Êzidîlerin yaşadığı acıyı bir de Goze'den dinleyelim
09:02
Jinda Asmen -Tuğba Akyılmaz/JINHA
ŞENGAL - Çetelerin insanlık dışı katliam ve saldırılarından kaçarak dağlara sığınan Êzidîler, tüm imkansızlara rağmen sığındıkları dağlarda yaşam mücadelesi veriyor. Çetelerden kaçarken doğum yapan ve hemen ardından çetelerin yaklaşmasıyla birlikte tekrar yollara düşen Goze'nin anlatımları Êzidî halkının yaşadığı acıyı hissetmeye yetiyor.
3 Ağustos 2014 yılında DAIŞ çeteleri tek bir Êzidî bırakmamayı planlayarak, Şengal topraklarına saldırdı. 3 Ağustos zihinlere ferman günü olarak kazındı. O gece tüm Êzidîler için hayat durdu. Saatler gece yarısını gösterirken, çeteler Gırzerik ve Siba Şex Xıdır köylerinde katliama başlamıştı. Çevre köylerde yaşayan Êzidîler, kendilerini çoktan savunmasız bırakıp giden peşmergelerden medet ummayı bırakarak, kendi imkanlarıyla savunmalarını yapmaya çalıştı. DAIŞ çetelerinin vahşi saldırılarına tanıklık eden Goze İsmail, o gece yaşananları anlattı.
'Çeteler saldırınca dağlara doğru koştuk'
Goze, saldırı gecesinde erkeklerin köyün etrafından savunma yaptığını, kadın ve çocukların ise dağlara doğru koştuğunu söyledi. 6 çocuğu, gelini ve akrabalarıyla birlikte dağlara doğru koştuklarını dile getiren Goze, eşi ve büyük oğlunun ise köyde kalarak çetelere karşı savaştığını söyledi. O sırada 9 aylık hamile olduğunu söyleyen Goze sözlerine şöyle devam etti: "Ben 9 aylık hamileydim, oğlumun eşi ise 5 aylık hamileydi. Yanımızda yaşlı annemde vardı. Zaten 6 küçük çocuk etrafımda. Küçük oğlum Ferhan bir yaşını yeni doldurmuştu. O halimizle dağın yamacında olan Cudale köyüne bir tanıdığımızın evine geldik. Gece saat 2 sularında çatışmalar yoğunlaştı. Erkekler de mermileri bitince geri çekilmek zorunda kaldılar. Zaten birçoğu çeteler tarafından öldürüldü. Eşim ve oğlum bize zor yetiştiler."
'Doğum yapar yapmaz tekrar yollara düştük'
Eşinin gelmesiyle birlikte sancılarının da arttığını dile getiren Goze, "Halkın birçoğu Cudale köyünde toplanmıştı. Gideceğimiz bir yer yoktu. Köyün yukarı tarafına çıktık dağa yakın olmak için. Orda sancılarım sıklaştı. Eskiden ahır olarak kullanılmış ama bakımsızlıktan tavanının bir kısmı yıkılmış bir yer vardı. Oraya geçtim. Yanımda yaşlı annem vardı, o doğum yapmama yardım etti. Bebek doğduğunda annemin de çok tecrübesi yoktu ama artık anladığı kadar oda bebeğin göbeğini kesti ve bir iple bağladı. Daha doğumun üzerinden 2 saat geçmeden çetelerin bize doğru geldiğini söylediler hemen o halde kalkıp yollara düştük. Yanımızda hiçbir şey yoktu. Bebeğimi eteğime sarıp kucağıma aldım. Ferhan'da küçüktü yürüyemiyordu onu da sırtıma aldım. Eşim annemi sırtına aldı, oğlum Ali de eşinin koluna girdi çünkü oda hamileydi ve yürüyemiyordu" diyerek yaşananları anlattı.
'HPG ve YPG olmasaydı zor kurtulurduk'
Dinlenmek bir yana soluk bile alamadan yollara düştüklerini dile getiren Goze, "O kadar zorlandım ki keşke şimdi Allah canımı alsa diye düşündüm. Ama yine de Allah yardımcımız oldu hepimiz kurtulduk. HPG ve YPG olmasaydı hiçbirimiz kurtulmazdık. Ancak bir hafta sonra dağın başına ulaştık. Ne üstümüze örtecek bir şey nede çocuklara yedireceğim yemek vardı. Günde sadece bir kere onlara ekmek veriyorduk zaten biz büyükler yemiyorduk onlara yetsin diye. Su yoktu. Bir pet şişe su getirselerdi şişenin kapağıyla çocuklara su içiriyorduk. Onlar iki kapak istiyorsa bir kapak veriyorduk ki diğerlerine de yetsin" dedi.
