Akademisyenler: Susturulmak istenen özgür basının yanında olmalıyız
09:01
Duygu Erol/JINHA
ANKARA - Özgür basına yönelik yaşanan baskılara tepki gösteren Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Ülkü Doğanay ve Doç. Dr. Gülseren Adaklı, muhalif seslerin susturulmaya çalışıldığına dikkat çekerek, bu sesin susmaması için herkesin elinden geleni yapması gerektiğini söyledi.
DİHA, Azadiya Welat, Aram Yayınları ve KURDÎ-DER binasına polisin yaptığı korsan baskına ve aralarında özgür basın çalışanlarının da bulunduğu 32 kişinin gözaltına alınmasına bir tepki de Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlilerinden geldi. Yurttaşların enformasyon alabilme hakkının engellendiğini belirten Prof. Dr. Ülkü Doğanay, basının önündeki sınırlamaların yeni olmadığına dikkat çekerek, uzun süredir adım adım ilerleyen ifade özgürlüğünün engellenmesine yönelik eylemler ve uygulamalarla karşı karşıya kalındığını belirtti. İnternete getirilen sınırlamalarla, TİB'in yapısının değiştirilmesi ile yapılan baskıların yasal çerçevesinin oluşturulmaya çalışıldığının vurgusunu yapan Ülkü, "DİHA'ya yapılan baskın ve gazetecilerin gözaltına alınmasını bunun son adımı olarak görebiliriz. Bunun özünde aslında toplumsal muhalefetin her türlüsünü susturmaya yönelik giderek otoriterleşen bir rejimin uygulamaları yatmakta" açıklamalarında bulundu.
'Muhalif sesler susturulmaya çalışılıyor'
Ülkü, basın özgürlüğünün kısıtlanması ile beraber yurttaşların da iletişim özgürlüğü ve enformasyon alabilme hakkının da engellendiğini belirtti. Ülkü, "Muhalif sesleri susturmaya çalışırken aslında bu tür uygulamalarla aynı zamanda yurttaşların belki de yurttaş olma konumunun en temel hakkı olan iletişim hakkını engelliyor. Yani biz iki adım ötemizde ne olup bittiğini bilemiyoruz. Ne olup bittiğine dair farklı yorumları bilmemiz engelleniyor. Buna çok farklı gerekçeler sunacaktır iktidar. Buradaki temel sorun aslında her türlü farklı gözü görmez kılabilmek. Sadece kendi denetiminde olan enformasyonun yayılabilmesini sağlamak" dedi.
'Basın ve ifade özgürlüğü kısıtlanırsa diğer özgürlüklerde kısıtlanır'
Basın özgürlüğü konusunda gelinebilecek en son noktada olduklarını ifade eden Ülkü, "Ondan sonra ne olabilir? Hükümetin elinde olmayan her türlü basın organının kapatılması gibi bir uygulama olabilir. Bu otoriter rejimlerde olabilir, ama demokrasi olduğunu iddia eden bir rejimde yurttaşların iletişim hakkının engellenmesi, enformasyon alabilme ve verebilme hakkının engellenmesi çok ciddi bir sorun. Eğer bir rejim bütün kusurlarına rağmen demokratik olduğunu iddia ediyorsa o zaman demokrasinin özü ile çelişir. Basın ve ifade özgürlüğü kısıtlandığı zaman diğer özgürlükler de kısıtlanır" ifadelerinde bulundu.
'Pes etmeyen bir özgür basın geleneği'
Doç. Dr. Gülseren Adaklı ise Kürt basınının yıllarca doğrudan şiddetle ve sansürle bastırılmaya çalışıldığını belirterek, "Ancak halkın teveccühüyle birleşen güçlü politik kimliği sayesinde ana akım medyaya karşı esaslı bir alternatif oluşturmaya başladı. 1992-93 yıllarında 37 çalışanı öldürülen, dağıtımı engellenen, binası bombalanan, defalarca yayını durdurulan Özgür Gündem gazetesinin ve ardıllarının o günden bugüne pes etmeden biriktirdiği bir özgür basın geleneğinden söz ediyorum" dedi. Gülseren, Kürt Özgürlük Hareketi'nin bir bileşeni olan haber medyasının batılı habercilik normları ile kıyaslanmayacak politik bir güçten beslendiğine vurgu yaparak, "Yani tarafsızlık, doğruluk, nesnellik gibi, aslında apolitikleştirmeye de hizmet edebilecek ilkeler, gazetecilik normu olmaktan çıkıp neredeyse politik ilkeler olarak hayatiyet kazanmaya başladı" ifadelerinde bulundu.
'Habercilik güçlü bir inanç gerektiriyor'
"Halkın gerçeğe erişiminden bu denli çekinilen, iktidara bağımlı medyanın çarpıtma, karartma gibi taktiklerinin yoğunlaştığı bir coğrafyada onu kitlelerle buluşturma arzusunun, Kürt hareketi içindeki habercileri somut gerçeklik alanını olabildiğince doğru, tarafsız, nesnel biçimde gösterme gayretlerini perçinlediğini sanıyorum. Bu habercilerin, artık gülünecek derecede gerçeklikten uzaklaşmış iktidar medyasına karşı insanların, başka bir propaganda aygıtına ihtiyacı olmadığını kavradıklarını da. Bu iş öyle ajanslardan gelen metinlere takla attırmakla olmuyor" diyen Gülseren, haberciliğin yaratıcılık, aktif çaba, faşizan 'okur yorumlarına' karşı tahammül, bıkmadan usanmadan hatırlatma, çarpıtılmış beyanları düzeltme ve barıştan çıkarı olan insanları ikna edebileceğine dair güçlü bir inanç gerektirdiğini belirtti.
'Bu sesin susmaması için elimizden geleni yapacağız'
DİHA'ya yönelik gerçekleşen hukuksuz polis baskının ve saldırıları kınayan Gülseren, özgürlük, eşitlik ve barıştan yana olan özgür basının sesinin susmaması için şu çağrıda bulundu: "Dün hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın 32 çalışanı gözaltına alınan, 21 kez erişim engeli ile çelme takılan bir medya camiası; iktidarın her dönem yenilenen, güçlenen baskı mekanizmalarına karşı yeni yöntemler denemek yeni kanallara yönelmek zorundaydı ve bu zorunluluğun farkına vardı, kendisini geliştirdi, meşruiyet alanını genişletti. Mükemmel işleyen bir mekanizma değil belki ama mevcut koşullarda, iktidarın ekonomik, siyasi ve kültürel üstünlüğünün, inanılmaz ölçüde artan basıncının bariz olduğu koşullarda elinden gelenin en iyisini yaptığını ve hepimizin, yani eşitlik, özgürlük ve barıştan yana olan bizlerin bu sesin susmaması, daha fazla gelişmesi için elimizden geleni yapmamız gerektiğini düşünüyorum" dedi.
(mg/fk)

