Tek merkezden milyonların geleceğine ket vuran bir mekanizma: YÖK
09:03
JINHA
İSTANBUL- YÖK'ün 35’inci kuruluş senesini öğrenciler değerlendirdi: "YÖK, askeri vesayet ile iktidarı ele geçiren bir paşanın kağıt üzerindeki hükmü diye yansıdı toplumun zihnine. Özgür olması gereken üniversiteler bu gün kültürel asimilasyonun ve siyasi soykırımın merkezi haline geldi.”
Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, 6 Kasım 1981’de, Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın başkanlığında kurulurken, 12 Eylül yönetiminin amacı, o dönemde anarşinin kaynağı olarak görülen üniversiteleri hiyerarşik bir düzene bağlamaktı. Bunun için hemen harekete geçilerek YÖK kanunu parlamentodan geçmeden, 1982 Anayasası'yla güvenceye alındı ve uygulamaya konuldu. Bu kanun 35 senedir hala her kuruluş yıl dönümünde protestolarla anılıyor, öğretim üyeleri ve öğrenciler her sene YÖK'e karşı söylem ve eylemde bulunuyor. Bütün üniversiteleri aynı şablon içine alan Yükseköğretim Kanunu’nda bütün yetkileri YÖK'te ve YÖK Başkanı'nda toplanması nedeniyle üniversitelerde akademik kurulların etkisi azaltılırken, rektörler aşırı yetkilerle donatılmaya devam ediliyor, bu nedenle kişisel yönetimle beraber öğretim üyeleri üniversitelerden kaçmaya başladı ve kendi kurumlarına yabancılaştırıldı.
' YÖK, aşırı merkeziyetçi özelliğini korumaya devam etti'
Yöneticilerin göreve gelmesinde seçim yönteminin terk edilip atamaya geçilmesi ve bunun gibi diğer özellikleriyle, sadece bir koordinasyon kurulu olarak kalması istenen YÖK, aşırı merkeziyetçi özelliğini korumaya devam ediyor. YÖK, 1980 öncesi Türkiye'yi pençesine alan ve Soğuk Savaş dönemindeki "solcu-sağcı" kutuplaşmasının kışkırtıldığı dönemlerin sonuçlarından biri olarak ortaya çıkarken, 12 Eylül 1980 faşist cuntasını yapanlar üniversiteleri ülkedeki terör dalgasının sorumlularından ilan edildi. Bu inancın gerçeklere uygun olmadığını senelerdir belirten öğrenciler, "Türkiye'ye egemen olan güçler üniversitelerdeki özgürlükçü ve bilimsel öğretimden memnun değil” diyor.
'YÖK; diktatoryal rejimin üniversitelerdeki yansıması'
Üniversite öğrencisi olan Elçin Yalçın öğrencilerin anadillerinde, bilimsel ve parasız olarak eğitim alması gerekirken üniversitelerde iktidar odaklarının tutacağı olan YÖK ile beraber eğitimin siyasallaştırıldığını ve loncalaştırıldığını belirtiyor. Elçin, "Özgür olması gereken üniversiteler bu gün görüyoruz ki; kültürel asimilasyonun ve siyasi soykırımın merkezi haline gelmiştir" diye konuştu. YÖK'ün 80 darbesinin ve diktatoryal rejimin üniversitelerdeki yansıması olduğunun altını çizen Elçin, "YÖK'ün reformist taleplerle değiştirilmesi değil, kökünden kaldırılması gerekmektedir" şeklinde konuştu. YÖK'ün kökünden kaldırılması düşüncesine ilişkin ise çözüm önerisi sunan Elçin, "Geçmişten bu güne olduğu gibi gerek öğrenciler gerekse ilerici aydın öğretim üyelerinin bu siyasi kurumun kaldırılması için mücadele vermeye devam etmesi gerekiyor" diye kaydetti.
'Geleceği karanlığa mahkum etmenin başka adı oldu YÖK...'
Yüz yıllık iktidar konseptinin reel yaşamda resmi bir sıfat bulduğu bir eğitimsizlik modeli olarak YÖK'ün kayıtlara geçtiğine vurgu yapan İstanbul Üniversitesi öğrencisi Serjan Güneş ise, "YÖK, askeri vesayet ile iktidarı ele geçiren bir paşanın kağıt üzerindeki hükmü diye yansıdı toplumun zihnine" dedi. YÖK'ün kurulduğu 6 Kasım 1981 senesinden bu yana topluma reform diye dayatıldığını belirten Serjan, "Oysa ki amaç 'Özgür bir gelecek için okuma' hevesiyle bekleyen öğrenci topluluklarını tek tipçi bir anlayış ile eğitim adı altında sınıflandırmaktı" şeklinde konuştu. YÖK'e ilişkin değerlendirme yapan Serjan, kuruluşunun 35. senesinde YÖK'ü, tek merkezden milyonların geleceğine ket vuran bir mekanizma diye tanımladı. Serjan, "Geleceği aydınlık kılmak isteyenleri karanlığa mahkum etmenin başka adı oldu YÖK..." diye konuşarak iktidar odaklarının üniversitelerde olması gereken özgürlükçü ve bilimsel öğretimden memnun olmadıklarını dile getirdi.
(sö/zd/fk)