'Şervan'ın savaşçı olmaktan başka şansı yok'
Doğan bebeğinin çok ağladığını söyleyen Goze, "Önce fark etmedik sonra bir baktım ki oğlumun idrar deliği yok. O koşullarda ne yapacağımızı şaşırdık. Bebek ölmek üzereydi bende bir iğneyle idrar deliğini açtım. Bir umut kurtulur diye düşündüm. Zaten ben yemek yemediğim için sütümde yoktu. Komşumuz bir torba hazır süt getirmişti kendisiyle onu suya karıştırıp bebeğe içirdim öyle direndi. Yukarı ulaştıktan sonra zaten arkadaşlar önümüze geldiler. Bir doktor heval vardı 'adını ne koydunuz' diye sordu, daha ad vermediğimizi söyledik. O da 'adı Şervan olsun' dedi. Zaten savaşın içinde doğdu, savaşçı olmaktan başka çaresi kalmıyor ki. Halkını savunacak bir Şervan olur inşallah. Arkadaşlar insani yardım koridoru açtıktan sonra dağdaki halkın birçoğu buralardan gitti. Bizde onların geride bıraktığı elbiselerle, erzakla idare ettik. Nerde bir ayakkabı görüyorsam çocuklara getirdim bir elbise bir kazak öyle dayanabildik" ifadelerinde bulundu.
'Ali yaşasaydı hiçbir acı belimi bükemezdi'
Çetelerin dağın etrafını sarmasından sonra alanda erzak sorunu yaşadıklarını dile getiren Goze şunları belirtti: "Artık ağzımıza koyacak bir lokma kalmamıştı. Büyük oğlum Ali yakın köylere gidip erzak getireceğini söyledi. Amcasıyla birlikte bir Arap köyüne gittiler orda köylüler onları taradı. Amcası kurtuldu ama Ali şehit düştü. Eşi Zinê yeni doğum yapmıştı. Bêwar babasını tanıyamadı. Bizleri yaşatmak için kendi hayatını ortaya koydu. Saatlerce yaralı kalmış arabanın yanında. Yaralıyken babasını aramış babası yetişene kadar şehit düştü. Ali daha 21 yaşındaydı, eşi de 17 yaşında. Birbirlerini çok seviyorlardı. Yaşadığımız bunca acı belimizi bükmedi ama Ali'nin acısı dayanılmıyor. Evlat acısına benzemiyor hiçbir şey. Zorluklar hepsi geçiyor ama evlat acısı geçmiyor bir türlü. Oğluma bir şey olmasaydı da evim 10 kez yıkılsaydı."
'Öleceksek kendi topraklarımızda ölelim'
Yollar kapalıyken artık yiyecek ekmek bulamayacak düzeye geldiklerini vurgulayan Goze, "Küçük çocuklarımız öyle olmuşlardı ki bu bisküvi, çikolatanın rengini unutmuşlardı. Koridor açılınca çocuklara şeker getirdiler, çocuklar tanımıyordu. Zaten koridor açılınca birçok insan Güney'e gitti. Eşim 'bunca acı yaşadık bu topraklarda artık ölsek de buradan çıkmayız' dedi. Dağlardan hiç çıkmadık. Bundan sonra olacaksa bir ölümümüz kendi toprağımızda olsun. Ne olursa olsun buradan ayrılmayacağız artık" dedi.
İmkansızlıklara rağmen yaşam mücadelesi devam ediyor
Bırakılan eşyaların arasında buldukları beşikle çocuklarını yatırmaya çalışan Goze, çocukları sırayla beşikte yatırdıklarını söylüyor. Ferhan, Şerwan ve yeğenleri Bêwar'ın bazen birlikte bazen de sırayla kullandıkları beşik hiç boş kalmıyor. Şengal dağının yamacındaki Kolka köyünde kendi imkanlarıyla küçük bir toprak oda yapan 11 nüfuslu aile, tüm imkansızlıklara karşı yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor.
(mg)

