'Cizre'de anayasa ve tüm hukuk kuralları ayaklar altına alındı'
11:24
JINHA
ŞIRNEX - BİGK çağrısıyla Cizre'ye gelen kadınlar burada savaş hukukunun bile hiçe sayıldığını, neler yaşandığının günlerce insanlardan saklandığını belirterek herkesin Cizre'ye destek olması gerektiğini belirtti. Avukat Hülya Gülbahar, "Temel hakları en kötü savaş koşullarında bile askıya alamazsınız. Cizre'de 9 gün boyunca anayasa ayaklar altına alındı. Her türlü uluslararası anlaşma da ayaklar altına alındı" dedi.
BİKG'nin çağrısıyla Cizre'ye gelen Kadının İnsan Hakları ve Yeni Çözümler Derneği ve Türk Medeni Kanununun Değişmesi Derneği Kurucularından Pınar İlkkaracan, Temmuz ayında Suruç Katliamı'nın yaşanmasının ardından çatışmaların başladığına dikkat çekerek, "Batıda bizim için de hayat durdu bizim için de travma oldu bunu çok net söyleyebilirim. Büyük bir korku ve endişe sardı içimizi bir şekilde o endişe gittikçe yükseldi ve son olarak Cizre'de yaşananlar korkunçtu" dedi.
Barış için daha öncelerde de çalışmalarda bulunduğunu dile getiren Pınar, "Ama Cizre için hiçbir şey yapamamak sanki duvara konuşuyor olmak korkunç. Ulaşımın kesilmesi, yiyecek kalmaması, öldürülenlerin buzdolabında saklanması bunları duymak bile travma yaratıyor" diye konuştu. Aynı zamanda bir psikoterapist olan Pınar, katliamı yaşayan halkın çok daha korkunç bir travma yaşadığını söyledi. Pınar, "Bu yüzden burada halkla birlikte olduğumuzu sonuna kadar onlarla dayanışma içinde olduğumuzu göstermek için geldik. Aslında travmadan sonra normale dönme en az bir yıl sürer biz o normale dönme sürecinde destek olmak için geldik. Halkın üzerinde çok yoğun tedirginlik var. Halkın yardıma ihtiyacı var sağlık ekiplerinin burada olması gerekiyor ve psikolojik destek almaları gerekiyor" diye belirtti.
'Hükümet Cizrelilere bir an önce güvence vermeli'
Cizre'ye geliş amaçlarından birisinin de çocuklarla çalışma yapabilmek olduğunu belirten Pınar, "Çocukların durumu da çok önemli. Onlar görünmeden daha çok etkilenen. Çocuklar bu durumu nasıl hissediyor. Hayretler içindeyim hiçbir psikolojik yardım yok destek yok. Yapacak çok şey var aslında burası küçük bir yerde değil yüz bin nüfusu olan bir yer. Birçok çocuktan bahsediyoruz hükümetin biran önce ona güvencesini vermesi bir daha aynı şeylerin yaşanmayacağına inandırması düzenin tekrar sağlanmasını kesin bir dille söylemesi gerekiyor. Türkiye çok kötü bir noktaya doğru gidiyor dolayısıyla herkesi sesini çıkarmaya çağırıyorum. Çünkü hep birlikte gidiyoruz o kötü noktaya" şeklinde konuştu.
'Biz çocuklarımıza ölü fotoğrafı gösteremezken ölülerle uyudular'
Feminist Avukat Hülya Gülbahar da Cizre'ye geldiklerinde Cudi Mahallesi'nden Fatma ile tanıştıklarını anlatarak, "Fatma bize 'biz çocuklarımıza ölü fotoğrafları bile gösteremezken 6 şehidimiz var ve çocuklarımız ölülerle günlerce zaman geçirdiler' dedi onların yaşadığı travmayı nasıl geçireceğiz bilmiyoruz. Fotoğrafları bile gösteremediğimiz çocuklar ölülerle zaman geçirdiler geceleri bile uyuyamıyorlar. Çok çarpıcı" diye konuştu.
'Gerçekleri günlerce sakladılar'
Taziye evine geldiklerinde, Botan MEYA DER Mela Kasım'ın konuşmasını anlatan Hülya, "Konuşmasında 'burada dokuz gün boyunca suyu kestiler elektriği kestiler Allah'ın ezanını bile kestiler' demişti. Bu da gerçekten çok çarpıcı bir nokta. Geldiğimiz andan beri hatıraları bizi çok sarstı. Biz zaten bunun için geldik buraya bir şehir dokuz gün boyunca abluka altına alındı. Şehrin bütün temel hakları ortadan kaldırıldı burada ve biz gerçekleri günlerce öğrenemedik sosyal medya olmasaydı hiç öğrenemezdik bize günlerce yalan söylediler" şeklinde konuştu.
