Dava İzleme Semineri'nde hak ihlalleri ve cezasızlık konuşuldu

19:16

JINHA

İSTANBUL - Hakikat Adalet Hafıza Merkezi ve İnsan Hakları Ortak Platformu tarafından Dava İzleme Semineri düzenlendi. Geçmiş yıllarda yaşanan hak ihlallerine dikkat çeken konuşmacılar, çoğunun cezasızlıkla sonuçlandığına vurgu yaparak, Cizre'den Derik'e, Silopi'den Nusaybin'e yönelik saldırılarla yeni hak ihlallerinin yaşandığını belirtti.

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi ve İnsan Hakları Ortak Platformu, Şile Değirmen Otel'de üç gün sürecek "Dava İzleme Semineri" düzenliyor. Seminerde ilk gün Türkiye'de ağır insan hakları ihlallerinin konu edildiği davalarda cezasızlığı doğuran unsurlar farklı uzmanların bakış açılarıyla değerlendirildi. Karşılaşılan hukuki, siyasi ve yasal sorunlar ortaya konarak dava izleme sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar saptandı. Bu davaların geniş kesimlere ulaşmasında medyanın sunabileceği imkanlar ve nasıl bir habercilik dili kullanılması gerektiği çerçevesi ele alındı. İlk gün seminerin açılış konuşmasını Hakikat Adalet Hafıza Merkezi ve İnsan Hakları Ortak Platformu üyesi Emel Ataktürk yaparken, sabah oturumunda Av. Eren Keskin, Av. Gülizar Tuncer, Bianet'ten Gazeteci Nadire Mater, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi'nden Murat Çelikkan öğlen oturumunda ise İstanbul Bilgi Üniversitesi akademisyenlerinden Öznur Sevdiren, Demokrat Yargı Derneği'nden Muzaffer Şakar, Ankara Ünv. Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak konuşmacı olarak yer aldılar.

'Saldırılarla hak ihlalleri artacak'

Seminere farklı ilçelerin barolarından avukatlar katılırken, STK kuruluşlarından ve özgür basın çalışanları yer aldı. