Yıl 2015: Saray'ın savaşçıları Siirt'te köy yaktı
09:06
Şîlan Özhan/JINHA
SÊRT - Kılıçkaya köyünde birkaç gün önce çıkarılan yangınla yarısından fazlası kül olan köy sakinlerinden Ahmet Kaya, beyaz bir minibüsle gelen korucuların dakikalarca köyün boş olan kısmına silah sıktıklarını, daha sonra da aynı yeri ateşe verip geri döndüklerini söyledi.
Siirt Eruh ilçesine bağlı Kılıçkaya (Dewkê) köyü 1990'lı yıllarda kan davası nedeniyle boşaltılmış bir köy. Her ne kadar devlet tarafından boşaltılmamış olsa da, köyde yaşayan yurttaşlar kan davasının devlet eliyle başladığını söylüyor. Boşaltılmadan önce 75 hane bulunan köyde bugün yalnızca 3 hane var ve toplam 12 kişi yaşıyor. Yeniden yerleşimlerin gerçekleştiği köye, eskiden burada yaşayan insanlar savaş ortamının yeniden baş göstermesi nedeniyle gelmek istemezken, köye yeniden yerleşen 3 aile ise can güvenliklerinin olmadığını söylüyor. Birkaç gün önce çıkarılan yangınla büyük bir kısmı kül olan ve yıkık dökük evlerin bulunduğu bu köyün yakılma hikayesi, 90'lı yıllarda Kürdistan'da yakılan köylerin hikayelerini getirdi akıllara. Beyaz bir minibüsle gelen korucuların köyü yaktıklarını belirten köy sakinlerinden Ahmet Kaya, 1990'lı yıllarda yaşananları JINHA'ya anlattı.
'Beyaz bir minibüsle geldiler'
Köyün yakıldığı gün evine bir misafirinin geldiğini belirten Ahmet, gelen misafiri tanımadıklarını ve kendilerine Koçera Soran isimli bir aileden olduğunu söylediğini ifade etti. Bu kişinin evlerine gelerek kendisiyle görüştüğünü söyleyen Ahmet, "Bunların hayvanları varmış onlar için gelip benden saman almak istedi. Ben de veremeyeceğimi söyledim. Çok ısrar edince de 'Ağabeyim dün getirdi benim hayvanlarıma yetecek kadar var o yüzden size veremem' dedim. Çok ısrar edince küçük bir tartışma yaşadık. Ondan sonra gitti" dedi. Bu kişinin gitmesiyle beraber kendisinin bahçeye gittiğini ifade eden Ahmet, "Onun gidişinden yarım saat sonra bir araba sesi geldi. Ben de arabayı görmek için bahçeden çıktım. Beyaz bir minibüs bizim köye doğru geliyordu. Minibüs bizim bir akrabamızın minibüsüne benziyordu, ben de o zannettim. Tekrar bahçeye girdim ve işlerime devam ettim" şeklinde konuştu.
'10 dakika boyunca boş araziye silah sıktılar'
Daha sonra minibüsün köyün ortasında durduğunu söyleyen Ahmet, "Ondan sonra zaten görmedim. Ama minibüs durduktan sonra içinden korucular ve iki de subay çıkmış. O ara bize gelen adam da köyün yıkılmış evlerin olduğu bir yeri var oralarda geziyormuş neye bakıyordu bilmiyorum. Belki de yolu şaşırmıştı. Bu minibüsten inenler de adamı görünce 'dur' diye bağırmışlar. Onlar dur deyince adam da herhalde korkmuş durmamış, kaçmaya başlamış. Sonra zaten silah seslerini duyduk. Sesler bizim karşı köye kadar gitmiş. Herkes korkmuştu. Bizim köydekiler de evlere girmişler. 10 dakika boyunca boş araziye silah sıktıktan sonra tekrar minibüse binip silah sıktıkları yere gitmişler" şeklinde konuştu.
'Silah sıktıktan sonra köyümüzü yakıp gittiler'
Ahmet konuşmasına şöyle devam etti: "Gidip bakmışlar kimseyi görmemişler. Silah sıktıkları yerde hep çalı çırpı var, kolay yanıyor bunlar. Arabayla köyün çıkışına doğru dönüp durmuşlar ve arabadan inmeden çakmakla çalıları yakıp yollarına devam etmişler. Sonra zaten çalılar hemen tutuştu büyük bir yangın çıktı. Ben de silah seslerini duyunca köye doğru yürümeye başlamıştım. Karşıya baktım köy yanıyor. Hemen koşmaya başladım yangını evlerimize ulaşmadan söndürmemiz lazımdı. Çok az kişi olduğumuz için nasıl söndüreceğiz diye düşünüyordum. Bizim karşımızda bulunan Payamlı (Derawid) köyü de yangını görünce işlerini bırakıp bizim köye doğru yürümeye başlamışlar. Gelirken yolda beyaz minibüs yollarını kesmiş. Onlar da 'yangını söndürmeye gidiyoruz' demişler. Minibüstekiler gitmeyin dememişler ama 'Biz itfaiyeye haber verdik, gelecekler' demişler köylüler de oraya itfaiye falan gelmez biz söndüreceğiz ateşi diyip yürümeye devam etmişler. Onlar gelince yangını daha fazla yayılmadan durdurduk."
'Büyük uğraşlarımla yeşeren ağaçlarımı yaktılar'
Köyün yarısından fazlasını küle çeviren yangın köyün tamamına yayılmadan durdurulmuş olsa da, birçok ağaç ve canlı da yandığı için köylüler tepkili. Bazı ağaçların içinde hala ateş varken, birçok büyük ağaç da yangında gövdelerinin kül olmasıyla devrilmiş durumda. Geçen yıl büyük uğraşlarla yeniden canlandırdığı fıstık ağaçlarının da yangında yanmasına tepkili ve üzgün olan Ahmet, "3 tane fıstık ağacım birkaç tane de menengiç ağacım vardı orada. Hepsi yandı. Geçen seneden beri onlarla bir çocukla ilgilenir gibi ilgileniyordum. Tek geçim kaynağım onlardı. Ama onlar gelip tek seferde yaktılar ağaçları. Burada bir sürü canlı vardı, çiçek vardı hepsi yandı. Burayı yakanlar yaktıkları ağaçlarımıza kurban olsunlar. Ağaçlar da canlı ve kimseye zararı yok. Onlardan ne istediler?" diye sordu.
Her şeye rağmen Kürdistan'da yaşayan tüm Kürtler gibi katliamlara, işkencelere ve zulümlere karşı Ahmet de barış istediğini belirtiyor ve "Biz barışın sadece Kürdistan'da değil, tüm dünyada olmasını istiyoruz. Dünyadaki hiçbir çocuk annesi ya da babası için ağlamasın, hiçbir anne baba da çocuğu için ağlamasın istiyoruz. Barış çığlığımızı artık duysunlar" dedi.
(dc/fk)