'Savaşın karakterlerinin değiştiği yüzyıldayız'
Hülya, günlerce gerçekleri öğrenemediklerini söyleyerek, "Bugün burada konuştuğumuz kadınlardan biri anlattı. Bir kadın su vanasını açmak için dışarı çıkmış ve gördüğü keskin nişancının arkasını dönmesini beklemiş ki vanayı açabilsin. Keskin nişancı arkasını döndüğü gibi koşup vanayı açmış çünkü evde çocukları susuzmuş. Sonra bir hafta dışarı çıkamamış. Öyle bir korku yaşamış ki çocuklar, kadınlar ve bütün insanlar. Bizden saklananı birebir halktan duyacağız" diye konuştu. Artık savaşların karakterlerinin değiştiği bir yüzyılda yaşandığına dikkat çeken Hülya, "Savaş artık cephelerde iki tarafın genç erkeklerinin arasında gerçekleşmiyor. Şehrin göbeğinde oluyor. Türkiye'de bu olgunun 21'inci yüzyıl tarihine geçebilecek sert bir örneği yaşandı. Abluka ilk çağlardan orta çağlardan kalma bir durumdur. Ve savaş hukukunda abluka altına alınan insanların yiyeceklerini içeceklerini kesmek, onları açlık, hekimsizlik ilaçsızlık tedavisiz bırakmak diye bir kural savaş hukukunda bile yok" dedi.
"Burası Gazze'ye çok benzetiliyor ve bence Gazze'yi geçen bir durumla karşı karşıyayız. Bir ablukada yaralıların dışarı çıkmasına bile izin verilmeyen seyahat özgürlüğü kısıtlaması ile karşı karşıyayız" diyen Hülya HDP'li bakan ve milletvekillerinin de Cizre'ye giremediğini hatırlattı.
'Cizre kuşatmasında 'Jin jiyan azadi' sloganı hayata değdi'
Dünyanın hiçbir yerinde hukukun tarihinin hiçbir zamanında insanların yaşam hakkının elinden alınması diye bir şeyin olmadığını dile getiren Hülya, "Temel hakları en kötü savaş koşullarında bile askıya alamazsınız. Cizre'de 9 gün boyunca anayasa ayaklar altına alındı. Her türlü uluslararası anlaşma da ayaklar altına alındı. Hemşireleri öldürmek, tehdit etmek ne demek. Her açıdan bakıldığında savaş hukukunun ihlal edildiğini söyleyebiliriz. Hukukun çok sert bir şekilde yok edildiği tablo var" diye kaydetti.
Hülya, Cizre kuşatması sırasında "Jin jiyan azadi" sloganının hayata değen bir slogan olduğunu ifade ederek, "Kadın hayatın merkezinde duruyor. Biz bunu değiştirmeye çalışıyoruz. Erkekler de sorumluluk alsın istiyoruz ama gerçek durumda ailenin yiyeceğini içeceğini temin eden, ailenin yaralılarına, hastalarına, yaşlılarına bakan kadınlar. Beşikten mezara çok önemli bir rol alıyor kadınlar. Cenazelere ulaşmak cenazeleri kaldırmak dahil bütün hakları alıyorsunuz. Kadının 9 gün boyunca yaşamla tüm bağlantılarını kestiler. Doğalında kadının yaşamı dağıttığı herkesinki de kesilmiş oldu" dedi.
'Özgür basını takip etmeliler'
Cizre'de görülen en önemli şeyin kadınların "edi bese" diyerek barışı haykırdıklarını söyleyen Hülya, "İnsanlar burada barışa çok inanıyor. Bu kadar ağır şeyler yaşayıp hala barış diyebilmeleri barışa samimiyetle sahip çıkıldığını gösteriyor. Batıda ki insanların ellerinden geldiğince egemen medyayı değil, buradaki insanların sesi soluğu olan özgür basın çalışanlarına kulak vermeleri mümkünse buralara gelip bu insanlara kulak vermelerini tavsiye ediyorum" şeklinde konuştu.
(dk-kt/gc)

