Şefika Gürbüz: Kürdistan'da halka yeni bir göç dalgası dayatılıyor
09:07
Öykü Dilara Keskin -Şîlan Özhan/JINHA
İSTANBUL/SÊRT- Göç Edenlerle Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği (Göç-Der) Onur Kurulu Üyesi Şefika Gürbüz, göçe zorlanmış köylülerin aynı sorunu yeniden yaşama tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu söyledi. 1990'lı yıllarda göçe zorlananlardan Meserret Çelik ise "Biz çocuklarımızı askerlerden saklayarak büyüttük. Bizi öldürüyorlar, arabaların arkasına bağlayıp sürüklüyorlar, bebekleri kucağındayken anneleri öldürüyorlar. Yalnızca onlar için bile olsa biz boyun eğmeyeceğiz" dedi.
Kürdistan'da uygulanan devlet terörü nedeniyle Kürt halkı göçe zorlandı, bunun sonucunda resmi rakamlara göre 3 bin 428 köyün boşaltıldı, zorunlu göç sonucunda 3 milyon insan ise göç etmek zorunda kaldı. Kürt yurttaşların farklı illere göç etmesinin ardından ise batı illerinde ayrımcılığa uğruyorlar, yaşam, sağlık, eğitim hakları ise engelleniyor öte yandan köyden şehre göç eden yurttaşlar ise köylerine duydukları özlemle yaşıyorlar. Savaşın verdiği acıya 'öteki' olmanın zorluğu da ekleniyor. Göç-Der Onur Kurulu Üyesi Şefika Gürbüz, yerinden zorla göç ettirme sorunun son 20 yılın en önemli sorunlarından ve göçün insan hakları ihlali olduğunu kaydetti.
'Göçün nedeni devletin yanlış tutumu'
Köylerin zorla boşaltılmasının nedeninin devletin çatışmaları önleme konusunda aldığı yanlış tutum olarak değerlendiren Şefika, Kürtlerin göçe zorlanmasının esas nedenlerinden birinin asimilasyon politikaları olduğunu belirterek, "Cumhuriyetin kuruluş sürecinden itibaren bu tür uygulamaları görmek mümkün. 1990'lı yıllardaki köy yakmaları, köy boşaltmaları Kürtlerin kitlesel göçüne sebep olmuştu. O süreçler, yerinden edilmenin en şiddetlisi ve sayısal oranı en fazla olanıydı" diye belirtti.
'Halk göç etme tehlikesiyle karşı karşıya'
Çatışmalı ortamdan göç edenlerin temel yurttaşlık hakları konusunda kayıplarının oluşmasına yol açıldığını söyleyen Şefika, göç eden yurttaşlara dönük baskıların devam ettiğine değinerek, "Çocuklarında eğitim hakkı engelleniyor, anadiliyle konuşamamak ve 'terörist' olarak görüldükleri için okula gitmiyorlar" dedi. 7 Haziran seçimlerinin ardından Suruç katliamıyla beraber AKP'nin topyekun Kürtleri hedef haline getirildiğini, Kürdistan'da OHAL uygulamalarının devreye sokulduğunu söyleyen Şefika, korucu alımlarının ve OHAL uygulamalarının sonucunda göçe zorlanmış köylülerin aynı sorunu yeniden yaşama tehlikesi ile karşı karşıya olduklarını belirtti.
