Mehveş Evin: Türkiye'nin basın özgürlüğü gazetecinin kafasına dayanan silahtır

15:17

JINHA

İSTANBUL - "92. Yılında Cumhuriyet ve Demokrasi" panelinde konuşan gazeteci Mehveş Evin, 1990'larda Kürdistan'da yaşanan şiddetli hak ihlallerine dikkat çekerek, 7 Haziran sonrasının 1990'lara benzediğini söyledi. 1990'larda 40 gazetecinin katledildiğini söyleyen Mehveş, "Ben bir fotoğraflarla 'basın özgürlüğü nedir' diye gösterecek olursam DİHA muhabiri Serhat Yüce'nin özel hareket polisleri tarafından başına silah dayanmasını gösteririm" dedi.

Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi, "92. Yılında Cumhuriyet ve Demokrasi" konulu panel düzenledi. Türk Tabibler Birliği (TTB)'de düzenlenen panelin moderatörlüğünü İstanbul Barış Bloku Eş Başkanı Gencay Gürsoy yaparken panelist olarak Prof. Dr. Levent Köker, Prof.Dr Ayşe Erzan ve Gazeteci Mehveş Evin yer aldı. Panele HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP İstanbul Milletvekili Sezai Temelli, Beyza Üstün ve HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ayşe Erdem de katıldı. Panelin açılış konuşmasını HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş gerçekleştirdi. 92'inci yılında cumhuriyetin en büyük eksiğinin demokrasi olduğunu belirten Selahattin, "92 yıldır Türkiye'de cumhuriyet var. Ancak cumhuriyetin nimetlerinden çok yaralananlar, hiç yararlanmayanlar ve az yararlanmış olanlar var. Böyle bir toplumuz. Toplumun diğer kesimlerinden çok fazla yararlananlar cumhuriyeti kendi malları olarak görüyorlar. Bu ciddi bir demokrasi eksiği ve üzerine yeniden inşa edilmesi gereken ana kavramdır" dedi.

'Bu Recep Tayyip Erdoğan rüzgarı değildi'

Cumhuriyet ve demokrasi konusunda sadece son 13 yılın ele alınmaması gerektiğini söyleyen Selahattin, "AKP bir tür diktatörlük inşaa etmeye çalışıyor. 'AKP giderse Türkiye demokrasiyle uyanacak' algısının bizlerde hakim olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. AKP kötünün kötüsünü yapan bir anlayışla 13 yılı çok kötü kullanmış bir parti oldu ama öncesinde de 2000'lere ağır aksak anca geldik" diye konuştu. 2000'lerin başında toplumda oluşan 'Bir şeyler değişmeli' algısını AKP'nin yanlış kullandığını dile getiren Selahattin, "Ateşkes ve PKK'lilerin Türkiye sınırlarının dışına çıktığı günlerdi, ekonomi AKP'nin iktidara geldiği gün sıcak paraya dayanarak rahatlama yaşıyordu kriz olamazdı ama toplumda büyük bir değişim isteği vardı. 12 Eylül zindanlarında, meydanlarda, Newroz'da, baş örtüsü özgürlük mücadelesinde gaz yiyen kadınların direngenliğinin yarattığı bir değişim rüzgarı vardı. Bu Recep Tayyip Erdoğan rüzgarı değildi. Hepimizin ortak mirasını 13 yıl boyunca getirdiği nokta bu işte" diye belirtti.

'Biz bunları tartışmaya açarsak bölünmeyiz'

Cumhuriyetin alt yapısının çok iyi doldurulması gerektiğini söyleyen Selahattin, "2015 yılına geldik ve üç gün sonra seçime gidiyoruz ama toplumda nasıl bir cumhuriyet istediğimize dair yaygın bir düşünce yok. AKP gitsin de sonrasına bakarız anlayışı hakim. Bu yadırganacak bir algı değil elbette. Biz ülkemizde yeni bir demokrasi inşa etmek için, yanlışlarımızın üzerinden bir kez daha geçerek, ülkemiz üzerinde yeni bir yönetim biçimi bulabiliriz. Devlete teslim edilen şey bizi baskı altına alan bu güce sahip sistemdir. Devlet 92 yıldır bu şekilde kurgulanmış ve her gelen iktidar devleti bir zor aygıtı olarak kullanıyor" dedi.

Kardeşlik, laiklik, halk kavramlarının tartışmaya açılması ve yeniden tariflenmesi gerektiğini söyleyen Selahattin, "Biz bunları tartışmaya açarsak bölünmeyiz. Biz bu kavramları tartıştıkça devlet nefes alacak, toplum nefes alacak. Sivil alanda, medyada, eğitimde biz bu kavramları yaşama geçirmeye çalıştıkça göreceğiz ki bölünmüyoruz, parçalanmıyoruz. Şuan ki anlayış tekçilik üzerinedir. Diyoruz ki bizi bir arada tutacak tek şey teklik değildir. Biz çoğulcu bir toplumuz. Değişik medeniyetlerden beslenmiş karma bir toplumuz. Bu burası Türklerin vatanı olduğunu değiştirmez. En nihayetinde şunu biliyoruz ki anayasada kendini Türk olarak tariflenmeyen on milyonlarca yurttaşımız var. 13 yıldır bunu yaşıyoruz diye düşünmemeliyiz. Düzeltmemiz gereken ana esaslar var" diye konuştu.

