25 Kasım'da vurgu 'direnen kadın'

09:05

Beritan Canözer / JINHA

AMED - Bu yıl "Erkek şiddeti ideolojiktir, meşru savunma haktır" şiarıyla gerçekleştirilecek olan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü eylem ve etkinlikleriyle kadına yönelik şiddetin sistem sorunu olduğuna vurgu yapacaklarını belirten KJA Koordinasyon üyesi Sara Aktaş, "Yürüttüğümüz mücadelede bizler kadınları sadece salt kurbanlar ya da klasik anlamda mağdureler olarak kendisini tanımlamasını kabul etmiyoruz. Bunun karşısında dinamik bir güç olarak, dinamik bir mücadele gücü olarak kendi kaderini kendisinin belirleyeceği, öz savunmasının varlıksal olarak sağlayabileceğini, bunu çok güçlü mücadele azmi, bilinci ve direnciyle geliştirebileceğine inanıyoruz" dedi.

Kongreya Jine Azad (KJA), 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için yapılacak eylem ve etkinliklerin startını veriyor. Bu yıl "Erkek şiddeti ideolojiktir, meşru savunma haktır" sloganı ile sokaklarda olacak olan kadınlar kendi hayatlarına sahip çıkmanın yol ve yönetmelerini tartışacak. 25 Kasım çalışmalarına ilişkin bilgi veren KJA Koordinasyon üyesi Sara Aktaş, "Kadınlara biçilen tarihsel misyonun, kadına biçilen tarihsel rolün tersine çevrildiği yerde bu saldırıların yoğunlaştığını ve derinleştirildiğini görüyoruz. Tam da bu nedenle böylesine ideolojik bir saldırıyla karşı karşıyayken elbette kadınların kendini meşru düzeyde savunmasının bir hak olduğunu düşünüyoruz" dedi.

'Kadına dönük kırım politikası toplumsal bir sorundur'

25 Kasım'ın sloganını hatırlatan Sara, "Evet, kadına dönük şiddet ideolojiktir diyoruz çünkü mevcut haliyle kapitalist modernite sisteminin bütün tarihi aslında erkek egemen ideolojisinin her alanda kadın kırım politikalarını geliştirdiği bir tarih olarak karşımıza çıkıyor. Bunu sadece lokal, tekil saldırılar biçiminde yorumlamak yanıltıcı olur. O nedenle bunun sistemsel bir sorun olduğunu, bunun toplumsal bir sorun olduğunu, bunun cins çelişkisiyle bağlantılı bir sorun olduğunu, erkek egemen sistemin bir bütün olarak ürettiği bir şiddet olduğunu açıklığa kavuşturmak gerekiyor" diye belirtti.

'Savaşın tarihi hedefine kadın ve çocukları koymuştur'

Sorunu salt, siyasal, sosyal salt, psikolojik sorunlar olarak ele alamayacaklarını belirten Sara bunun bir sistem sorunu olduğunu söyledi. Sara, "Erkek egemen zihniyetin ürettiği ideolojik bir sorundur çünkü günümüz itibari ile hemen hemen her alanda günlük olarak, anlık olarak tarihten bugüne kadına yönelik şiddetin boyutlanarak sürdüğünü görüyoruz. Erkek egemen aklın somutlaştığı devlet yapılanmaları şiddetin ve savaşın tarihini üretmiştir. Şiddetin ve savaşın tarihi de en fazla hedefine kadın ve çocukları koymuştur. Bu anlamda her dönemde bu savaş politikalarına karşı, militarizme karşı, cinsiyetçiliğe karşı, milliyetçiliğe karşı, ulus-devlet politikalarına karşı kadınların itirazları da yükselmiştir. Bunu biz tarihin çeşitli dönemlerinde bu katliamların uçsallaştığı birçok örnekte gördük. Günümüz açısından da bu böyledir" dedi.

'Kadına yönelik bu yönelim ideolojiktir'

Sara, Ortadoğu'da kadının kırımının en vahşice yaşandığı bir dönemden geçildiğine dikkat çekerek, "Özellikle erkek egemen sistemin belki çeşitli dinsel görüşleri de içine sindirerek geliştirdiği kırım politikalarının belki en vahşi ve barbar örneklerini biz geçtiğimiz dönem içerisinde Ortadoğu'da uygulanan politikalar ve Rojava şahsında DAİŞ'in geliştirdiği vahşet politikalarında gördük. Orada da en temel hedef kadınlardı ve biz bu saldırıları kadına dönük geliştirilen bu yönelimin aslında ideolojik olduğunu düşünüyoruz. İdeolojik bir yönelim, ideolojik bir saldırı olduğunu düşünüyoruz. Oldukça sistemli ve kapsamlı bir konseptin ürünü olduğunu düşünüyoruz. Devlet aklını, erkek aklının, erk ve iktidarın aslında geliştirdiği kırım politikaları olduğunu düşünüyoruz. Bu politikaların biz temelde kadın kırımını büyüttüğünü görüyoruz. DAİŞ zihniyetinin, aynı konseptin, aynı karanlık zihniyetin ve karanlığın efendilerinin geliştirdiği stratejilerin özellikle son aylarda il ve ilçelerde, kent merkezlerinde öz yönetim ilanları ile birlikte geliştirilen kadına dönük saldırılarda ve izlenen politikalarda da kendisini gösterdiğini biliyoruz" diye konuştu.

