İkna odaları değil iradesizleştirme odaları!
08:48
Mizgin Tabu /JINHA
AMED – Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in geçtiğimiz günlerde açıkladığı ‘20 Bin Evliliği Kurtarma Projesi ‘ çeşitli kadın kurumlarının tepkisine neden oldu. Konu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan DİKASUM Koordinatörü Özlem Özgen, ikna odalarıyla birlikte kadının iradesini yok edilmeye çalışıldığına dikkat çekerken, “Kime göre, neye göre ve hangi sisteme göre kadını ikna ediyorsun?” şeklinde tepkisin gösteren sosyolog Ayşe Çaçan ise, ikna odalarını kabul etmeyeceklerini dile getirdi.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in geçtiğimiz günlerde açıkladığı “20 Bin Evliliği Kurtarma Projesi “ kapsamında belirlenen pilot illerde ikna odaları çalışmalarına başlandı. İkna odalarıyla birlikte boşanmak isteyen kadınların boşanma kararından vazgeçirilmesi hedefleniyor. Adalet Bakanlığıyla birlikte yürütülen bu çalışma, boşanma talebiyle giden çiftler Adalet Bakanlığı tarafından ilk önce psikolog-sosyologlar tarafından ikna edilecek. Sosyolog ile psikologlarla yapılan görüşmeler 4 seansla yapılacak her bir görüşme en az 90 dakika sürecek. Yapılan görüşmelerden sonra boşanmak isteyen çiftler boşanmaktan vazgeçirilecek. Burada boşanmak isteyen kadınların bu odalarda ikna edilmesine yönelik kadının temel hakkı olan boşanma isteğinden vazgeçirilmesi sağlanacak. Bu çalışmalarda yer alan sosyolog- psikolog ve benzeri meslek grupların yer aldığı kişiler tarafından bu çalışmalar yürütülecek. Kadın üzerine yapılan politikaların tamamı erkeğe köle- hizmet etme noktasında gerçekleşen uygulamalar oluyor.
‘Kadını iradesizleştiren bir çalışma’
Konuya ilişkin değerlendirmelerden bulunan DİKASUM Koordinatörü Özlem Özgen, ikna odalarıyla birlikte kadının iradesini yok edilmeye çalışıldığını belirterek, “Yürütmek istedikleri politikanın bir diğer yüzüdür. Kadının iradesini yok sayan, kadını özünden koparan, ailenin içerisine sürükleyen, şiddet ortamına tekrar iten ve bunun akabinde gelişen kadın cinayetlerinin, kadın kırımlarının önüne de geçemeyeceğimiz bir çalışmadır” dedi. İkna odalarının aslında iradesizleştirme odaları olduğuna dikkat çeken Özlem, “Kadını bu anlamda iradesizleştiren ve beyanı esas almayan bir çalışma. İkna odaları dediğimiz aslında hani iradesizleştirme odaları kadını esas almayan odalarda onlarda zorunlu bir şekilde bu ikna etme sistemine götürülüyor. Boşanmanın önüne de böyle geçeceklerini düşünüyorlar” sözlerini ifade etti.
‘Peki, kadının kararı ne olacak?’
“Peki, burada kadının kararı ne olacak?” diye soran Özlem, “Bunu sormak lazım kadının kararını, kadının beyanını esas almayan bir çalışma ne kadar etkili olabilir? Kadın burada ne kadar güçlenecek. Aslında bizim yürütmemiz gereken çalışma, kadını güçlendirmektir. Kadın boşandıktan sonra nasıl güçlü kılınabilinir. Kadına istihdam nasıl sağlanılabilinir. Asıl yapılması gerekenler bunlardır. Bu çalışmaları esas almayan bir yaklaşımın başarı şansıda yoktur. Kadın beyanı esas alınmayan bir çalışma ne kadar güçlü yürütüle bilinir. Yapılan çalışmayla kadın şiddet gördüğü ortama tekrar geri gönderiliyor. Bir önceki dönemlerde karakola giden kadınlar ‘kocandır döverde severde’ denilip ailelerine geri gönderiliyordu” diye kaydetti.
‘Boşanmak erkek için doğal, kadın için ayıp!’
“Kadın kendi özünden koparılmak isteniyor” diyen Özlem, “Boşanmak erkek için belki doğal, ama toplumda kadının boşanması ayıp olarak görülüyor. Kadın öğrencilere dönük yapılan söylemde aslında bundan çokta kopuk değildir. Kızlı-erkekli yurtlarda kalınıyor demek, boşanmayı da ayıp olarak görmek anlamına geliyor. Kadını tekrar geriye götüren o 5 bin yıllık eleştirdiğimiz ve onunla mücadele ettiğimiz erkek egemen eril zihniyeti en kaba biçimiyle yaşatmak istiyorlar. Kadın mücadelesini hiçe sayan, kadın örgütlerinin, kadın mücadelesinin, kadınların yürütmüş olduğu mücadeleyi de hiçe sayan bir sistem geri getiriliyor” şeklinde konuştu. Basında yer alan kadın haberlerine dikkat çeken Özlem, “Kadın boşandığı eşi tarafından öldürüldü”, ”Boşanmak istedi başka bir erkekleydi bu nedenle öldürüldü” şeklinde örnekler verdi. Kadın katliamlarının “Namus” adı altında işlendiğine işaret eden Özlem, “Biz kadınlar kadın katliamlarına karşı yıllardır mücadelemizi yürütüyoruz. Biz kadınlar dönük yaşanan şiddet ideolojiktir. 5 çocuk doğurun, erken emeklilik, süt izni, part-time gibi istihdam yasalarıyla aslında kadın eve kapatılmak ve yaşamdan koparılmak isteniyor” dedi.