'Yalanlarına kendilerini indandırdılar'

Recep Tayyip Erdoğan'ın "HDP bir üst akıldan perspektif alıyor. Obama'nın seçim çalışmalarını yürütenler HDP çalışması yapıyor. Bu üst akıl o malum partiye yalan ve iftira üretin" sözlerini hatırlatan Selahattin "Bunu duyunca gerçekten bir üst akıl var ve onu besliyor diye düşündüm. Kabataş yalanı, camide içki içtiler yalanı bunlara kendileri inandılar kaldı öyle. Hep bunun üzerine bir kampanya yürütüyor ve siyaset dili kuruyor. Suruç, Ankara katliamları ile ilgili şu örgütler yaptı dedi ve iftira ve yalanla kendini inandırdı. Böyle bir cumhurbaşkanı ve biz 13 yıldır böyle bir anlayışla yönetiliyoruz. Hem mağduruz hem de bizim mağduriyetimizin ispatlanma yükü bize düşüyor. Ülkenin cumhurbaşkanı bütün iletişim kanallarını, medyayı, yargıyı işgal etmiş durumda. Herkes tek adamın sesini dinliyor. Herkes şunu biliyor biz bu yalancı ustaya inanmazsak kaybederiz ve iktidardan düşer. Böyle bir ilişki yarattı ne yazık ki. Geri kalanlarla da kutuplaşma ve çatışma üzerine ilişki kurdu" şeklinde konuştu.

'Haziran sonrası 90'lara benziyor'

Selahattin'in ardından Mehveş Evin söz aldı. Mehveş, Türkiye'de basın özgürlüğünün hiç bir zaman olmadığını dile getirerek, "Bugün cumhuriyeti tüm güzellikleri, faydaları ile anarken, kendi cumhuriyet tarihimize bakmamız ve öğrenmemiz gerekiyor" dedi. Mehveş, Türkiye Basın Tarihi'nden örneklendirmeler yaparak baskı dönemlerini anlattı. 1990'larda Kürdistan'da yaşanan şiddetli hak ihlallerine dikkat çeken Mehveş, 7 Haziran sonrasının 1990'lara benzediğini söyledi. 1990'larda 40 gazetecinin katledildiğini söyleyen Mehveş, "Ben bir fotoğraflarla basın özgürlüğü nedir diye gösterecek olursam DİHA muhabiri Serhat Yüce'nin özel hareket polisleri tarafından başına silah dayanmasını gösteririm" dedi.

'2 bin gazeteci işsiz'

Basın özgürlüğü ile ilgili yıllık raporlarda Türkiye'nin 'kısmen özgür' kategorisinden "özgür değil" kategorisine düştüğünü söyleyen Mehveş, "TGC'nin rakamlarına göre 2 bin gazeteci işsiz, haber sitelerine erişim engeli devam ediyor. Bu sorunlar olduğu sürece ne olduğunu ne bittiğini insanlar öğrenemiyor ve savaş çağrısı yapıldığı bir ortamda seçime gidiyoruz" diye belirtti.

'Türkiye'de şiddetin olmadığ dönemler çok az'

Prof. Dr. Ayşe Erzan ise demokrasinin katılım ile eş anlamlı olduğunu ifade ederek, "Bireylerin kendini ifade ettiklerini bir güven ortamı, özgürce ifade etmeleri demek. Güven ve özgürlük ortamının oluşabilmesi için ortamın şiddetten uzak olması gerek. Ama Türkiye Cumhuriyeti baştan beri devletin sık sık kendi halkına karşı şiddet uyguladığını görüyoruz. Şiddetin olmadığ dönemler çok az" dedi.

'Şiddet kültürel alanda kendini göstermiştir'

Türkiye'de devlet şiddetinin sadece silahla olmadığını söyleyen Ayşe, "Şiddet kültürel alanda da kendini göstermiştir. Toplumsal cinsiyet alanında ders kitaplarında kendini göstermiştir. Açık açık düşmanlandırıcı ifadeler coşku ile ders kitaplarında üretiliyor. Türkiye'de kadınlar askerlik yapmıyor ama 'her Türk asker doğar' diye bir tanım var. Ben uluslararası anlaşmalar çerçevesinde Türkiye'de bir an evvel demokrasinin yeniden tesisini kendimize hedef koymalıyız. Kamusal alanın şiddet yoluyla tahrip edilmesi ve bu şiddetin kültürel alanda kendini göstermesi noktasında biz ne yapabiliriz diye sormalıyız. Ben Barış Blokunu çok önemsiyorum ve Türkiye'de şiddetsizliğin mümkün olduğu bilincinin toplumsal olarak anlatma noktasında bir imkandır diye düşünüyorum" dedi.

(ck-ml/zd/dk)