Nar Fotoğraf Ajansı, kadın odaklı fotoğrafçılıkla yola devam ediyor

10:43

 


Ruken Çelik / JINHA


AMED  –  Hak ihlalleri ve süregelen yaşam tarzını ele alan Amedli 6 fotoğrafçı, foto belgesel çalışmaları yürüterek kamuoyunda farkındalık yaratmayı hedefliyor. Çektikleri fotoğrafları merkezi İstanbul'da bulunan Nar Fotoğraf Ajansı'nda yayınlayan fotoğrafçılar, Kürtlerin hükümet tarafından yaşadıkları politik mağduriyetlerinin yanı sıra gündelik yaşamlarını ele alarak kadın odaklı fotoğraf anlayışıyla başarılı çalışmalara imza atıyor. Fotoğraf çalışmalarında sadece Kürtlerin mağduriyetini ön plana çıkaran konuları ele almadığını dile getiren Nar Fotoğraf Ajansı fotoğrafçılarından Fatma Çelik,  “Çünkü Kürtlerin mağduriyeti dışında süre gelen bir yaşam tarzı var ve bunu fotoğraflamak gerekiyor” dedi.


Toplumun yaşam alanını ele alan ve kamuoyunun göremediği ayrıntıları fotoğraflarla dillendirerek farkındalık yaratan İstanbul’da bulunan Nar Fotoğraf Ajansı 3 yıldır çalışmalarını yoğun bir şekilde yürütüyor. Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini, halkın yaşadığı sorunları ve yaşam alanında kadın, çocuk, genç, yaşlı yurttaşların anlık fotoğrafları ile yok olan tarihsel mimariye dikkat çekmek amaçlı foto belgesel tarzında çalışmalarını sürdüren ajans üyeleri, Türkiye’nin her yerinde halkla bir araya gelerek anlık fotoğraflarıyla yaşamın gerçeğini belgeliyor.  Farklı meslek dallarından bir araya gelen ajansın profesyonel fotoğraf sanatçıları, fotoğraf çekerken yurttaşlarla yakından temas kurma olanağına sahip olabildiklerini ve bu sayede doğal ve anlamlı fotoğrafları belgelediklerini dile getiriyor. Ajans fotoğrafçılarından Aylin Kızıl fotoğraf çalışmalarında renkli anlara tanık olduğunu dile getirerek, “Ajansta her birimizin farklı konuları var ve bu konu üzerine bir süre önce araştırmaya giriyor ve daha sonra bu anları fotoğraflayarak belgeliyoruz” dedi.


‘Kadınların doğal yaşamını fotoğraflamak beni heyecanlandırıyor’


Amed’de kentsel dönüşüm konusu için foto belgesel çalışmasıyla kamuoyunda farkındalık yaratmayı hedeflediğini söyleyen Aylin, “Çalışmamı Saraykapı’da sürdürüyorum. Saraykapı’da yaşayan ve Diyarbakır’ın sur içindeki doğal yaşamı esas alan yurtlaşalar şu an kentsel dönüşüm nedeniyle TOKİ’lere yerleştirildiler. Bu konuyu ele almak istedim ve Saraykapı’ya giderek boşalan evleri ve atmosferi belgesel yaptım. Bu konuda çalışmalarımı hala yürütüyorum” dedi. Aylin farklı çalışmalarını da foto belgesel programına dahil ettiğini belirterek, “Diyarbakır’da kadınlar çok önemli işlere imza atıyor. Şu an Bağlar’da Jiyan Semt Pazarı’nda çalışan kadınlar sebze, meyve, giyim ve daha birçok çeşit ürün satarak ticaret yapıyor. Bunu tüm dünyaya göstermek için her gün pazara gidip oradaki gündelik yaşamı fotoğraflıyorum. Kadınları çalışırken, üretirken görmek ve onların doğal hallerini belgelemek bana ayrı bir heyecan katıyor” ifadelerinde bulundu.


Kadın odaklı fotoğrafçılık


Kadın fotoğrafçılığı kavramının normalleştirilerek kadın odaklı fotoğraf sanatının ön plana çıkması gerektiğini dile getiren Aylin, icra ettikleri fotoğrafçılıkta da kadın olmanın bilinciyle ve hassasiyetle kadrajın belirlenmesi gerektiğini belirtti. Kadın fotoğraflarında objektifte sadece kadının kendisinin olmadığını söyleyen Aylin, “Kadının olduğu birçok fotoğrafta kadının gözlerinde korktuğu babası, abisinden duyduğu korku da açıkça okunuyor” dedi. Fotoğraf sanatı anlayışında iziniz çekim yapmanın yanlış olduğuna değinen Aylin, “Özellikle kadınlardan izin almadan çekim yapmamalıyız. Erkeklerin her alanda hüküm sürdüğü ve katlettiği yaşam içerisinde bunun olmaması için fotoğrafçılar özellikle dikkat etmelidir. Geçenlerde batıdan gelen bir fotoğrafçının Suriçi'nden bir kadının fotoğrafını çekmiş ve gazetede yayınlatmış. Sabah kadının eşi ekmek almaya giderken ekmeği saran gazetede eşinin fotoğrafını görünce kadını katletmiş. İşte bu yüzden bunu gibi olayların olmaması ve kadınların artık erkekler tarafından katledilmemesi için bu gibi hassas konulara özellikle dikkat etmeliyiz" dedi.


