Dilek Hattatoğlu: Devleti askersiz polissiz bırakırsak barış o zaman gelir
09:04
Sibel Özalp-Öykü Dilara Keskin/JINHA
İSTANBUL - Akademisyen Dilek Hattatoğlu, "Barışın gelebilmesi için somut adımlar atılmalı. 'Düşünün savaş çıkmış ve kimse gitmemiş' , ancak bununla barış gelir. Barışı getirmek bizim ellerimizde. Annelere, babalara ve askerlik çağındaki gençlere sesleniyorum; eğer bu katil devleti askersiz ve polissiz bırakırsak, emirlerini uygulayacak kimse bulamazlarsa o zaman barış gelecektir" dedi.
Barış İçin Akademisyenler (BİA),2012 senesinin Kasım ayında Kürt tutsakların yaptığı açlık grevleri sırasında bir araya gelip bildiri yayınlayan akademisyenlerin arasından çıkan bir inisiyatif. 50'nin üzerinde üniversiteden bildiri yayınlayan akademisyenin imzaladığı bildiride, söz konusu tutsakların taleplerinin haklı talepler olduğunu ve bu talepler yerine getirilene kadar da bunları derslerinde, katıldığı konferanslarda ve makalelerinde işleyeceklerini beyan etti. İlk toplantılarını 2012 Kasım ayında gerçekleştiren akademisyenler Türkiye'de akademik anlamda Kürt meselesi ve onun etrafında şekillenen konulara ilişkin bilgi birikiminin az ve yetersiz olduğuna dikkat çekti. Bunun ardından hızlıca bilgi üretimine gidilmesi yolunda çalışma kararı aldı.
Kürdistan'da 7 Haziran genel seçimlerinden sonra yoğunlaşan savaş konseptiyle beraber yargısız infazlar arttı, bazı ilçelerde sokağa çıkma yasakları ilan edildi ve sivil halka yönelik katliamlar gerçekleştirildi. Barışı inşa ve toplumsallaşma süreçleri konularında dünya genelindeki örnekleri inceleyerek akademik bilgi üretmek ve bu bilgiyi kamuoyunun bilgisine sunmak amacı olan BİA, Barış İçin kadın Girişimi'nin (BİKG) çağrısıyla 9 gün sokağa çıkma yasağı ilan edilen Cizre halkıyla dayanışmak ve yaşananlara tanıklık etmek için Cizre ve Silopi'ye gitti. Gidenler arasında olan Akademisyen Dilek Hattatoğlu JINHA'ya konuşarak, Cizre'deki yaşamın nasıl örüldüğünü, sürdürüldüğünü ve tanıklıklarını anlattı. Türkiye'deki süreci değerlendiren Dilek, barışın toplumsallaşması noktasında neler yapılması gerektiğini somut örnekler sunarak açıkladı.
'Devlet örgütlenmiş şiddettir'
BİA'nın barışa katkıda bulunmak için kendi alanlarındaki çalışmaları ne şekilde düzenleyebiliriz gibi bir ana sorusunun var olduğunu dile getiren Dilek, "Savaş yeni bir şey değil. 35-40 senelik bir şey de değil ve Türkiye Cumhuriyeti ile de sınırlı değil. Katliamlar, soykırımlar Türkiye'nin ve Osmanlı'nın yabancı olduğu şeyler değil" dedi. Cizre'de ve diğer bölgelerde yaşananları 'devlet şiddeti' olarak tanımlayan Dilek, "Türkiye'de devletin yaptıklarına bakıldığında ve tanımlandığında 'devlet terörü' deniliyor. Bu doğru ve bilimseldir. Ancak devlet şiddeti Cizre ile başlamadı, çok daha eski" diye konuştu. MaxWeber'in 'Devlet örgütlenmiş şiddettir' söylemine hatırlatan Dilek, "Devletin örgütlenmiş şiddet olması, şiddeti elinde bulunduran insan topluluğunun var olması durumudur. Bu tekelin geçerli olduğu topraklarda yaşayan insanların kendi kurallarını bile tanımadan katliam uygulaması bambaşka bir şeydir" şeklinde konuştu.
