HDP'nin Cizre raporu: Geçmişten bu güne devlet aynı devlet

15:52

JINHA

ANKARA - HDP'nin Cizre'de sıkı yönetim uygulamalarına ilişkin hazırladığı raporda, yaşamını yitiren 21 sivil yurttaştan 15'inin direk kolluk güçlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdiği diğer yurttaşların ise saatlerce ambulansların mahallelere girişine izin verilmemesi sonucu yaşamını yitirdiği belirtildi. Raporda, devletin Cizre kin ve nefretinin yeni olmadığı belirtilerek, "Hükümetler değişmiş ama devletin şiddet geleneği devam etmiştir. Aynı şekilde devlet eskiden katledenleri nasıl koruyorsa şimdi de çocuk, yaşlı herkesi katleden kolluk güçlerini korumakta, kendi basın organlarında bu katliamlarla 'temizlik' yaptığını söylemektedir" denildi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Şırnak Valiliği tarafından 4 Eylül günü Cizre'de ilan edilen ve 8 gün süren "Sokağa çıkma yasağı"nın ardından uygulanan OHAL uygulamaları ile aralarında en az 4 çocuğun ve bir bebeğin de bulunduğu 21 sivil katledildi. Devletin 8 gün boyunca katliamlar gerçekleştirdiği Cizre'ye giden HDP heyeti, hazırladığı raporu kamuoyuna açıkladı. "Cizre'de sokağa çıkma yasağı sırasında sivil yurttaşlara yönelik infazlar ve hak ihlalleri raporu" ismiyle yayınlanan raporda, konu başlıkları, "Cizre ablukasına nasıl gelindi?", "Neden Cizre?", "Cizre'de yaşananlar", "Tanıklıklar ve tespitler", "Sokağa çıkma yasağının ulusal ve uluslararası hukukta yeri", "Talepler ve yandaş basında Cizre" olarak yer aldı.

Raporun ilk başlığını oluşturan "Cizre ablukasına nasıl gelindi?" bölümünde tarihi 2013 Diyarbakır Newroz'unda PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısı ile başlayan sürece vurgu yapılarak, AKP hükümetinin süreç boyunca Kürdistan'da devreye soktuğu savaş hazırlıklarına vurgu yapıldı. Bu bölümde Dolmabahçe Mutabakatı'na ayrı yer ayrılarak, "Sayın Öcalan ile başlayan bu süreçle Türkiye'nin demokratikleşmesi temelinde Kürt sorununun çözümü belli bir aşamaya ulaştı. Böylesi tarihi misyonların hayata geçirilmesi amacıyla başlayan çözüm süreci, Dolmabahçe'de devlet yetkilileri, hükümet yetkilileri ve partimiz İmralı Heyeti'nin hazır bulunduğu mutabakat metni ile kalıcı bir barışa doğru evirilebilecekken başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere AKP hükümetinin Dolmabahçe Mutabakatı'nı reddetmesiyle süreç akamete uğramış ve devletin topyekun savaş kararıyla bitirilmiştir. Oysaki tarafların üzerinde anlaştığı 10 maddelik mutabakat metni, demokratik siyasetin önünün açılmasından çatışmalı sürecin çözümüne kadar tüm sorunların çözüm reçetesi niteliğindeydi. Dolmabahçe Mutabakatı'nda çözüm sürecinde izlenecek yol ve yöntemler belirlenmişti. Önce İmralı Adası'na isimleri bile belirlenmiş olan İzleme Heyeti gidecek, İzleme Heyeti huzurunda derinlikli müzakereye geçiş sağlanacak ve Sayın Öcalan PKK'ye, Türkiye'ye karşı silahların bırakılması çağrısını yapacaktı" denildi.

Yine bu bölümde 7 Haziran seçimleri ile birlikte AKP'nin tek başına iktidar olmadığı ve bunun en büyük nedeninin HDP'nin yüzde 13 gibi bir oy alarak, seçim barajını geçmesi olarak gösterilerek, şu ifadelere yer verildi: "7 Haziran seçimlerinden HDP zaferle çıkmış, oluşturulmak istenen tek adam yönetimi alaşağı edilmiştir. Türkiye'de siyasetin saraylardan dizayn edilmesi isteği halkın sandıklara yansıyan iradesiyle boşa çıkmıştır. Fakat buna rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa'nın kendisine tanıdığı sınırları ihlal edip, deyim yerindeyse Anayasa'yı askıya alarak Türkiye halklarının iradesini çiğnemiş ve fiili bir tek adam yönetimi oluşturmaya başlamıştır."

Yapılan saldırıların hedefinin Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin iradesi olduğuna yer verilen raporda, "7 Haziran seçimlerinden istediğini alamayan Saray, HDP'nin yüksek oranda oy aldığı bölgeleri 'askeri özel güvenlik' bölgeleri ilan ettirmiş, yerleşim yerlerinde sokağa çıkma yasakları adı altında olağan üstü rejim şartları oluşturmuştur. 7 Haziran sonrası özellikle partimizin çok yüksek oy aldığı merkezlerde ilan edilen sokağa çıkma yasakları Kürt halkına karşı bütün yasaları askıya almış, fiili bir öldürme rejimini görünür kılmıştır" denildi. Raporda, Varto, Lice, Silvan, Yüksekova ve Sur'da Valilikler tarafından ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına değinilerek, devletin gerçekleştirdiği katliamların sonuçlarına yer verildi.

