'Güneşli ve güzel bir havaydı ama çocuk sesleri yoktu'
10:42
Bêrîtan Canözer - Tekoşîn Tekîn / JINHA
AMED – Bir grup akademisyen ve yazarla birlikte Sur ilçesinde devam eden saldırıları ve yaşanan hak ihlallerini yerinde incelemek adına Sur sokaklarını gezen Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Esra Mungan, kendisini en çok etkileyen şeyin güneşli ve güzel bir havada Sur ilçesi gibi çocuklarla dolu sokaklarda çocuk seslerinin gelmemesi olduğunu belirtti.
Özel harekat timlerinin Eylül ayından bu yana saldırılarını yoğunlaştırdığı Diyarbakır’ın Sur ilçesinde neredeyse tüm yapılar tahrip edilmeye devam ediyor. Tahrip edilen alanları bir nebze de olsa yeniden inşa etmek için ilk adımı atan İstanbul'dan gelen kadın heyeti, Sur içinde tahrip olmuş tüm sokak ve evleri dolaştı. Dolaştıkları esnada karşılaştıkları duvar yazılamalarından çok etkilenen kadın heyeti, “Türkün gücünü göreceksiniz” yazısının karşısında ise “Türk olmaktan” utandıklarını dile getirdiler. Heyetin içinde yer alan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Esra Mungan, "Orada neler yaşanıyor birebir görmek ve hissetmek istedik. Biz oradayken de devletin zırhlı araçları ve polisleri mahallelerin etrafında geziyordu ve sokak başlarını tutuyordu" dedi.
'Yaşananları birebir görmek ve hissetmek istedik'
Sur ilçesini gezdiği esnada yaptığı izlenimleri anlatan Esra, korkunç bir devlet şiddetinin izleriyle karşılaştığını ifade etti. Esra, her yerde kurşun izlerinin ve boş kovanların olduğunu belirterek, "Tarihi bir cami bile kurşunların hedefi olmuş ve yıkılmış bir durumdaydı. Ben Diyarbakır'a daha öncesinden de gelmiştim. Sur içinin nasıl canlı bir bölge olduğunu biliyorum. Cumartesi, günüydü hava güneşliydi ama dışarıda kimseyi göremiyorduk. Çok elektrikli bir ortam vardı. Geldiğimiz günden bir gün önce çatışmaların olduğunu söylediler. Zaten bilerek gelmek istedik tam da o ana şahit olmak istedik. Orada neler yaşanıyor birebir görmek ve hissetmek istedik. Biz oradayken de devletin zırhlı araçları ve polisleri mahallelerin etrafında geziyordu ve sokak başlarını tutuyordu" dedi.
'Şiddet bölgesi haline getirilmiş'
Esra, insanı en çok çarpan şeyin bir yerde harap olma hali varken kentin öbür tarafında hayatın devam ediyor olması olduğunu belirtti. Sur içinin devlet tarafından izole edilen bir yer olduğunu söyleyerek, "Odaklanmış bir şiddet bölgesi haline gelmiş. Biz bunu İstanbul'dan da hatırlıyoruz. 90'lı yıllarda Gazi Mahallesi tam da oydu. Orada akrepler ve polisler vardı ama öbür tarafında hayat olduğu gibi devam ediyordu. O bölge marjinalize edilmişti. Varoş tabiri ilk o zaman çıkmıştı. 'Onlar Aleviler, solcular, şunlar, bunlar devlet müdahale etmek zorunda kaldı' algısı vardı herkeste. Diyarbakır'a daha önce açlık grevleri sırasında gelmiştik. Bütün Diyarbakır halkı birlikte direniyordu. Bütün Diyarbakır'da akşamları gürültü eylemleri yapılıyordu. Bu gelişimde bu bütünlüğü görememek beni çarptı" sözlerine yer verdi.
'Özyönetimler fiili olarak gerçekleşmeliydi'
Tüm bunların bilinçli bir devlet politikası olduğunu ifade eden Esra, "Özyönetime de bunu bağlayabiliriz. Nerde özyönetim ilan edildiyse devlet orada cerrahi bir müdahalede bulundu algısı yaratıldı. Özyönetim tüm ülkede olması gereken bir şeydir. Aslında ben öz yönetimlere pratik olarak yaklaşan biriyim. İlan etmek yerine fiilen inşası yapılması gerektiğine inanıyorum. Mesela Cumhurbaşkanı nasıl ki fiilen bir saray yaptırdıysa ve kendini başkan ilan ettiyse aslında böyle bir yol izlenmeliydi. Aslında cumhurbaşkanı da şuan yasalara aykırı davranıyor çünkü halkın iradesini kırarak kendini başkan yapmaya çalışıyor. Aynı şekilde halkın iradesine sahip çıkarak fiili olarak özyönetimlerin de pratiğe geçmesi gerekiyordu. Bunu tüm ülkede yapmak zorundayız. Mesela biz İstanbul'da gittikçe bir köşelere sıkıştırılıyoruz" diyerek alanların ellerinden alındığını belirtti.
'Despotik bir rejim yaratılmaya çalışılıyor'
İstanbul'da birçok yerin devlet tarafından işgal edildiğini ve beton yığınına döndürdüğünü söyleyen Esra, "Bizim bunlara fiilen direnmemiz gerekiyor. Bu ülkenin merkezi yapılanmasından kurtulmamız lazım. Bu ülke artık nefes alamıyor. AKP iktidarı devletleşmiştir ve iktidar ile devlet iç içe geçmiştir. Ülkede güçlü bir hegemonya kurma vizyonu geliştirmiştir ve hatta o vizyonda bütün Arap dünyasında bunu inşa etme hırsı var. Şuan despotik bir rejim yaratmaya çalışıyor. Bunun için Musa Çitil'ler Diyarbakır bölgesine getirildi. İtibarlar iade edildi. Onun için ordusuyla, devletiyle, Sedat Peker'leriyle bir ittifak kuruldu. Milliyetçi, muhafazakar ve militarist bir ittifak var. Bu öz yönetime cevaben değildir zaten başlamıştı. Öz yönetimler bunlara karşı bir başkaldırıştır ve o da buna izin vermeyeceğini göstermeye çalışıyor" sözlerine yer vererek Diyarbakır'ı ve Diyarbakır halkını çok sevdiğini söyleyerek herkesin bu direnişten ilham alması gerektiğini vurguladı.
(zd)
