Leyla Ferman: Ezilen kadın gerçekliğimiz kadar direnen kadın gerçekliğimiz de var
11:38
JINHA
AMED - Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele İnisiyatifi'nin düzenlediği çalıştayın açılış konuşmasını yapan Avrupa Ezidî Dernekleri Federasyonu üyesi Dr. Leyla Ferman, "Sadece Ezidî kadınlar değil, Müslüman, Ermeni, Yahudi, Arap tüm kadınlar DAİŞ zulmüne maruz kalıyor. Biz kadınların birincil görevi kadınlara sahip çıkmaktır. Ezilen kadın gerçekliğimiz kadar direnen kadın gerçekliğimiz de var. Bu bize güç veriyor" dedi.
Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele İnisiyatifi'nin 'Savaş ve Çatışma Bağlamlarında Toplumsal Cinsiyet ve Şiddet Çalıştayı" Sümerpark Sosyal Hizmetler binasında başladı. Akşam saatlerine kadar devam edecek olan çalıştayda, "Kadın bedeni üzerinde yürütülen savaş politikaları, cinsel işkenceye karşı hukuki ve psikolojik mücadele ve alıkonulan kadınların tedavi edilme süreçleri" ele alınacak. Çalıştaya DTK Eşbaşkanı Selma Irmak, Avrupa Ezidî Dernekleri Federasyonu üyesi Dr. Leyla Ferman, KJA Diplomasi üyesi Ayşe Gökkan, Avukat Reyhan Yalçındağ, Avukat Eren Keskin'in de bulunduğu yaklaşık 50 kadın katıldı. Çalıştay'ın açılış konuşmasını yapan Leyla Ferman, kadınların özgür olmadan yaşamın da özgür olamayacağını belirtti.
'Tüm kadınlar içlerinde bir devrimi başarıyor'
Kadınları en iyi yine kadınların anlayabileceğine değinen Leyla, "Kadınlar birbirlerinin acısından, sevincinden ve umudundan anlar. Sadece Ezidî kadınlar değil, Müslüman, Ermeni, Yahudi, Arap tüm kadınlar DAİŞ zulmüne maruz kalıyor. Biz kadınların birincil görevi kadınlara sahip çıkmaktır. Ezilen kadın gerçekliğimiz kadar direnen kadın gerçekliğimiz de var. Bu bize güç veriyor. Bugün kadınlar devrimi getirenler olarak da biliniyor. Kadınların mücadele içgüdüsü onları hayatta tutan, onları zafere götüren en büyük etkendir" diye konuştu.
'Erkek egemen zihniyeti DAİŞ şahsında kendini gösterdi'
Leyla'nın ardından konuşma yapan Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele İnsiyatifi üyesi Sabriye Orak, "Heyet olarak çalışma yürütmek ve yerinde tespitler yapmak için bir kadın platformu olarak yerinde tespitler yapmak istedik. Ortadoğu'da özellikle Şengal'de bir katliam, bir soykırım yaşandı. Genelde Ezidî kadınlara yönelik bir soykırım yaşanmış olsa da bunun arka yüzlerinin olduğunu da yaptığımız araştırmalarda gördük. 3 Ağustos'ta yaşanan bir soykırımdı ve bunun yanı sıra bir kadın yaşamının başlangıcıydı. Bütün ulus devletler önce kadını yok etmeye dönük saldırılar gerçekleştirirler. Egemen erkek zihniyetinin gerçekliği DAİŞ şahsında Ortadoğu'da ve Şengal kentinde Ezidi halkımızın temelinde ortaya çıktı. Biz kadınlar olarak o gün yaşanan soykırımı, kadın bedeninde yaşanan tüm zorbalığı orada yaşadık ve hissettik. Biz bugün de böyle bir atölye ile bu platformun kim olduğunu, ne yapmak istediğini sizlerle paylaşmak istedik" sözlerine yer verdi.
'Ellerinde Süryani ve Arap kadınlar da var'
Salonda bulunan tüm kadınların Ezidî kadınlara dönük yaşanan şiddet ve soykırıma dair bir deneyim ve gözlem sahibi olduğunu belirten Sabriye, "Bu coğrafyanın kadınları olduğumuz için gördüklerimizi ve his etiklerimizi daha iyi anlatacağız. DAİŞ ve DAİŞ zihniyetine sahip örgütlerin ellerinde olan kadınların sesi olmak istiyoruz. Biz 17 Şubat 2014'te savaş alanına gittik ve orada birebir her şeyi gözlemledik. Şengal'e katliamın yaşandığı noktalara kadar giderek orada bulunan, alıkonulan ve kurtulmayı başaran kadınlar ile görüştük. Biz de en azından bu istatistik bir çalışma olmasa da kaç kadının DAİŞ barbarının elinde olduğunu öğrenmek için gittiğimiz yerlerde sayının hala çok fazla olduğunu öğrendik. Alıkonulan kadınların çoğu Ezidî kadınlar olarak biliniyor olsa da aralarında Süryani ve Arap kadınlar da var" diye belirtti.
'kadınlar kelime-i şahadet getirilerek satılıyor'
Yaklaşık 500 kadının kendi imkanları ile DAİŞ'in elinden kurtulduğunu belirten Sabriye, toplamda bin kadının DAİŞ'in elinden kurtulduğunu söyledi. Şengal'de DAİŞ saldırılarında erkeklerin kafaları kesilerek katledildiklerini belirten Sabriye şunları belirtti: "Kadınlar da bedenleriyle esir düştüler ve bu kadınlar açısından bir travmaydı. DAİŞ'in elinde olan kadınlar yıllardır şiddete, tecavüze ve soykırıma uğruyor. Kadınların yaşadıkları süreci nasıl atlatacaklarını tartışmamız gerekiyor. Kadınlar özellikle topraklarından ve kültürlerinden kopamazlar. Bir tedavi süreci olacaksa bunun kendi coğrafyasında, kendi diliyle, kendi kültürü ile olması gerekir. Yabancı bir ülkede, tanımadıkları insanlarla, tanımadıkları bir dille bu süreci atlatmaları kolay olmayacaktır. Alıkonulan kadınların nerelerde köle pazarları kurularak satıldıklarını belirten bir yol haritası da çıkardık. Rakka, Suudi Arabistan gibi bir çok ülkede alıkonulan kadınların hala satıldığını ve köle pazarlarında işkence gördüklerini öğrendik" dedi. Sabriye, alıkonulan kadınların nasıl satıldığını da anlatarak, "Kadınlar özellikle kelime-i şahadet getirildikten sonra satılıyorlar. Hepimizin tanıklığını yaptığımız gözlerimiz ile gördüğümüz kadınların siyah çarşaflar giydirilerek satılmalarıdır. Tüm deneyimlerimizi ortaklaştırarak kurulan pazarların teşhirlerini oluşturmaya ve sesimizi tüm kadınlara, kamuoyuna duyurmamıza ihtiyaç var."
Çalıştay konuşma ve sunumlarla devam ediyor.
(bc-tt-kt/fk)
