TUYAD-DER: Türkiye cezaevlerinde infaz rejimi uygulanmaktadır

14:34

JINHA


WAN- Van’da TUYAD-DER öncülüğünde hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla yüzlerce yurttaşın katılımıyla yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşün ardından konuşan TUYAD-DER Van Şube Başkanı Ahmet Aygün, Türkiye cezaevlerinde infaz rejiminin uygulandığına dikkat çekerek,  “2000 yılından sonra  F Tipi tabutluklarına geçişle birlikte tecrit sisteminin etkisi ile tutuklu ve hükümlüler sistematik olarak çürütmeye terk edilmişlerdir” dedi.


TUYAD-DER Van Şubesi, hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla Feqiye Teyran Parkı'ndan Sanat Sokağı’na doğru yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşe yüzlerce yurttaşın yanı sıra BDP Van İl Başkanı Musa İtah, BDP MYK üyesi Saadet Becerikli, HDP Van İl Örgütü, Van Belediye Başkan vekilleri, İl Genel Meclisi, DÖKH aktivistleri ve birçok Sivil Toplum Örgütü katıldı. Faqiye Teyran Parkı’nda biraya gelen kitle 433 hasta tutsağın isminin bulunduğu ve “Kürtlere karşı çifte standart ve özel sömürgeci hukuka son” pankartları, PKK, KCK ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın posterlerinin taşındığı yürüyüşte sık sık “Bijî berxwedana zindanan”, “Bê serok jiyan nabe” “Direne direne kazanacağız” ve “Siyasi tutsaklar irademizdir” sloganları atıldı.


‘17 hasta tutsak rapor beklerken yaşamını yitirdi’


Yürüyüşün ardından açıklamayı yapan TUYAD-DER Van Şube Başkanı Ahmet Aygün, Türkiye cezaevlerinde 140 bin tutuklu ve hükümlünün bulunduğunu belirterek, 163 ağır, 544 hasta tutsağın zindanlarda tutulduğunu ve bunlardan 17 hasta tutsağın rapor beklerken yaşamlarını yitirdiklerini kaydetti. Türkiye cezaevlerinde infaz rejiminin uygulandığına dikkat çeken Ahmet, “2000 yılından sonra F Tipi tabutluklarına geçişle birlikte tecrit sisteminin etkisi ile tutuklu ve hükümlüler sistematik olarak çürütmeye terk edilmişlerdir. F Tipi cezaevlerindeki tecride dayalı koşullar tutsakların ruh ve beden bütünlüklerini ciddi anlamda tehdit etmektedir” diye konuştu.


‘Hasta tutsakların bırakılması kolluğun beyanına bırakılmıştır’


19 Aralık 2000 tarihinde yapılan “Hayata dönüş” operasyonlarını hatırlatan Ahmet, bugün F tipi cezaevlerinde bir zulüm kampına dönüştürülmek istendiğini söyledi. Ağır tecrit koşullarının birçok tutsağın ağır hastalıklara yakalanmasına neden olduğunu dile getiren Ahmet, “Ölüm sınırına gelen bu hasta tutsaklara Adli Tıp süreci, sevkler, sürgünler ve yargı sürecindeki engeller onları bilinçli bir şekilde ölüme göndermektedir. Bu zulüm politikaları sadece tutsakları değil aileleri de mağdur etmektedir” dedi. Bugün artık Adli Tıp raporlarının geçerliliğini yitirdiğine değinen Ahmet, “Çünkü ölüm sınırına gelmiş olan hasta tutsaklar bu kez de kolluğun ‘Toplum güvenliği için tehlikeli’ beyanına takılmaktadır. Yani hasta tutsakların serbest bırakılması polis, jandarma ya da jitemin vereceği karara bırakılmıştır” diye belirtti.  


‘Paralel devlet ve paralel yargı güçleniyor’


Paralel devlet ve paralel yargı algısının güçlendiğini ifade eden Ahmet, “Daha dün Gever’in orta yerinde 3 Kürt’ün katledilmesi, halk iradesiyle seçilmiş BDP millet vekillerini tahliyelerinin reddedilmesi halen güncelliğini korumaktadır” şeklinde belirterek,  bu yüzende hasta tutsaklara dayatılan anti-demokratik uygulamaya karşı çeşitli sivil kuruluşları ile yaptıkları tüm girişimlerde bir sonuç alamadıklarını kaydetti.  Cezaevlerinde yaşananların insanlık suçlarının hükümetin gerçek demokrasi yüzü olduğuna değinen Ahmet, bunda böyle hasta tutsaklar serbest bırakılıncaya kadar alanlarda olmaya devam edeceklerini ve terk etmeyeceklerine dikkat çekti.


‘Yıllardır Kürtler cezaevlerinde nöbetleşe kaldı’


Ardından kısa bir konuşma yapan BDP Van İl Başkanı Musa İtah, cezaevlerinde yaşananların Türk devletinin bir hukuk devleti olmadığının göstergesi olduğunu belirterek, bu uygulamaların ise sömürgeci ve işgalci sistemden kaynaklı olduğunu söyledi. AKP ve cemaatin paralel hukuk işlediğine dikkat çeken Musa, “Kürdistan’da hukuk başka işmektedir. İstanbul’da CHP milletvekilini serbest bırakan hukuk Amed’de BDP milletvekillerine başka işlemektedir” dedi. Kürtlerin yıllardır verdiği mücadeleye değinen Musa, “Ne zaman bir Kürt kendi onurunu ve değerlerini korumak istese Demoklesin kılıcı onun başında sallanmaktadır” şeklinde belirtti.


(hç/mg)