Katledilen Bêmal’in hayatı işkencelerle geçmiş!

09:18

 


Hicret ÇİFTÇİ/JINHA


COLEMÊRG - Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde Mehmet İşbilir ile Veysel İşbilir’in polis kurşunuyla yaşamını yitirmesinin ardından düzenlenen cenaze törenine katılan 2 çocuk babası Bêmal Tokçu da çıkan olaylar sırasında polis kurşunuyla katledildi. 32 yıldır yaşadıkları Yüksekova’da her türlü zulümü yaşadıklarını belirten acılı anne Lale Tokçu, evlerine sürekli baskın yapıldığını ve oğlu Bêmal’in birçok kez gözaltına alınarak, ağır işkencelerden geçtiğine dikkat çekti.


Bölge’de uzun yıllardır yürütülen kirli savaş binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden oldu. Kimisi gençliğinin baharında yaşama veda etti, kimisi ise arkasında çocuklarını, annesini, eşini, ailesini bırakarak, sonsuzluğa uğurlandı. Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde Mehmet İşbilir ile Veysel İşbilir, polis kurşunuyla yaşamını yitirdi. Mehmet ve Veysel İşbilir’in cenaze törenine katılan on binlerce yurttaş yaşanan katliama tepki gösterdi. Katliama tepki gösteren yurttaşlara tekrar müdahale edildi. Müdahale sonucu Bêmal Tokçu da polis kurşunuyla ağır yaralandı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Bêmal da tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bölge’de uzun yıllardır yaşanan katliamlar ve arkalarında bıraktıkları yaşama her gün bir yeni isim daha ekleniyor. Yüreği acılı Anne Lale Tokçu, konuşmakta zorlansa da evladının acısıyla yanıp tutuşsa da içindeki öfkeyi anlatmaktan vazgeçmedi. Anne Lale, oğlu öldürülmeden önce onunla son kez yemek yediklerini ve daha sonra oğlunu uğurladığını söyledi.


‘Yüreğimi benden aldılar’


Akşam saatlerine doğru oğlunun ölüm haberiyle yıkıldığını dile getiren Anne Lale, “Ailemizin birçok ferdi bu şekilde katledildi. 18 şehidimiz var. Oğlum yiğit ve delikanlı biriydi. Arkadaşlarına, kardeşlerine, komşularına karşı çok saygılı ve misafirperverdi. Oğlum arkadaşlarına çok düşkündü ve hep bana ‘Anne arkadaşlarım eve geldiğinde hep güler yüzlü ol. Onları en iyi şekilde karşıla’ derdi. Onlar senin arkadaşların ve benim de çocuklarımdır diye yanıt verirdim. Oğlumu benden aldılar. Yüreğimi benden aldılar. Hastaneye gittiğimde oğlumun büyük bir darbe aldığını söylediler. Kafasına isabet eden şey kafasına değdikten sonra içinde patlamış. Bende bilmiyorum ne olduğunu. Oğlumun kafasında kemikler birbirine girmişti. İçinde bir sürü mermi çekirdeği vardı” diye konuştu.


‘Oğlum defalarca polis işkencesine maruz kaldı’


Oğlu Bêmal’in yaşamını yitirmesinin ardından cenazenin Valilik talimatıyla kendilerine verilmediğini söyleyen Anne Lale, “Olaylar olacak diye çocuğumu bana vermediler. Günlerce oğlumun cenazesini hastanede tuttular. Yoğun kar yağışının olduğu gün bize verdiler. Biz köyden defnedileceği mezarlığa kadar çok zor şartlarda geldik. Yollar açılmamıştı” dedi. Daha önceleri de oğlunun defalarca polis işkencesine maruz kaldığını belirten Anne Lale, akrabaları İkbal Yaşar’ın öldürüldüğü gün oğlunun polislerce gözaltına alınıp darp edildiğini kaydederek, “Oğlumu ayakkabısız götürdüler. Günlerce çıplak bir şekilde işkence ettiler. Günlerce oğlumdan haber alamadım. Oğlum daha sonra yüzü gözü morarmış bir şekilde eve getirildi” diye konuştu.


‘Zorbalıktan başka bir şey yaşamadık’


Evlerine yapılan başka bir baskında ise oğlu Bêmal’in ağız üstü yere yatırılıp kafasına silah dayatıldığına değinen Anne Lale, “Ben havar etmeye başladım. Bu sefer oğlumu öldürecekler dedim. Eşimi kapı eşiğinde dışarıya attılar. Hepimizi kapı eşiğine getirdiler. Sonra da çekip gittiler” diye belirtti. Eşinin de polisler tarafından defalarca darp edildiğini ve burnunun üç defa kırıldığına dikkat çeken Anne Lale, “Bir keresinde de Sînava’ya götürdüler ve orada da onu darp ettiler.  Biz 32 yıldır burada yaşıyoruz. Burada zorbalıktan başka bir şey yaşamadık” ifadesinde bulundu.