'Sanki devletin şiddeti farklılaştı'
Devlet tarafından uygulanan katliamların, sokaktan evden alınmaların, toplu infazların, işkencelerin, köy boşaltmalarının geçmişten beri var olduğunu söyleyen Dilek, "Suruç katliamı ve ardından gelen diğer katliamlarla gördük ki; sanki devletin şiddeti farklılaştı" diye kaydetti. Cizre'ye giden Dilek orada yapılanların bilinçli olarak ve insanların ölmesini için yapıldığını belirterek, "Evlere havan topu atılmış, klima su depoları ve fırınlar hedef alınmış. Fırınlardan ekmek alabilen insanların ekmekleri ellerinden alınmış. Keskin nişancılar rastgele ateş etmemiş, evlerin çatılarında uyuyan insanları hedef alarak öldürmüş" dedi. Cizre'deki evlerde kurşun izlerinin var olduğuna ve bazılarının çatı katlarında yoğunlaştığına dikkat çeken Dilek, "Burada şöyle bir durum çıkıyor ortaya. Oradaki insanların hayati fonksiyonlarını yok etme üzerinden bilinçli olarak yapılmış uygulamalar. İnsanların sağlık hizmeti başta olmak üzere en temel ihtiyaçlara ulaşmaları engellendi ve bu insanlar 9 gün boyunca her şeye rağmen sağ kalmayı başardı. Bu ancak dayanışmanın örgütlenmesiyle oluşan direnişle mümkündür" diye konuştu.
'Öyle kolay değil ateş altında hendek kazmak'
Çatışma yaşanan bölgelerde hendekler kazmanın ve örtü germenin basit bir şekilde söylendiğini vurgulayan Dilek, "Keskin nişancıların ateşi altında o hendekleri kazmak ve örtü germek kolay değil öyle. Elini duvarın üstüne koyanın eline ateş edildiği bir yerde bunları yapmak kolay değil" diye konuştu. Evlerde var olan izlerin mermi izleri olduğunu söylemenin hafif kalacağını dile getiren Dilek, "Kocaman kocaman mermi izleri, havan topuydu onlar. İnsanlar bu ateş hattında barikat kurdular, bunu yapabilmek önemlidir. Ve bunu yapabilmelerini sağlayan durum ise birbirlerinden aldıkları moraldir" dedi. Cizre'de evlerinden çıkamayan ve aç olan insanları dışarı çıkartabilmek için güvenlik güçleri tarafından sebze-meyve anonslarının yapıldığını vurgulayan Dilek, "Vekilleriniz nerede, gelsinler sizi kurtarsınlar. Bu gece son geceniz olacak diye anonslar yapıldı. Halk kendi evinde durup ölümü beklemedi, eğer böyle olsaydı ve direnmeseydi daha fazla kayıp olurdu" cümlelerine yer verdi.
'Yaşıyoruz, varız ve direniyoruz'
Kadınların orada zılgıtlarıyla direndiğini belirten Dilek, "Çocuğunu eve bırakıp hendek kazmaya zılgıtlarıyla genç kadınlara ve erkeklere destek olmaya gidiyorlardı. Gençler 'gelin zılgıtınızı burada çekin' diyorlarmış. Bu çok önemli bir şey; yaşıyoruz, varız ve direniyoruz demek" diye kaydetti. O ateşin altında yaşamlarını sürdürmenin ve başını eğmemenin muazzam olduğunu vurgulayan Dilek, "Döndüğümde ne söylememi istersiniz dediğimde aldığım tek cevap 'barış' cevabıydı. Bunu da 'Türkçe' söylüyorlardı. Asker, polis, gerilla ve sivil ölmesin diyorlardı. Bence büyük bir nezaketle de asker ve polisi önce söylüyorlardı" ifadelerine yer verdi. Dilek orada karşılaştığı genç bir kadının kendisine 'Direnmek yaşamaktır' dediğini hatırlatarak, "Kadınlar evlatlarını kaybettikten sonra kana kan istemiyor ve karşısındakilerin de aynı acıyı çekmemesi için barış istiyor" dedi.
