gazetecilik kuralları işlesin, halkın haber alma hakkı için basın özgürlüğünün dile getirilmesini istiyoruz" dedi. Sansürün sonucu olarak gelişen oto-sansüre dikkat çeken Turgay, "Bu bunalımlı dönemden elbette kurtulacağız. Umudumuz asla tükenmiyor. İstiyoruz ki, Türkiye'de artık demokrasi yeşersin. Türk halkı bu kadar zorba bir rejim altında yaşamaya layık değil" diye konuştu.
'Kurşun geçirmez camlar artık gazete binalarının ayrılmaz parçası'
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, son iki günde yaşananları özetledi. Can, "Hürriyet'e geldikten sonra bize de geldiler. Geldiklerinde ne yapacağımızı tartıştık, yangın merdivenlerini kontrol ettik. Kurşun geçirmez camlar artık gazete binalarının ayrılmaz parçası oldu" dedi. Carlie Hebdo'yla gösterdikleri dayanışma nedeniyle saldırılara maruz kaldıklarını anlatan Can, "Bunun davası da görülecek. İki yazarımız hakkında dava açıldı. O duruşmanın hazırlığı var" diye konuştu.
'Hükümet tetikçisi gibi çalışan gazetecinin saldırılarına maruz kaldık'
Nokta dergisine yönelik baskılardan da bahseden Can, şöyle konuştu: "Habere konu olan kapağı basarsak başımıza neler gelir diye aramızda değerlendirdik. Derginin haberini veren gazeteleri toplatır mı diye aramızda konuştuk. O arada internet sitemiz engellendi. Cumhurbaşkanı'nın yayın sırasında '400 milletvekili verseydiniz bunlar olmazdı' cümlesini yayınladığımız için. Bu arada da bir televizyon kanalında hükümet tetikçisi gibi çalışan bir gazetecinin saldırılarına maruz kaldık. Hukuki önlemler, sansürle baş etme, ölüm tehditlerine karşı ne yapmalıyız. Son 48 saattir yaşadıklarımız bunlar. Ölüm tehditlerini dikkate almamız gerekiyor mu? Türkiye'de bu tehdidi yabana atmamak gerekiyor. Yazdıklarından dolayı arabası bombalanmış, suikasta uğramış, bir şekilde hapis yapmış meslektaşlarımız var bu gazetenin çatısı altında."
'Türkiye'de basın özgürlüğü yok'
Basın özgürlüğünün Türkiye'de hiçbir şekilde olmadığını bildiren Can, Türkiye'de özel gazetenin çıkış sürecini anlatarak, "Yeni bir sultanın kendi suçlarını örtbas etmek için kendi yandaşlarına gazete çıkartmayı bahsetmesine şaşırmamak gerekiyor" dedi. Can, 12 Eylül döneminde de gazetecilik yaptığına dikkat çekerek, "Ben böyle bir faşizm, böyle bir baskı görmedim" diye konuştu. Bu dönemde uygulanan sansür ve baskı yöntemlerinden örnekler veren Can, "Yandaşlaşma operasyonu yaptı, kendine bağlı medya yaptı ve tetikçi medya yarattı. Bir gazete patronunun, ülkenin başbakanına 'Seni üzdük mü patron' diyerek ağlamasını ben 12 Eylül döneminde de görmedim" şeklinde konuştu.
'Ortak başlıklarla çıkmanın zamanı geldi'
Oto-sansüre dikkat çeken Can, "O haberi yaptığınız zaman, hayatınızın güvenliği olmadığınızı biliyorsunuz. Bunu bilmek oto-sansürü güçlendiriyor" dedi. Gazete hakkında 25 dava açıldığını hatırlatan Can, "Bunların neredeyse Cumhurbaşkanı'na hakaret. Yaptığımız her eleştiri, dava konusu oluyor. Bizzat Cumhurbaşkanı tarafından tehdit edilmek, ayrı bir ayrıcalık. Bunun da basın tarihinde bir ilk" diye konuştu. Can, "Bir arada bu baskıya karşı direnmenin zamanı geldi. Basın, ifade özgürlüğü için sansür ve iktidar baskısına karşı bir arada durmamızın, ortak bir tepki, ortak başyazılarla, ortak başlıklarla çıkmanın zamanı geldi. Bir arada durmak zorundayız. Bu toplantıyı düzenleyen meslek örgütlerinin çatısı altında direnmek zorundayız" diye konuştu.
Sempozyumun soru-cevap bölümünün ardından kısa bir ara verilen konferans konuşmalarla devam ediyor.
(en-cm/dc/dk/fk)
