Gazeteciler 'barış haberciliği'ni tartıştı

18:05

JINHA

ANKARA - Ortak Yaşam Günleri'nin ikinci gününde gazeteciler 'Barış haberciliği'ni tartıştı. Pınar Öğünç, "Biz burada barış haberciliği konuşuyoruz, dışarıda insanlar barış için sokağa çıkıyor, ama karşısında savaş diyen kimse yok. Çünkü karşı tarafın böyle bir algısı yok" dedi.

ODTÜ bileşenleri tarafından düzenlenen 'ODTÜ Ortak Yaşam Günleri'nin ikinci gününde 'Barış Haberciliği' konuşuldu. Merkez Mühendislik binasında yapılan panele gazeteciler Burcu Karakaş, Pınar Öğünç, İrfan Aktan ve Faruk Bildirici konuşmacı olarak katılarak, barış haberciliği ve deneyimlerini aktardı. Panelde ilk konuşmayı yapan İrfan Aktan, savaştan sonra yaşanan barışların sürdürülebilmesi, savaş esnasında işlenen suçların mahkum edilmesi, yargılanması ile mümkün olabileceğini belirtti.

'İktidarın gerçeği kurgulayandır'

İktidarın gerçeği kurgulayan olduğunu söyleyen İrfan, "İktidar, gerçeğin ne olduğunu gizleyip kendine uygun gerçeği size kabul ettirendir. Kobanê olaylarında 40'ı aşkın kişi öldürüldü, ancak biz bu haberi Hüda-Par'a yakın bir gencin korkunç şekilde katledilmesi üzerine okuduk. Yalnızca o çocuğun ismi geçti ve bir propaganda aracı haline getirildi. Eğer siz egemen iseniz gerçeği tesis etme kudretine de sahipsiniz. Ne zamanki bu kudret elinizden gider, o zaman da iktidar elinizden gider. Eğer biz bu kurgulanma karşısında hakiki gerçeği nakletmeye nail olabilirsek iktidarın kendisini de püskürtme ve bu iktidarını sağlamak için savaşın kesimleri halk desteğinde mahrum bırakma konusunda bir katkı sağlayabiliriz" şeklinde konuştu.

Savaşın bugün hepimizi aldığı günlerde izleyici ve aktarıcı diye bir ayrım olmaması gerektiğini söyleyen İrfan, "Ne gazeteciler yalnız bırakılmalı, yapılması gereken bu faaliyeti herkesin üstlenmesidir, yurttaş gazeteciliği yapmalarıdır. En önemlisi alternatif yayınların ekonomik kaynak olarak da, bilgi kaynağı olarak da desteklenmesidir" dedi.

'Ana akımın özeleştiri vermesi gerekiyor'

Gazeteci Burcu Karakaş da bir muhabir haberinin gazeteye nasıl girdiğine müdahale edemediğini söyledi. "Ana akım medyanın barış gibi bir derdi var mı ya da olması gerekiyor mu?" diye soran Burcu, sözlerine şöyle devam etti: "7 Haziran seçimlerinden sonra Kürt hareketi ve HDP'ye ilişkin haberlerin gazetede görülme oranı azaldı. Bu muhabire direk söylenen bir şey değildir, siz verirsiniz ama girmez. Gazetelerin içselleştirdikleri, değişmez bir yayın politikası yok. O nedenle dün söylediğinin tam tersini üç ay sonra söyleyebiliyorlar ve bunda bir sorun görmüyorsun. Bu omurgasızlıktır. Hrant Dink cinayeti öncesinde atılan manşetleri de hatırlıyoruz. Özeleştiri verilmesi gerekiyor."

'Karşı tarafın savaş algısı yok'

Pınar Öğünç de, çatışmasızlık sürecinin bozulmasından beri savaş kelimesinin ana akımda hiç geçmediğine dikkat çekerek, "Biz burada barış haberciliği konuşuyoruz, dışarıda insanlar barış için sokağa çıkıyor, ama karşısında savaş diyen kimse yok. Çünkü karşı tarafın böyle bir algısı yok. Bu nedenle bizim bir savaş anlatmamız gerekiyor" dedi. Hem barış gazeteciliği açısından hem de tüm zamanlara yayılan hak haberciliğini ana akıma taşıma konusunda bir eşik gerektiğini belirten Pınar, "Ana akımı boş mu bırakacağız. 97'den beri gazetecilik yapıyorum hala ana akımın da bir mücadele alanı olduğuna inanıyorum. Orada inat ederek tecrübe biriktirmek ve sözünüzü oluşturmak da bu mücadelenin bir parçası. Bir kelimeye dair bile mücadele edebilirsiniz, her zaman kazanamayabilirsiniz ama kazanabilirsiniz de. Ben buna inanıyorum. İnsan hikayelerinin gücüne, gerçek manada röportajla hakikati daha canlı karşı tarafa aktarmanın fikir değiştirebileceğine inanıyorum" diye konuştu.

'Savaş nasıl tercih edilen bir şeyse barış da öyle'

İyi gazetecilik yapıldığından barış gazeteciliğinin ihtiyaçlarının karşılanmış olacağını, ancak barış vurgusuna ihtiyaç olduğunu dile getiren Pınar, savaşı anlatmayı hisse, duyguya ve drama kilitleyen bir yaklaşımın hakim olduğunu söyledi. "Savaş nasıl tercih edilen bir şeyse barış da öyle" Pınar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sadece hisse sıkıştığında barış söyleminin gücü azalıyor. Siz bir meseleyi vicdanla anlatıyorsunuz ama vicdan soyut bir kavram. Bizim gerçekliğe ihtiyacımız var. Diyarbakır'daki gazetecilerle görüştüğümde, o kadar fazla şey oluyor ki bütün enerjiyi ölümleri kabul ettirmeye, o çeteyi tutmaya veren gazetecilik yapıyorlar, bunu gördüm. Asında iyi gazetecilik yapıldığından barış gazeteciliğinin ihtiyaçlarını karşılamış oluruz. Ama böyle süreçler vurgu gerektiriyor."

(sy/fk)