‘Bu zihniyete karşı mücadelemizi yükselteceğiz’
“Biz kadın örgütleri kadının yaşamdan koparmak isteyen politikalara karşı nasıl ki dün mücadele ettiysek bugün bu zihniyete karşı sesimizi daha güçlü, daha örgütlü çıkarmamız gerekiyor” ifadelerini kullanan Özlem, son olarak şunlara yer verdi:
“Eril zihniyetle bizler uzun yılardır mücadele ediyoruz. Mücadelemizin çok önemli birer aşamasındayız. Yürütülen politikalara kendi alternatiflerimizi oluşturmalıyız. DÖKH bileşenleri olarak bu alternatiflerimizi yaratıyoruz. Türkiye’de ki tüm kadın örgütleriyle de buluşup bu alternatifler üzerine tartışmalar yürütüyoruz. Bu sadece kadının sorunu değil aynı zamanda erkeğinde sorunudur. Demokratik bir toplumu, özgür bir toplumu öncelikle biz kadınlar yaratacağız. Ama toplumun tüm kesimlerine tüm katmanlarıyla ortaklaşa yaratmamız gerektiğine inanıyorum ben, bu sebeple kadınlar daha örgütlenmeli, ortak mücadele hattı oluşturulmalı, toplumun tüm kesimleri bu ortak mücadele hattın da buluşturulmalı diye düşünüyorum.”
‘İkna odaları özgür kadın duruşuna tahammülsüzlüktür’
Konu hakkında görüş belirten sosyolog Ayşe Çaçan, “Öncelikle vurgulamak istediğimiz nokta şu; kime göre, neye göre hangi sisteme göre kadını ikna ediyorsun? ‘Kadın evinde kalsın eşiyle birlikte yaşasın? Kadını evin içerisine yerleştirmek huzurlu yaşamasını istediğim için bu uygulamaları gerçekleştiriyorum? ’Yada özgür kadın duruşuna mı bir tepki geliştiriliyor? Yada benim özgür kadın algım bu mudur?’ diyorsun. İkna odaların seanslarına giren sosyolog-psikologlara meslek gruplarıma seslenmek istiyorum. Özgür kadın duruşuna tahammülsüzlüğün bir göstergesi olan bir sisteme hizmet etiklerini bilmeleri gerekiyor. Bizim kadın duruşumuz, politikalarımız kadının beyanı esastırdan yola çıkarak, onun içindeki o özgücü ortaya çıkarmaya yönelik çalışmalar sürdürülebilinir. İkna etme yönleri bu yönlü olunabilinir. Bunun dışında başka ikna etme yönteminin doğru olmadığını belirtmek istiyorum” sözlerine yer verdi.
‘ikna odalarını kabul etmiyoruz’
İkna odalarında kadına dayatılan rolleri kabul etmediklerini dikkat çeken Ayşe, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Birçok kadının özgür cins bilincini yaratan ortamlarda örgütlenerek kendi ayakları üzerinde duruyor. Sosyal yaşama dair katılım noktasından tutalım da kadının özgücünü ortaya çıkarmaya yönelik bilinç yükseltme çalışmaları, toplumsal cinsiyet rolleri, eşitsizliği üzerine verilen eğitimlerle birlikte, ikna odalarında kadına dayatılan rolleri asla kabul etmiyoruz. Burada aslında görülmesi gereken yer kadının özgür düşüncesi kadının özgür iradesi değil sunulan tek bir yol, sunulan tek bir yöntem var. Ve bundan başka çaresi yokmuş gibi gözüküyor. Bundan kaynaklı daha ziyade hani onun kendi fikri, kendi düşüncesi, kendi duruşu ne istediği hangi yönlü taleplerin olduğundan ziyade ona dayatılan yol doğrultusundan gidecektir. Çünkü bu yol dışında şu da aynı zamanda eminim ki o ikna etme odalarında aktarılıyordur. Elbette ki çok kesin kararlar olmamakla birlikte şunu söylemek gerekiyor yani 360 saat boyunca biri aynı şeyi tekrar ettiği zaman doğallığında bir seçicilik oluyor. Yine burada özgür kadın duruşuna karşıt tepkilerle, bir kadın modelli yaratılmak isteniyor.”
(mt/mg)

