‘Evlatlarımızı geri getiremeyiz ama barışı getirebiliriz’
14:13
Tekoşin Tekin/JINHA
AMED – Dönemin baskılarına ve artan çatışmalarına rağmen 1999 yılında Barış Anneleri İnisiyatifi’ni kuran 15 anne şu anda binlere ulaştı. Diyarbakır'da 5-6 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 2. Barış Anneleri Konferansı'nda "Meclisleşme" kararı alan anneler, çalışmalarına hız verdi. Diyarbakır Barış Anneleri Meclisi’nden Nezahat Teke, “Bir annenin yapabileceği en güzel şey, barışın bu topraklara gelmesine vesile olmasıdır. Evlatlarımızı geri getiremeyiz ama barışı getirebiliriz. Başka annelerin yüreğinin yanmaması için kadınsal gücümüzü bu mücadeleye adayabiliriz. Artık susmamalıyız, susmak ölümdür. Bu ateşe su dökmenin zamanı geldi” diyerek, tüm annelere meclise katılma çağrısında bulundu.
Türkiye’de 35 yıldır süregelen çatışmaların en çok anneleri mağdur ettiğine dikkat çekmek adına 1999 yılında 15 Kürt anne bir araya gelerek, Barış Anneleri İnisiyatifi’ni kurdu. İlk yıllarında az sayıdaki kadrosuyla çalışmalarını yürüten ve beyaz tülbentleriyle barış mücadelesi veren kadınlar, gün geçtikçe çoğalarak, Türkiye’nin birçok yerinde şube açarak barışı haykıran seslerini daha çok duyurmaya başladı. Arjantin’de faili meçhul cinayetlere kurban giden evlatlarının kemiklerine ulaşmak için Plaza De Mayo Meydanı’nda annelerin yıllardır verdiği mücadeleye adeta birer Kürt aynası olan barış kalpli anneler, Diyarbakır, Van, İstanbul, İzmir, Yüksekova ve Siirt gibi illerde çalışmalarını sıkı bir şekilde yürütüyor. Birçok medya kuruluşunun servis ettiği haberlerde “terörist”, “terör örgütü yandaşları” olarak nitelendirilen bu barış tanrıçaları tüm karalama haberlere barışla cevap vererek, yaşanan toplumsal mücadelenin içinde anne kimlikleriyle aktif olarak yer almaya devam ediyor.
‘Barış için mücadele ettik’
Bir annenin yüreğinde sızlayan acının tüm anaların vicdanına seslenebileceğini söyleyen Nezahat Teke, evlatların annelerin kendi ruhundan daha kıymetli olduğunu ve bu anlamada evladını kaybeden annenin acısının hiçbir zaman dinmeyeceğini dile getirdi. Nazahat, “Ülkede yıllardan bu yana bir savaş söz konusu. Evlatlarımız özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirdi. Evladını kaybeden ve özellikle öldürülerek, şehit edilen evladının acısını yaşayan bir annenin acısı kolay değildir. O anneye artık hayat yoktur. Artık o anne her sabah gözlerini açtığında her gün evladının yeniden şehit edilişiyle uyanır ve gün geçtikçe daha da kahrolur” dedi. Türkiye’de ve dünyada yaşanan savaşlara ve kayıplara rağmen artık “Sen, ben” kavramının ortadan kalkması gerektiğinin altını çizen Nezahat, “Bu yüzden 1999 yılında 15 kadınla beraber Barış Anneleri İnisiyatifini kurduk. Biz anneler, ‘Evlatlarımız şehit edilse bile. Karşı taraftaki de bir anne ve onun acısı da bizim acımız gibi derin’ diyerek barış için mücadele ettik” ifadelerini kullandı.
‘Çocuklarımızı değil ama barışı getirebiliriz’
“Dil ve kültür farklı olsa da yürek acısının dili aynıdır” diyen Nezahat, “Evlatlarımızı geri getiremeyiz ama barışı getirebiliriz. Başka annelerin yüreğinin yanmaması için kadınsal gücümüzü bu mücadeleye adayabiliriz” diyerek Türkiye’de binlerce annenin gözünün dağlarda ve zindanlarda olduğunu ve bu yüzden barışın gelmesi gerektiğini söyledi. “Türk olsun, Kürt olsun artık anneler barışın gelmesini istiyor” diyen Nezahat, yıllardır bedel veren annelerin artık çözüm sürecinin bir türlü ilerlememesinden kaygılandığını dile getirdi. Nezahat, “Çocuklarımızın başına bir iş gelir diye kaygılanıyoruz. Çünkü bu topraklar nice hikayelerle, nice faili meçhullerin cesetleriyle doludur. Buna rağmen yine de acımıza sadece tek taraflı bakmıyoruz. Bu acı aynı zamanda Türk annelerinindir. Bu yüzden derneğimizi açtık ve derneğe Kürt barış anneleri ismini koymadık. Her ne kadar medyada ‘terörist’ diye nitelendirilsek de bu derneği Türk ve Kürt annelerinin buluşma noktası olsun diye açtık. Amacımız sadece barışın gelmesi için mücadele etmektir” dedi.
