'Savaşın erkeklik sorunu eril düzende konuşulmuyor'
15:35
JINHA
ANKARA - Savaşlara cinsiyet açısından bakıldığında kitlesel olarak erkeklerin öldüğünü, bir erkeklik sorunu olduğunu ancak eril düzende bu yönün tartışılmadığını belirten Prof. Dr. Alev Özkazanç, "Neden erkekliğin sorununu konuşmuyoruz? Bir dava için ölmek ve öldürmek meselesi konuşulmuyor. Orduların çok büyük kısmı erkekler arası savaş. Fakat bunu göstermeyen bir eril kültür var, bunu sorgulamıyoruz" dedi.
ODTÜ bileşenlerinin düzenlediği Ortak Yaşam Günleri etkinliğin ilk paneli "Barış ve kadın" başlığı ile Mimarlık Anfisi'nde gerçekleştirildi. Panele Prof. Dr. Alev Özkazanç, gazeteciler Arzu Demir ve Atlas Arslan ile Göçmen Dayanışma Ağı aktivistlerinden Cemile Dinçer konuşmacı olarak katıldı. Panelin ilk konuşmasını yapan Alev, barış süreçlerinde feminist söz kullanılması ve nereden başlanması gerektiğini anlatırken, aslında en büyük sorunun savaş ve erkeklik arasındaki ilişki olduğunu belirtti.
'Cinsiyet açısından, savaşların kitlesel kurbanı erkeklerdir'
Savaşlarda en çok kadın ve çocukların zarar gördüğünü söyleyen Alev, ancak cinsiyet açısından bakıldığında, savaşların kitlesel olarak kurbanın erkekler olduğunu ifade ederek, bunun nedenini eril kültürün bir sonucu olduğunu dile getirdi. Erkeklik sorununu konuşmak gerektiğinin altını çizen Alev, "Savaşların kitlesel olarak kurbanına cinsiyet açısından bakarsak erkeklerdir. Ölmek ve kalmak anlamında erkekler ölüyor, öldürüyor. Neden erkekliğin sorununu konuşmuyoruz? Bir dava için ölmek ve öldürmek meselesi konuşulmuyor. Orduların çok büyük kısmı erkekler arası savaş. Fakat bunu göstermeyen bir eril kültür var, bunu sorgulamıyoruz. Hangi sıfatla olursa olsun ölme ve öldürme biçimini korumak için kendi canının feda etmek ve başkasını da öldürebilmek. Bu ataerkil sitemden beri erkekliği, hatta insanlığın tanımlandığı biçim. Bu erillik, bu insanlık tanımının çok yüce bir yere konulma meselesi, ne yazık ki çok yaygındır, toplumsal gruplarla sınırlı değildir. Çok sayıda kadın da buna karşı bir şey söyleme fırsatı bulamaz" diye konuştu.
Şiddetin çatışma ve ihtilaf ilişkilerinde ölüm kalım meselesi olmasının, hatta yaşamın çok hızla değer kaybetmesinin derin tarihi olduğunu aktaran Alev, "Savaşta çok büyük oranda erkekler ölüyor. Ama bu eril düzende tartışılmıyor" dedi.
'Savaşı, şiddeti ve erkek egemenliğini politikleştirmeliyiz'
Şiddetsizlik ve barış arzusunun şu an için zayıf olduğunu belirten Alev, barışı savunmanın genelde feminen, kırılgan ya da naif görüldüğünü ve böylece değersizleştirildiğini ifade etti. Devrim ve şiddet arasındaki bağlantıların kolay kurulduğunu, bu nedenle şiddetsizliği daha çok tartışmak ve güçlendirmek gerektiğine dikkat çeken Alev, feminist bakış açısının önemine vurgu yaptı. Türkiye'deki müzakereleri ve barış süreci başladığında, bu tartışmaların kadınların arasında daha önceden başladığını hatırlatan Alev, "Tekrar başladığında da kadınların bakış açısının, feminist bakış açısının barış sürecine nasıl katkı sunacağını göstermemiz gerek. Özellikle antimilitaris, feminist kadın hareketleri barış süreçlerinde çok önemli görevler alıyor. Savaşı ve şiddeti, erkek egemenliğini, bütün bunlardan kadınların özel olarak bundan zarar görmesini ve özellikle erkeklerin fark etmediği ama gördüğü zararları konuşmalı ve daha çok politikleştirmeliyiz" dedi.
'Barışı anlamak için kadınlar vicdani ret hakkını kullanmalı'
Vicdani Retçi gazeteci Atlas Arslan ise kadınların neden vicdani reddettiklerine dikkat çekti. Kadınların askerlikten bağımsız, asıl olarak savaşı reddettiğini belirten Atlas, "Barış söylemi esasında bir adım atmaktı. Savaş bir namus kavramı var; vatan. Kadın buradan etkileniyor. Yine asker çağrısı da kadının eşine, oğluna, sevgilisine yapılıyor" dedi. Atlas, kadınların barışı anlamak için vicdani ret hakkını kullanması gerektiğini belirterek, "Vicdani ret sadece askerliği reddetmek değil vatanın kadın bedeni ile örtüşmesi gerektiği için reddetmesi gerekir. Vicdani ret barışı anlamak ve barışı dönüştürmek amacıyla çok önemli" diye konuştu.
'Göçmenlik deneyimi toplumsal cinsiyette ayrılıyor'
Son olarak konuşan Göçmen Dayanışma Ağı aktivistlerinden Cemile Dinçer de, göçmenlere ilişkin yürüttükleri çalışmaları anlatarak, amaçlarının göçmenlere eşit ve insan hakları temelinde bir yaklaşmak olduğunu ifade etti. Göçmen kadınların sömürüldüğünü ifade eden Cemile, "Göçmenlik deneyimi toplumsal cinsiyette ayrılıyor" dedi. Cemile, göçmen kadınların özelikle devlete aile AFAD kamplarında seks işçiliğine, tacize ve tecavüze uğradığının bilgisini aktardı.
(sy-he/fk)