'Cizre Kürt halkının direniş sembolü olmuştur'

Raporun "Neden Cizre" bölümünde ise Cizre'nin tarihi geçmişine vurgu yapılarak, "Uygulanan tüm baskı ve zora rağmen Cizre halkı ne o günlerde ne de son Cizre ablukasında direniş çizgisinden asla taviz vermemiş, boyun eğmemiştir. Özgürlük ve eşitlik talebini her daim en yüksek perdeden seslendiren Cizre halkı, inkar imha ve asimilasyon politikalarına karşı tarihinin tüm aşamalarında direnmeyi bilmiştir. Devlet tarafından yıllarca sürdürülen asimilasyon siyasetine rağmen Cizre bir türlü Türkleştirilememiş, Cizre halkı kültürel ve siyasi özgün ve bağımsız duruşunu korumayı bilmiştir. Tam da bu yüzden iktidarların hedef tahtasına konulmuştur. Cizre nasıl ki 1847'de Osmanlı zamanında Mir Bedirhan'ın Botan'da başlattığı isyanın kalbi olduysa, 90'lı yıllar boyunca uygulanan topyekün savaş politikalarına karşı koyarak Kürt halkının direniş sembolü olmuştur. Kürt halkının hafızasında zulüm abidesi olarak anılan dönemin Şırnak Tugay Komutanı Tuğgeneral Mete Sayar Şırnak'ta ve Cizre'de uyguladığı tüm vahşete rağmen halka boyun eğdirememiştir. O dönem devlet şiddetinin en ağırını yaşayan kentlerden biri olan Cizre için devletin kin ve nefreti yeni değildir. 90'larda uygulanan devlet şiddeti son Cizre ablukasında görüleceği gibi daha da artmıştır. Hükümetler değişmiş ama devletin şiddet geleneği devam etmiştir. Aynı şekilde devlet eskiden katledenleri nasıl koruyorsa şimdi de çocuk, yaşlı herkesi katleden kolluk güçlerini korumakta, kendi basın organlarında bu katliamlarla 'temizlik' yaptığını söylemektedir. Nasıl ki 1990'larda yaşanan yargısız infaz, gözaltında kayıp ve işkencelere dair açılan, aralarında işkence ve kayıpların sorumlularından Albay Cemal Temizöz ve Korucubaşı Kamil Atak'ın davalarının da bulunduğu bütün davalar birer birer kapatılmış, sorumlular cezasız bırakılmışsa bugünde bu yargısız infazların, katliamların sorumluları şimdiden aklanmaya çalışılmaktadır" denildi.

'15'i kolluk güçleri tarafından olmak üzere 21 sivil katledildi'

AKP ve devletin Cizre'ye kelimenin tam anlamıyla topyekün savaş konseptinin tüm insanlık dışı araçlarını devreye sokarak açık bir sivil katliama giriştiği belirtilen raporda, şunlar aktarıldı: "35 günlük bebek ve 7 çocuk sahibi bir anne de dahil olmak üzere 21 sivil yurttaşı katletmiştir. Yaşamını yitiren 21 kişiden 15'i direk kolluk güçlerinin açtığı ateş sonucu katledilirken, geriye kalanlarda hasta olmalarına rağmen saatlerce ambulansların mahallelere girişine izin verilmemesi sonucu hayatını kaybetmiştir. Demokratik ve meşru bir talep olan özyönetim ilanı şiddetle bastırılmak istenmiş, halkın demokratik talepleri görmezden gelinerek sivil infazlara girişilmiştir. Cizre halkı hukuksuz gözaltı ve ölüm tehdidi karşısında hendekler kazmak zorunda kalmış, sokaklara serdikleri battaniye ve çarşaflarla kendilerini çatılara yerleşen keskin nişancılardan korumak istemiştir."

Raporda, 7 Haziran'daki seçim sonuçlarından dolayı Kürt halkının Cizre özelinde cezalandırılmak istendiği ifade edilerek, "Dünyanın hiç bir yerinde bu kadar uzun süreli ve kesintisiz sokağa çıkma yasağı uygulanmamıştır. Son bir haftada Cizre'de yaşananlar insanlık tarihinde utanç ve zulüm günleri olarak anılacaktır. Tüm bu zulümlerin sorumlusu seçimlerden istediği sonucu elde edemeyen, 400 vekili alamayan AKP hükümetidir. 90'lı yıllara rahmet okutan insanlık dışı uygulamalar Kürt halkının hafızasına ikinci bir Kobanê olarak kazınmıştır" diye kaydedildi.

Raporda Cizre Belediye Eş Başkanı Leyla İmret'in İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınmasına yer verilerek, "Son olarak İçişleri Bakanlığı Cizre Belediye Eşbaşkanı Leyla İmret'i görevden alarak Cizre halkının iradesine saygısızlık yapmaya devam etmektedir. Seçilmişlerin atanmışlardan üstün olduğunu zamanında sıkça vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürt halkının seçtiği temsilcilere karşı açıkça savaş ilan etmiştir" denildi.

Raporda, tanık dinlemeleri ve tespitlere de yer verildi. İlçede yaşananlar, tanık beyanları ve tespitlerı gün gün sıralandı.

(fk)