' Toplumsal barış için göç sorunu çözülmeli'
Batı'da Kürtlere karşı uygulanan linç girişimleriyle de Kürtlerin göçe zorlandığını kaydeden Şefika, Kürdistan'da ilan edilen sokak çıkma yasakları ve devlet şiddeti nedeniyle halkın göç yollarına düşeceği ve zorla yerlerinden edilecekleri endişesi her geçen gün büyüdüğünü ifade ederek, devletin sorunları çözmesi gerekirken, sorunların fazlalaştığını kaydetti. Göç eden insanlar için devletin bu sorunla yüzleşip, Hakikatleri Araştırma Komisyonu'nun kurulması gerektiğine dikkat çeken Şefika, halkın uğradığı maddi ve manevi kayıpların tazmin edilmesi gerektiğini ifade etti. Köylere uygulanan giriş yasaklarının derhal kalkması gerektiğini, koruculuk uygulamasından vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan Şefika, "Toplumsal barışın sağlanması için göç sorununun çözülmesi gerekiyor. Kürt sorunun çözülmesi için başlatılmış olan müzakere sürecine geri dönülmeli sorunun siyasi alanda çözülmesinin önü açılmalıdır" dedi
' Kendi topraklarımızda bize zulüm ediyorlardı'
1990'lı yıllarda Siirt'in Eruh ilçesine bağlı Garisan Köyü'nün Bane Koxan mezrasında yaşayan koçer Meserret Çelik, "Kışları köyümüzde kalıyorduk yazları da Herekol Dağı'nın eteklerinde bulunan Çemêkarê Yaylası'na gidiyorduk, bütün yazımızı orada geçiriyorduk. Hayvanlarımız vardı onları götürüyorduk, otlatıyorduk. Biz kadınlar da normalde evimizde yaptığımız işlerimizi yapıyorduk, berivanlık yapıyorduk. 1989 yılında son gidişimiz oldu" diyerek göç öyküsünü anlatmaya başladı. Köylerine asker gelerek köyden göç etme baskısı yapıldığını anlatan Meserret, "Askerlerin ve korucuların elinden çok çektik. Bize kendi topraklarımızda, kendi köyümüzde, kendi evimizde zulmediyorlardı. Bunu kim kabul eder ki Kürtler kabul etsin?" diye soruyordu.
' Ya gerilla kellesi getireceksin ya da buradan gideceksin'
Eşinin köyün muhtarı olduğunu ve eşinin sıklıkla gözaltına alınmasının ardından eşinin bir daha gelmeyecek korkusunu yaşadıklarını anlatan Meserret,"Biz en son 1989 yılında gittik yaylaya, yanımıza geliyorlardı. En son geldiklerinde Pervari Kaymakamı, o zamanın alay komutanı Temel Cingöz, Pervari merkez komutanı ve bir sürü asker vardı. Gelip eşime 'Ya gerilla kellesi getireceksin ya da buradan gideceksin. Yarına kadar burayı terk etmezseniz çadırlarınızı yakacağız' diye tehdit savurdular. Eşim ve diğer aileler kabul etmediler gitmeyi. Kadınlara söz hakkı bile verilmiyordu sadece gidin diyorlardı" diye yaşadıklarını anlattı. Askerlerin köyden 3 gün boyunca kaldıklarını söyleyen Meserret, " Resmen yanımızda karakol kurdular, Temmuz ayıydı bir sürü hayvanımız vardı köye gidemedik. Biz de Siirt'e gittik oradan da Tatvan'daki yaylalara gittik. 50'den fazla aileydik. Hepimiz dağıldık ayrı yerlere gittik. Tatvan'a hayvanlarla beraber bütün yolu yürüyerek geçtik, Tatvan'da sonbahara kadar kaldık. Tatvan'dayken bizim köye gitmişler belirli aralıklarla 5 defa köyümüz yaktılar" diye anlattı.
' En büyük işkenceleri bizi köyümüzden ayırmaları oldu'
"Bu kez geri dönecek bir köyümüz de kalmadı ortada. Zaten köydeyken de bizi hiç rahat bırakmıyorlardı. Tatvan'dan sonra Siirt'e geldik. Bize her şeyi yaptılar ama en büyük işkenceleri bizi köyümüzden, yaylalarımızdan ayırmaları oldu" diyen Meserret, "Siirt'te şehir hayatına alışmak zorunda kaldık, hayatımızı değiştirdik, hayvanlarımızdan vazgeçtik. Dünyada yaşanılacak ne kadar kötülük varsa hepsini bizde uyguladılar " diye anlattı. O yıllarda askerlerin gelip çocuklarını zorla alıkoyduklarını ifade eden Meserret, "Biz çocuklarımızı askerlerden saklayarak büyüttük. O zamandan beridir devletin zulmü üzerimizde. Ama biz artık bu zulmü kabul etmiyoruz. Birimiz bile kalana kadar mücadele ederiz ama bu zulmü hiçbir zaman kabullenmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz. Bizi öldürüyorlar, arabaların arkasına bağlayıp sürüklüyorlar, bebekleri kucağındayken anneleri öldürüyorlar. Yalnızca onlar için bile olsa biz boyun eğmeyeceğiz" diye belirtti.
(zd/fk)

