Gültan Kışanak: Kölelik gömleğini yırtmanın zamanı gelmiştir
14:38
JINHA
ANKARA – Partisinin gurup toplantısındaki konuşmasında kadına yönelik şiddete dikkat çeken BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, kölelik gömleğini yırtmanın zamanı geldiğini belirterek, “Sadece ve sadece kimliklerini dillerini ve özgürlüklerini savundukları için yüzlerce binlerce Kürt kadını işkence tezgahlarından geçirildi. Milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, meclis üyesi kadın çalışanlarımız şu anda cezaevindedir. Biz kadınlar 25 Kasım’da kadına yönelik şiddete karşı mücadelemizi hem aile içerisinde, hem de devlet şiddetine karşı yükselteceğiz. Mirabel kızkardeşlerin anısına, Sakine’nin, Leyla’nın ve Fidan’ın anısına kadın özgürlük mücadelesini sonuna kadar yürüteceğiz ve başaracağız söz veriyoruz” dedi.
BDP Gurup Toplantısı’nda konuşan BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak’ın ilk gündemi 25 Kasım "Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü" oldu. Kadınların tüm sorunlarını masaya yatırdıklarını kaydeden Gültan, kadın iradesini güçlendirecek politikaları tartıştıklarını belirtti. 25 Kasım’ın kadını ikinci gören, kadını baskı altında tutmak isteyen, kadının iradesini kabul etmeyen, eve hapsetmek isteyen erkek egemen zihniyete karşı mücadele ettikleri bir gün olduğunu kaydeden Gültan, “Mirabel kızkardeşlerin verdiği mücadele ve onlara karşı örgütlenmiş erkek şiddetinin en vahşisi olan faşist diktatörlük ve onların uyguladığı politikaları tüm kadınlar sorgulamalıdır” dedi. 9 Ocak tarihinde Paris’te katledilen Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan’ı hatırlatan Gültan, “Kadın mücadelemiz devam ediyor. Kadın yoldaşlarımız katledilseler de kadın mücadelemiz devam ediyor. Sizin katliamlarınız varsa bizimde direnişimiz var örgütlü gücümüz var” diye konuştu.
‘Artık toplumsal bir dönüşümün zamanı gelmiştir’
Kadın sorununun sadece kadın sorunu olmadığına vurgu yapan Gültan, “Kadın sorunu sadece kadının sorunuymuş gibi ele alınıyor. Ve sadece kadınların baş etmesi gereken bir sorunmuş gibi ele alınıyor. Herkesin kendisine kadın kimdir, kadın nedir, toplumdaki yeri nedir? diye sorması gerekiyor. Üzerini kapatacağımız bir cinsten bahsediyorsak eğer o zaman hayatımızın yarısını, toplumun yarısını, ikinci göreceğimiz, pranga takacağımız, eve hapsedeceğimiz, iradesini yok sayacağımız bir cinsten bahsediyoruz demek olur. O zaman hangi özgürlükten bahsediyoruz. Bu soruları erkeklerin kendisine sorması gerekiyor. Bu sorulara verecekleri cevapla hayatlarındaki yaklaşımlarını sorgulamaları gerekiyor. Tabiki bu mücadelenin öznesi kadınlardır. Önce kadınlar karşı duracak, özgürlüğünü isteyecek. Ama bu bir çatışma değildir. Toplumsal dönüşüme hizmet etmek istiyorsak erkeklerde bu soruları kendisine sormalıdır. Artık toplumsal bir dönüşümün zamanı gelmiştir” şeklinde konuştu.
‘Kadına yönelik şiddetin en örgütlenmiş hali devlettir’
Aynı zamanda erkek kimdir? sorusunun da sorulması gerektiğini kaydeden Gültan, “Erkek egemenlikli zihniyet tarih boyunca bir egemenlik sembolü olarak kendisini örgütlendirmeye çalışmıştır. Oysa biz çok iyi biliyoruz ki erkekler güçlü egemen ve otoriter değillerdir. Bir sınıflı toplum gerçeği var erkeklerin bunu terk etmesi gerekiyor. Kadına yönelik şiddet örgütlenmiştir. Kadına yönelik şiddetin en örgütlenmiş hali devlettir. Kadına yönelik şiddetin, öldürülen her kadın asıl sorumlusu devlet anlayışı ve devletin zihniyetidir. Ailemizin içine kadar sızmış bir zihniyettir. Türkiye’de kadına yönelik zihniyetin ne kadar arttığını ilk kez 2009-2010 yılındaki verilerinde çarpıcı bir şekilde gördük. Yüzde 1400 artış vardır. Ancak sihirli bir el bu rakamı küçülttü ve küçük vakalar halinde bize sunmaya çalışıyorlar. Oysa bu gerçek değil rakamlarla oynayarak kadına yönelik şiddeti görünmez kılamazsınız” ifadelerini kullandı.
