'Mülteciler ölüm üçgenine mecbur bırakılıyor'
09:03
JINHA
İSTANBUL - Yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan yabancı uyrukluların gittikleri ülkelerde daha zor koşullarda yaşadıklarına dikkat çeken İHD Mülteciler Komisyonu üyesi Gülseren Yoleli, Suriyeli bir mültecinin kendisine "savaşı durdursunlar biz de ülkemize geri dönelim" dediğini kaydetti. Gülseren, "Türkiye'ye gelince insanlık dışı uygulamalarla ölebilirler, başka ülkeye gitmek isteyince de yolda ölüyorlar. Böyle bir ölüm üçgenine mecbur bırakılıyorlar" dedi.
Son zamanlarda yaşadıkları ülkeleri terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan, başka ülkelere sığınmacı ve mülteci olarak gidebilmek için birçok yola başvuruyorlar. Sığınmacı ya da gittikleri ülkelerde birçok sorunla karşı karşıya kalan yabancı uyruklu yurttaşların anayasal boyutta sahip olduğu hakların yaşamda bir geçerliliği yok. Yabancı uyruklu yurttaşların gittikleri ülkelerde karşılaştıkları yaşamsal sorunları İnsan Hakları Derneği (İHD) Mülteci Komisyonu'ndan avukat Gülseren Yoleri değerlendirdi.
Ellerinde 'açım' yazılı kağıtlarla oturuyorlar
Gülseren, "Yaşamsal boyutu anlamak anayasal boyutu anlamaktan daha kolay" diyerek, bunun için çok fazla bir şey yapmaya gerek olmadığını söyledi. Gülseren, "Sokağa çıkacaksınız sadece, hele ki bu gün Türkiye'nin herhangi bir yerinde sokağa çıkıp birkaç saat dolaşmak bile Türkiye'deki yabancıların ne durumda olduğunu görmek için yeterli. Çünkü sokağa çıkınca insanların yollarda, meydanlarda, köprülerde, her yerde dilendiklerini görebiliyoruz. Ellerinde 'açım' yazılı kağıtlarla oturduğunu görebiliyoruz. Onlar herhangi bir şekilde herhangi bir yardımdan faydalanmıyor, hiçbir hakkı kullanamadıklarını görüyoruz" diye kaydetti.
'Türkiye'deki yabancıların sorunları yaşamsal sorunlardır'
Yabancı uyruklulara verilen geçici kimlik numarası ile bazı haklardan yararlanabilecekleri yasalarda belirlenmiş olsa dahi bunun bir geçerliliği olmadığını dile getiren Gülseren, "Türkiye'deki yabancıların sorunları yaşamsal sorunlardır. Temel insan haklarına ulaşamama sorunları mevcut. Çocuklarının karnını doyurabilmek için çöplüklerden yiyecek toplayan anneleri görüyoruz. Dışarıda küçücük çocukların yaşadığı zorlukları ve karşılaştıkları taciz vakalarını görebiliyoruz. Böyle zorlu koşullarda yaşamak zorunda bırakılıyorlar" ifadelerine yer verdi.
'Böyle bir ölüm üçgenine mecbur bırakılıyorlar'
Türkiye'ye gelen yabancı uyrukluların Türkiye'den kaçmaya çalıştıklarını ifade eden Gülseren, "Çok büyük zorluklarla gerek kara yolu gerek deniz yolu ile Türkiye'den başka ülkelere gitmek istediklerine şahit oluyoruz. Bahsettiğimiz coğrafi çekince sebebiyle Türkiye onlara mültecilik statüsü tanımıyor. Türkiye'de geçici olarak kalabiliyorlar kalıcı olarak kalmaları mümkün değil. İnsanlık dışı bir yaşamı kabul etmeleri dayatılıyor. Gelmeden savaş ortamında ölecekler, Türkiye'ye gelince insanlık dışı uygulamalarla ölebilirler, başka ülkeye gitmek isteyince de yolda ölüyorlar. Böyle bir ölüm üçgenine mecbur bırakılıyorlar" ifadelerini vurguladı.