'Saldırır ve vahşetler tesadüf değildir'

Ekin Van şahsında geliştirilen saldırının yalnızca kadın bedenine yönelik bir saldırı olmadığını söyleyen Sara, bu saldırının kadın bedeni şahsında örgütlü kadın mücadelesinin geldiği düzeye yapıldığını belirtti. Sara, "Bunu bu düzeyde ele alıyoruz. Benzer biçimde birçok öz yönetim ilanlarının geliştiği merkezlerde kadınlara dönük özel politikaların izlendiğini, bu çerçevede saldırıların gerçekleştiğini gördük. Tabi bunlar tesadüf değil yani biz bütün bu geliştirilen politikaların, saldırıların vahşet ve barbarlık üreten zihniyetin bir tesadüf olduğunu düşünmüyoruz. Elbette bunun en temel nedenlerden biri belki birçok nedeni olabilir fakat en temel nedenlerinden birinin örgütlü bir direniş gücü halline gelen söz ve irade gücü halline gelen örgütlü kadın mücadelesine karşı bir saldırı olduğunu düşünüyoruz. Yani bu kadar yoğunlaştırması, bu kadar derinleştirilmesi, bu kadar boyutlandırılması, aslında orada örgütlü kadının, direnen kadının, özüne olan kadının, öncü olan kadının, söz ve karar sahibi olan kadından bir korkunun ifadesi olduğunu düşünüyoruz" sözlerine yer verdi.

'25 Kasım stardımızı verdik'

Sara, 25 Kasım eylem ve etkinliklerinin önemini de değerlendirerek, "Kadınlara biçilen tarihsel misyonun, kadına biçilen tarihsel rolün tersine çevrildiği yerde bu saldırıların yoğunlaştığını ve derinleştirildiğini görüyoruz. Tam da bu nedenle böylesine ideolojik bir saldırıyla karşı karşıyayken elbette kadınların kendini meşru düzeyde savunmasının bir hak olduğunu düşünüyoruz. Tam da bundan dolayı işte Kongre Jinen Azad ( KJA) olarak bizler bu dönem 25 Kasım kadına dönük şiddetlen mücadele günü kapsamdaki etkinliklerimizi, protestolarımızı, eylemselliklerimizi, programlarımızı 'kadına dönük şiddet ideolojiktir meşru savunma haktır' şiarı çerçevesinde standardını verdik. Bu çerçeve de bütün örgütlü olduğumuz alanlarda, bütün bölgelerde, bütün kurumsal yapı içerisinde zengin ve geniş planlamalar programlar ve kitlesel katılımla gerçekleştirilecek çalışmaları ön görüyoruz" şeklinde konuştu.

'Kadınların mağdureler olarak tanımlanmasını kabul etmiyoruz'

Sara, bu kadar barbarca ve vahşice yönelim karşısında neredeyse yaşamın her alanında öne çıkarılan kırım politikaları karşısında kendi özünü savunmanın, kendi varlığını savunmanın en doğal ahlaki hak olduğunu düşündüklerini söyledi. Sara, "Bu da aslında stratejik olarak bakıldığında kadınlara biçilen klasik mağdureler rolünün ters düz edildiğini gösteriyor. KJA olarak yürüttüğümüz mücadelede bizler kadınları sadece salt kurbanlar ya da klasik anlamda mağdureler olarak kendisini tanımlamasını kabul etmiyoruz. Bunun karşısında dinamik bir güç olarak, dinamik bir mücadele gücü olarak kendi kaderini kendisinin belirleyeceği, öz savunmasının varlıksal olarak sağlayabileceğini, bunu çok güçlü mücadele azmi, bilinci ve direnciyle geliştirebileceğine inanıyoruz. Bu yıl ki çalışmalarımızın bir kez daha kadına dönük şiddetin ideolojik olduğunu ve bunun karşısında meşru savunmasının hak olduğunu yeniden dillendirmemiz, yeniden altını çizmemiz, yeniden buna dikkat çekmemiz biraz bu temellere dayanıyor" diye konuştu.

(so/fk)