‘Türkiye’de her gün 5 kadın katlediliyor’
Kadınların kamusal alanda, evde, sokakta, kamusal alanda ve hayatın her alanındaki şiddeti iyi bildiklerini sözlerine ekleyen Gültan, “İstatistik sihirbazlıklarına son verilmeli yalın gerçek kabul edilmeli ve üzerine gidilmelidir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için hükümetin ve devlet mekanizmasının gerekenleri tartışması gerekiyor. Karar mekanizmalarında kadın yok, yönetimde, siyasette kadın yok. Kaymakamı, valisi, müşteşarı, diplomatı yok. Bu tablo değişmiyor ve değiştirilmek istenmiyor. Her gün 5 kadın katlediliyor hakikat burada, gerçek burada. Kağıt üzerindeki yasalarınızın işlemez hale geldiği çok net ortadadır” dedi. Kadına yönelik şiddetin siyasi söyleme dikkat çeken Gültan, “Kadına yönelik şiddetin siyasi söylemi var, zihniyeti var, meşrulaştırılması var, yargıcın tutumu var, mahkemelerin ‘rızası var’ denilerek 14 yaşındaki kız çocuğuna taciz tecavüzü reva gören var. Şu ana kadar caydırıcı bir ceza uygulanmadığı ortadadır. Gerek cinayetlerde gerekse de kadına ve çocuklara yönelik taciz ve tecavüz suçlarında yargının caydırıcı etkisinden asla söz edemeyiz” diye kaydetti.
‘AKP siyasi töreyi çıkarmıştır’
Sokakta işlenen her cinayetten yargı sisteminin sorumlu olduğuna işaret eden Gültan, “Kadına yönelik politikalar söylemler oldukça önemlidir. Hem AKP hükümetinin, hem Sayın Başbakan’ın kullandıkları dil, kadına yönelik şiddeti teşvik eden ve bunun yeniden üretilmesine neden olan söylemler vardır. Bu sözlerin her biri, bu yaklaşımın her biri erkek egemenlikli zihniyetin doğrudan yansımasıdır. Bu söylemlerle AKP hükümeti sokakta işlenen her cinayetin sorumlusudur. Biz kadınlar, törelerle kadını ikinci gören, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran törelere karşı büyük mücadeleler verdik. Bu töreler ne yazık ki bu gün Başbakanın söylemleriyle artık siyasi bir mahremiyet kazanmıştır. Bu gün Türkiye’de siyasi törelerden bahsedebiliriz artık. Kadınların yıllarca töre cinayetlerine karşı verdiği mücadeleye karşı siyasi töreyi çıkarmıştır.
‘Siz kim oluyorsunuz ki ahlak bekçiliğine soyunuyorsunuz’
Son tartışmaların artık bardağı taşıracak şekle geldiğini ve tehlikeli olduğuna dikkat çeken Gültan, “Kadınların giyimine, kuşamına, yaşam tarzına, kaç çocuk doğuracağına karar veren bir iktidar ve erkek topluluğu var karşımızda. AKP, gerici törelerin temsil ettiği bir zihniyeti temsil ediyor. AKP toplumun değer yargılarına sığınarak, gerici töreleri meşrulaştırmaya çalışıyor. Her insan kendi kimliğini, onurunu, şerefini, namusunu ve iffetini koruyabilme konusunda yeterlidir. Her insan bunları yapabilir. Bunun için bir bekçiye ihtiyacımız yok. Bu topluma hakarettir. Bu memlekette sizden daha ahlaklı, daha terbiyeli insanlar yok mu? Herkes kendine sahip olabilecek iradeye sahiptir. Eğer müdahale edeceksen önce kendine diline müdahale et. İnsanları yok sayan tutumundan vazgeç gücün yetiyorsa kendine müdahale et. Biz bu toplumda herkesin kendisini koruyabileceği bir hayatı yaşayabileceği konusunda sonuna kadar güveniyoruz. Siz kim oluyorsunuz ki ahlak bekçiliğine soyunuyorsunuz. Siz kendi kendinize yaşam tarzınıza bakın. Önce kendi hayatınızı tanzim edin” dedi.
‘Kadınlar önemli bir değişim dalgası yarattı’
Siyasi dilin sokakta kadına şiddet olarak döndüğüne işaret eden Gültan, “Kadınların bu konuda iradesini ortaya koyması gerekiyor. Kadını köleleştiren zihniyete karşı kadınlar el ele verip kadın mücadelesini yükseltmelidir. Kadınlar şiddeti durdurmak için bir olmalıdırlar. Kadını irade olarak görmeyen anlayışa karşı kadınlar bir olmalıdır mücadele etmelidir. Kadına yönelik aile içi şiddet büyük bir problemdir. Kadınlar buna karşı gücünü seferber etmelidir. Binlerce yıldır erkek aklıyla bir kölelik gömleği var bunu artık yırtmanın zamanı gelmiştir. Kadın önce kendi iradesiyle kararını vermeli bunu kabul etmeyenlere karşı yan yana gelmelidir. Yanlışa dur demelidir. Çocuk yaşta evlilik en büyük problemdir. Her kadın buna karşı isyan etmelidir. Aile içerisindeki tüm kadınlar mahallelerdeki tüm kadınlar el ele vermeli bu çocuk yaşta zorla evlendirmeye karşı büyük bir seferberlik ilan etmelidir” sözlerini ifade etti. Başbakanın çocuk yaşta evliliklere ilişkin tek bir cümle kurmadığına işaret eden Gültan, “Kadınlara sabah akşam ‘çocuk doğurun’ diyor. Başbakan çıksın bir günde kadına yönelik şiddet, ikinci evlilikler, çocuk yaşta evlilikler konusunda net bir tutum alsın. Bunu yapamaz zihniyeti buna uygun değil” ifadelerini kullandı. “Siyasal yaklaşımımız ne olursa olsun biz kadınlar şiddete karşı hep birlikte yan yana olalım” diyen Gültan, kadınların bugüne kadar ortaya koyduğu mücadelenin önemli bir değişim dalgası yarattığına vurgu yaptı.