'Kıyıya vuran beden üzerinden duyarlılık samimi değil'
Türkiye'de son yaşanan Aylan Kurdî'nin bedeninin kıyıya vurmasıyla medyanın alevlendiğini söyleyen Gülseren, "Herkesin birdenbire yüreği sızlar gibi oldu. Birdenbire bir duyarlılık gelişir gibi oldu. Gibi oldu diyorum, çünkü bu gerçek değil. Neden gerçek değil, sokağa çıktığınızda bu kadar insanlık dışı uygulamalara maruz kalan çocuklara içiniz acımıyorsa, kıyıya vuran bebek için içinizin acımasında samimiyet yok" dedi. Bu samimiyeti olmayan duyarlılığı zorlanan bir duygu hali olarak tanımlayan Gülseren, "Bu iç rahatlatmanın ötesinde bir şey değil. İnsanlara insan muamelesi yapılmak isteniyorsa onun illa ölmüş olması gerekmiyor, o küçücük bedenin kıyıya vurmuş olması gerekmiyor. Daha henüz yürüyemeyen çocukların çöpten beslenmeye çalıştığı bir yerde kıyıya vuran beden üzerinden duyarlılık samimi değil" şeklinde konuştu.
'Git orada savaşın içinde öl deme vicdansızlığı...'
Türkiye'de ve Dünya'da mülteci sorunlarına ilişkin bir duyarlılık oluşturmak gerekliliği üzerinde duran Gülseren, "Bu duyarlılığı yükseltmek lazım. Dünya'da olduğu gibi Türkiye'de de yabancılar sevilmiyor. Suçlu gibi görüyorlar. Sadece devletler değil, toplumlar da böyle algılıyor. Ortadoğu'da yaşanan savaş sebebiyle gelen insanlara 'git orada savaşın içinde öl' deme vicdansızlığı gösterebilen insan sayısı Türkiye'de neredeyse yüzde 80 oranında" diye vurguladı.
'Sorumluluk sadece sınırları açmak değil'
Sürekli olarak Avrupa'daki duyarsızlıktan ve kota uygulamasından bahsedilmesine de değinen Gülseren, "Avrupa'nın az sayıda mülteci kabul etmesi konuşuluyor. Türkiye'de toplam yabancı sayısı 3 milyon civarında. Bunun 2 milyonu aşkın kısmı savaştan kaçarak Ortadoğu'dan gelenler. Bu kadar insanın barındırılması ve gerçekten insani olanaklara kavuşturulması önemli bazı imkanları da istiyor" diye belirtti. Sınırlarını yabancılara açmakla 'ben yükümlülüklerimi yerine getirdim' havasına bürünen hükümet yetkililerin sorumluluklarını yerine getirmediklerini anlatan Gülseren, "Sorumluluk sadece sınırları açmak değil aynı zamanda o insanların insanca yaşayabilmeleri için ortam yaratmaları gerekir. Biz insan hakları çalışması yürütürken hep şunu söylüyoruz; sınırların kapatılması değil, geçirgenliğinin azaltılması değil geçirgenliğinin arttırılması gerekir" dedi.
'Bu bedeli hayatlarıyla ödemek zorunda kalıyorlar'
Bu gün pek çok ülkenin sınırlarına duvarlar ördüklerini hatırlatan Gülseren, "Bu duvarlar ile yabancı mülteci akımı söz konusu olduğunda oralardan geçemesin, ya da kendi kontrolünde geçişler sağlansın. Bu durumda geçişlerine izin verilmeyen mülteciler insan ticareti ile karşı karşıya geliyor, kaçak yollarla geçmeye çalışıyor. Bu da türlü türlü ölümlere sebep oluyor. Bunun sonucunda bu bedeli hayatlarıyla ödemek zorunda kalıyorlar" diye konuştu. Devletlerin sınırlara yönelik aldığı bu önlemlerin kesinlikle kaldırılması gerektiğini düşündüğünü söyleyen Gülseren, "İnsanların Türkiye'den en çok gitmek istedikleri yer Macaristan üzerinden Almanya'ya gitmek oluyor. Aslında bu ne sadece Türkiye'nin sorunu ne de sadece Almanya'nın sorunu. Bu uluslararası bir sorun. Tüm dünyanın yabancıların haklarının korunmasıyla ilgili bir sorumlulukları var. Çünkü bir bölgede yaşanan savaş sadece o ülkenin yaşadığı bir sorun değil" diye kaydetti.
'Savaşı durdursunlar biz de ülkemize geri dönelim'
Son olarak geçtiğimiz günlerde bir mültecinin çağrısını hatırlatan Gülseren, "Mültecinin bir isteği vardı televizyonlarda, 'Savaşı durdursunlar biz de ülkemize geri dönelim' diye. İnsanlar savaştan ve açlıktan kaçıyorlar. Onları açlığa ve savaşa mahkum eden bu uluslararası sistemin kendisini sorgulaması gerekiyor. Ya savaşları durduracak, ya da savaş sonrası zorunlu göçleri kabullenecek. Bu sorumluluğu üstlenmeyen bir dünya ile karşı karşıyayız" dedi.
(sö-ro/dc/fk)