'YDG-H: 1990'lı yıllardaki faili meçhullerin çocuklarının oluşumudur'
Orada yaşayan halkların direnmeye devam edeceklerinin altını çizen Dilek, "Onlar orada direniyor. Peki biz Türkiye'nin batı tarafında yaşayanlar? Bizden barış sesi o kadar yüksek gelmiyor. Orada söylenen 'Direnmek yaşamaktır' sözü bize bir öneridir" ifadelerine yer verdi. Barışın nasıl ve ne şekilde gelmesi gerektiğini orada tanıştığı iki ayrı kişiyle konuşmasını anlatarak şu şekilde belirtti; "Birincisi şu; Silopi'ye gittik, Zap Mahallesi'nde bir teyze bana 'O Erdoğan'a söyle. Benim üzerimden ezip geçse de beni parçalasa da ben oyumu HDP'ye vereceğim' dedi. Bunu derken de çok kararlıydı. İkincisi ise; Cizre ve Silopi'de gençler vardı. Gençler bana 'Oylarımız namustur, namus satılmaz' diye bir atasözünün olduğunu söyledi. Ancak düşündüm ve bu bir atasözü değildi, YDG-H'ın sloganıydı. Peki YDG-H nedir? 90'lı yıllarda doğmuş olan tüm o faili meçhullerin, işkenceye uğramış insanların çok olduğu senelerde doğanların, 'Artık bize bunları yapamayacaksınız. Babalarımıza, annelerimize yaptıklarınızı bize yapamayacaksınız' diyen gençlerin oluşturduğu bir oluşum. Bu oluşumun böyle bir sloganının olmasını Türkiye halkları şükranla karşılamalıdır. Devletin şiddet uyguladığı bir bölgede 'Biz de sana bunları yapacağız' demeyip demokratik siyaseti gösteriyor bu durum. Eğer her şeye rağmen gidip oy vereceğim diyorlarsa, parlamentoda siyaseti benimsiyorlarsa Türkiye bunun kıymetini bilmelidir".
'Devletin iki yüzü var; batıda gösterdiği ve bölgede gösterdiği'
Cizre sokaklarını gördükten sonra devletin iki yüzünün var olduğunu düşündüğünü söyleyen Dilek, "Batıda gösterdiği yüzle orada gösterdiği yüz aynı değil. Gezi sürecinde burada da insanlar öldürüldü ama daha kısmi kkalıyor. O bölgede aralıksız gösterdiği bir yüzü var devletin. Her şeye rağmen insanlar hala yüzlerini buraya dönüyor, gerçekten önemli bu" şeklinde konuştu. Batıdakilerin devletin bu ikiyüzlülüğü fark etmeleri gerektiğine dikkat çeken Dilek, "Batıdaki ve Kürdistan'daki yaklaşımlar aynı değil. Kürdistan'a gösterdiği yaklaşımı unutmamak gerekiyor. Barış için en çok sesin buradan çıkması lazım ve çözüm için sözümüzü oluşturmamız gerekiyor" dedi. Devlet şiddetinin öne çıkarılması gerektiğini söyleyen Dilek, "Barış istiyoruz demek yeterli değil. Barış isteyen birinin öncelikle devlet teröründen söz etmesi gerekiyor" diye konuştu. Türkiye Cumhuriyeti devletinin yıllardan beri askerleri, polisleri, sivilleri ve gerillaları öldürüp suçu PKK'ye attığını kaydeden Dilek, "Bu yıllar sonra çıkıyor ortaya. 1995 senesinde Güçlükonak'ta 13 askerin bulunduğu minibüs tarandı ve yıllar sonra devletin kendisinin yaptığı Yeşil tarafından açıklandı. Hatta o askerlerden biri o Güçlükonak'tan sağ kurtulan biriydi ve kendilerini tarayanlardan birini GATA'da gördüğünü söyledi" ifadelerine yer verdi.
'Barış için somut adımlar atılmalı'
Barışın gelebilmesi için somut adımlar atılması gerektiğinin altını çizen Dilek, "Çok eski bir slogan var; 'Düşünün savaş çıkmış ve kimse gitmemiş' diye, ancak bununla barış gelir. Yani dolayısıyla vicdani ret önemlidir. Asker ve polis ailelerinin son zamanlardaki 'Vatan sağ olmasın, çocuklarımız sağ olsun, bunun sebebi Erdoğan'dır' tepkilerinden sonra diyorum ki; barışı getirmek bizim ellerimizde. Annelere, babalara ve askerlik çağındaki gençlere sesleniyorum; eğer bu katil devleti askersiz ve polissiz bırakırsak, emirlerini uygulayacak kimse bulamazlarsa o zaman barış gelecektir" vurgusunu yaptı.
(zd/fk)