‘Diyarbakır’da doğru söyler Ankara’da şaşar!’
Cezaevlerindeki kadın tutsaklara selam gönderen Gültan, “Cezaevlerinde yüzlerce politik tutuklu kadın vardır. Cezaevindeki kadın yoldaşlarımızı buradan selamlıyoruz. Onlarla birlikteyiz. O cezaevlerindeki kapılar açılacak ve sizler bizlerle birlikte olacaksınız. Buna giden yolu da hep birlikte kadın dayanışmasıyla yapacağız. Sayın Başbakan Diyarbakır’da ‘cezaevleri boşalacak’ dedi. Ancak Ankara’da ise ‘Hayallerimden bahsettim’ dedi. Siz hayal kurmaya devam edin biz gerçeği yakalayacağız. Bir söz vardır: Karakolda doğru söyler sonra şaşar. Türkiye siyaseti de böyledir. Diyarbakır’da doğru söyler Ankara’da şaşar” sözlerine yer verdi.
‘Fatma’nın öyküsü bu ülkede yaşanan yüzlerce dramın sadece bir tanesidir’
Cezaevlerindeki tutsak kadınlarla ilgili sembolleşmiş bir isimden bahseden Gültan, Fatman’ın hikayesiyle ilgili şunları aktardı:
“Kadına yönelik devlet şiddetinin görülebileceği bir isimdir Fatma Tokmak. 1996 yılında kaldığı evde yapılan baskında gözaltına alındı. Kendisi ile birlikte gözaltına alınan 2,5 yaşındaki oğlu Azad vardı. Günlerce en ağır işkenceler gördüler. Azadın elleri ve ayaklarında sigaralar söndürdüler. Ve bu işkenceler hem İstanbul Tabip Odası hem de İHD raporlarıyla tespit edildi. Cinsel işkence dahil olmak üzere her türlü işkence yapıldı. Okur-yazar değildi. Günler süren işkence sonucunda Türkçe yazılmış bir metnin altına parmağını bastılar ve tam 10 yıl cezaevinde kaldı Fatma. Yargılama devam etti çünkü tamamen düzmece iddialarla mahkum etmeye çalışıyorlardı. 2006 yılında daha yargılama devam ederken Fatma tahliye oldu. Fatma ağır kalp hastasıydı Fatma. 2010 yılında müebbet hapis cezaevi verilerek tekrar cezaevine girdi. Hastalığı nedeniyle her an ölüm riski ile burun buruna. Tek kelime bilmeyen okur-yazar olmayan en iğrenç işkencelere maruz kalan bir kadın hasta tutsak olarak hala cezaevinde. Bu Türkiye’nin utancıdır, bu Adalet Bakanlığı’nın ve Adli Tıp’ın utancıdır. Fatma’nın öyküsü bu ülkede yaşanan yüzlerce dramın sadece bir tanesidir.”
‘Sakine’ye, Leyla’ya ve Fidan’a söz veriyoruz mücadelemizi yükselteceğiz’
Kürt kadınlarına yönelik pervasızca devlet şiddetinin uygulandığını ve uygulanmaya devam ettiğini kaydeden Gültan, konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı:
“Sadece ve sadece kimliklerini dillerini ve özgürlüklerini savundukları için yüzlerce binlerce Kürt kadını işkence tezgahlarından geçirildi. Milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, meclis üyesi çalışanlarımız şu anda cezaevindedir. Biz kadınlar 25 Kasım’da kadına yönelik şiddete karşı mücadelemizi hem aile içerisinde, hem de devlet şiddetine karşı yükselteceğiz. Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında kadınlar sokağa çıktı. Ben buradan mücadele eden direnen tüm kadın yoldaşlarımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Mirabel kızkardeşlerin anısına, Sakine’nin, Leyla’nın ve Fidan’ın anısına kadın özgürlük mücadelesini sonuna kadar yürüteceğiz ve başaracağız söz veriyoruz. Kadınlar hayatın her alanında eşit özgür iradesi dikkate alınan bireyler olarak kendilerini var edecektir. Rojava’daki devrime öncülük eden tüm Rojavalı kadınlara da buradan selamlarımı sevgilerimi göndermek istiyorum.”
(mg)