‘Çözüme en çok katkısı olan annelerdir’
Azmin ve mücadelenin kazanamayacağı başarının olmadığına vurgu yapan Nezahat, “Birkaç kişiyle mücadeleye başladığımız derneğimizde şu an çeşitli projelere imza atıyoruz. Geçtiğimiz haftalarda 350 delegenin katılımıyla Amed’te büyük bir konferans gerçekleştirdik. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen anneler, konferansta kürsüye çıkıp çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu bizim için çok önemliydi. Başlangıçta az olan sayımız şimdi binlere ulaşıyor. Azmin kazanamayacağı zafer yoktur” şeklinde konuştu. Annelerin çözüm sürecinde aktif rol almasıyla beraber çözümün daha doğru ilerleyebileceğine dikkat çeken Nezahat, “Anneler bu toprakta neler yaşandığını ve yapılan yanlışların ne tür acılara mal olduğunu çok iyi bildiği için çözüm sürecine katılım göstermeleri gerekiyor. İnsanların artık acı çekmeye takati kalmadı. Barış öyle yada böyle gelmeli. Bu yüzden en çok anneler sürece destek vermeli ve olaylara objektif bakarak süreci ilerletmeli” dedi.
‘Anneler çözüm sürecini barışa fırsat bilsin’
“Kendine anne diyen bir kadın savaşa engel olmalı” diyen Nezahat, PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından başlatılan çözüm sürecinin barış için bir fırsat olduğunu ve bu anlamda annelerin fırsatı iyi değerlendirerek barışa giden yolda ısrar etmesi gerektiğini dile getirdi. Nezahat, “Bir ananenin yapabileceği en güzel şey, barışın bu topraklara gelmense vesile olmasıdır. Kadınlarımız ‘benim evlatlarımın hepsi şehit düştü. Artık verecek neyim kadı’ demesin. Aksine daha çok mücadele etsin. Evladını özgürlüğe feda eden kutsal anneler daha çok barışı getirebilir. Bunda ayrım görmemeliyiz. Evladı şehit düşen yada düşmeyen tüm ananeler barışın yükünü omzuna almalı. Çünkü biz kişisel bir mücadele yürütmüyoruz. Barışı kendi evimize değil, bu topraklara istiyoruz. Bu yüzden tüm annelerin bize katılması gerekiyor” şeklinde sözlerle tüm annelere çağrıda bulundu.
‘Kimse keyfinden silah tutmuyor’
Kürtlerin yıllardan bu yana haksızlıklara maruz kaldıkları için silah tutup dağlara çıktığına işaret eden Nezahat, “Kimse keyfinden silah tutup dağlara çıkmıyor. Artık birbirimiz suçlamak yerine anlamaya çalışalım. Eğer bu topraklarda tüm katliamlara rağmen bir mücadele söz konusu ise buna kulak verilmeli ve bu sorun çözülmeli. Evlatlarımız dağlara gidiyor diye öldürülmüyor. Burada haklı bir mücadele var ve bu mücadeleyi susturmak isteyen bir güç var. Öldürülen Dicle Üniversitesi öğrencisi Aydın Erdem, ve Şahin Öner, Mahsum Karaoğlan, dağda değildi. Onları eli silah tutmamıştı. Onlar Kürtlerin var olduğunu savundukları için öldürüldü. Artık bunların olmamamsı için mücadele vermeliyiz. Savaş kimseye yarar getirmez. Artık tüm dünya barış diyor. Türkiye’nin de barış deme zamanı geldi. Artık barış deme zamanı geldi. Tüm anneler mücadele etsin. Meydanlara çıksın ve barış için sesini yükseltsin. Susmak ölümdür, bu ateşe su dökmenin zamanı geldi” dedi.
(tt-ny/zd/mg)