‘Oğlumun kaçak olduğu haberi yalandır’


Büyük oğlunun da aynı şekilde devlet tarafından katledildiğini belirten Anne Lale, “Buraya ilk geldiğimiz dönemlerde büyük oğlumu dağa götürüp işkence yaptılar. Sekiz gün boyunca oğlum susuz kaldı. Oğlumun her yeri kanlar içindeydi. Günlerce evde yatakta kaldı. İnşallah bize yapılanların aynısını yaşarlar” şeklinde konuştu. Verilen mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerini belirten Anne Lale, “Bir damla kanımız kalıncaya kadar bu mücadeleyi yürüteceğiz ve şehitlerimizin yolunda gideceğiz. Başkan Apo’nun başı sağolsun, Kürdistan varolsun” dedi.  Oğlunun hiçbir şekilde dağa gitmediğini söyleyen Anne Lale, “Kaçak olduğu haberi de yalandır. Yalan söylüyor. Bizim mazlum çocuklarımız nasıl öldürülüyorsa. Bize bu acıyı yaşatanlarda ay acıyı yaşasınlar”diyerek öfkesini dile getirdi.


Zeynep Tokçu: Katliamı meşrulaştırmaya çalışıyorlar


Bêmal Tokçu ile 4 yıl önce evlendiklerini dile getiren 2 çocuk annesi ve 2 aylık hamile eşi Zeynep Tokçu, eşinin demir bağlama ve sıva işi ile uğraştığını dile getirdi. Devletin eşi Bêmal ile ilgili söylenenlerin bir yalandan ibaret olduğunu ifadeden Zeynep, “Bizim gençlerimizi kendi elleriyle öldürüp sonrasında ise yalan yanlış söylemlerle insanları kandırmaya yaptıkları katliamı meşru göstermeye çalışıyorlar. Televizyonlarda ve gazetelerde sürekli eşimin kaçak olduğu yönünde haberler yayınlanıyor. Bende soruyorum eşim neyin kaçakçısıydı. Eşimin burada bir hayatı vardı. Ailesi eşi ve çocukları olan bir insan nasıl kaçak olur” şeklinde konuştu.  Eşini kaybetmenin acısı yetmiyormuş gibi bir de yalan yanlış haberlerle daha çok acı çektiklerini ifade eden Zeynep,  “Eşim dağ kadrosu olsaydı evinde ne işi vardı? Neden hakkında açılan dava belgeleri eve geliyordu. Daha bu hafta onun mahkeme belgeleri eve geldi. Mahkemeye gidecekti” diye ifade etti.


‘Eşim Kürt olduğu için öldürüldü’


Kaybedilen canların bu kadar değersiz görülmesinin canlarını acıttığını dile getiren Zeynep, “Candan can gidiyor, bu az bir şey değildir. Bir insan canını kaybediyor. Bu küçümsenecek bir şey değildir.  İnsanların canı çok önemlidir. Özellikle bu senin eşin olunca senin için çok farklı oluyor” dedi. Eşinin dağ kadrosu olduğu için değil Kürt olduğu için öldürüldüğüne dikkat çeken Zeynep, “Evet biz zaten Kürdüz ve hep öyle kalacağız. Asla bundan geri dönmeyeceğiz bundan dolayı da gurur duyuyoruz” diye belirtti. Yıllardır kendi dilleri için öldürüldüklerine değinen Zeynep, “Karnımda çocuğum var tabi ki ona dilimi öğreteceğim. Çocuğum kendi dilimden başka dil öğrenmeyecek. Devlet nasıl ki kendi dilini ve kimliğini koruyup onu istiyorsa bizde kendi dilimizi ve kimliğimizi istiyoruz. Kimseden başka bir şey istediğimiz yok” diye ifade etti. Eşinin kaçak ya da dağ kadrosu olsaydı bunu çok rahat dile getirebileceğini söyleyen Zeynep, bunun utanılacak bir durum değil gurur duyulacak bir durum olduğunu belirtti.


‘AKP Kürtler üzerinde kirli politikalar yürütüyor’


Yıllardır AKP’nin Kürtler üzerinde kirli politikalar yürüttüğüne değinen Zeynep, “Kürtler oyunu kullanmadan önce şehitlere baksın bu şehitlerin çocuklarına, annelerine, eşlerine baksın. Bunların hepsine rağmen Tayyip Erdoğan’a oyunu veren Kürtlere lanet olsun. Kürtler kendi diline, kültürüne sahip çıkmalı kimse kendini satmamalıdır. Kimse oyunu Tayyip Erdoğan’a vermesin. Artık biz zulümü kabul etmiyoruz” diye kaydetti. Kürtlerin birçok yerde zulme maruz kaldığını bundan kaynaklıda üzüldüklerini dile getiren Zeynep, “Nerde olursa olsun ister İran’da, Suriye’de, Irak’ta, Türkiye’de hiç fark etmiyor. Bakın Suriye’de yapılan her katliam bizim canımızı acıtıyor. Kürtler kendi kendini korumalıdır. Kırk milyon Kürt var. Herkes gözünü açmalıdır. Ben Önderliğe, cezaevlerine, dağdakilere selamlarımı iletiyorum. Bu şehit hepimizin şehididir. Yaşasın özgürlük. Bizim için bir onurdur. Onur ve şeref yoludur” şeklinde konuştu.


(hç/mg)