‘Fotoğraf benin için bir anlatım aracı’


Anlatmak istediği duyguları en iyi fotoğraflar ile aktarabildiğini söyleyen Aylin, "Belki bir ressam olsaydım resimlerimle ya da bir yazıyla anlatırdım. Ama ben duygularımı en iyi fotoğrafla anlatabiliyorum. Bu yüzden her hissettiğim duyguyu fotoğrafla dışa vuruyorum" şeklinde konuştu.  "Fotoğraf benim için bir anlatım aracıdır" diyen Aylin, Kürt kadınlarının kendi yaşadıkları olayları bir şekilde dışa aktarması gerektiğini belirterek bir Kürt kadını olarak sanat aracı ile duygularını dışa vurabilmenin kendisi için çok önemli ve değerli olduğunun altını çizdi. Kadınların üretken olmaları dahilinde eril zihniyetin köklü değişimlere uğrayacağının da altını çizen Aylin, “Erkeklerin bizi anlatmasına veya yüceltmesine gerek yok. Eril zihniyeti biz yıkmalıyız. Biz kendi başarımızla var olmalıyız. Sesimizi duyurmak adına üretiyor olmamız çok önemli”  şeklinde konuştu.


'Fotoğraf çalışmalarında dahi mağdur olan çocuk ve kadın oluyor'


Diyarbakır'da Nar Fotoğraf Ajansı'nda çalışan 6 kişilik bir grupla kolektif bir ruhla foto belgesel çalışması yaptıklarını söyleyen bir diğer fotoğrafçı Fatma Çelik ise, güncel olayları fotoğraflamanın yanı sıra foto belgesel çalışmalarına ağırlık verdiklerini belirtti. Fotoğrafçıların her zaman kadın ve çocuk duygusunu görmezden geldiğinin altını çizen Fatma, özellikle çocuk fotoğraflarında fotoğrafçıların, çocuğun kendisini “iktidar” olarak gördüğünü anlamadığına işaret etti. “O an elinde fotoğraf makinesi olan fotoğrafçı iktidar konumunda ve ona karşı koyamayan çocuğu kullanmış oluyor, duyguyu sömürüyor” diyen Fatma, foto belgelerde en çok kadın ve çocuğun olmasının tesadüf olmadığına da dikkat çekerken, “Foto muhabirler erkeklerin fotoğraflarını çekmek istediklerinde ‘hayır’ cevabını aldıklarında ısrar etmiyor. Fakat iş kadın ve çocuğa gelince aynı duyarlılık gösterilmiyor. Hatta onlardan izin bile alınmıyor. 'hayır' cevabı karşısında mağdur rolünü oynayan fotoğrafçılar dahi oluyor. Bu da yine erkeğin iktidar gücünü gösteriyor” vurgusunu yaptı. Fatma, “Ben her zaman genelde çocuk fotoğrafları çekmemeye dikkat ediyorum. Çünkü o çocukla aramda kurduğum bağ, aynı düzey bir ilişki olmuyor, yukardan bir ilişki oluyor, bu da ahlaki değil” şeklinde konuştu.


'Fotoğraf konularımın en önemlisi türbeler oldu'


Amed’in önemli bir inanç merkezi olduğunu söyleyen Fatma, Amed’deki inanç tarzları, türbeler ve kadın-erkek arasındaki inanç ritüellerinin farklılıkları gibi birçok inanç konusunun dikkatini çektiğini ifade etti. “Türbelerde her zaman yine erkekleler ön planda” diyen Fatma, “Bunu fotoğraflarken bile çekinerek olaya yaklaştım çünkü ben de bir kadınım ve neyle karşılaşacağımı çok iyi biliyordum. Fakat yine erkekler, burada aynı koruma güdüsüne girdiler. Dışarıdan gelen yabancı bir kadını koruma içgüdüsüyle ve güç gösterisiyle beni korumaya çalıştılar. Evde ailesine göstermediği ilgiyi bana gösteriyorlar. Çünkü dışarıdan gelen biriyim, yabancıyım ve fotoğrafçıyım” dedi. Türbelerde en çok kadrajına erkeklerin takıldığını söyleyen Fatma erkeklerin evde hesap vereceği kimsenin olmadığını hatırlattı. Fatma son olarak, fotoğrafların da sadece Kürtlerin mağduriyetini ön plana çıkaran konuları ele almadığını dile getirerek, “Çünkü Kürtlerin mağduriyeti dışında süre gelen bir yaşam tarzı var ve bunu fotoğraflamak gerekir"  şeklinde sözlerini sonlandırdı ve fotoğraflarıyla konuşmaya devam etti…


(rç/zd/gk)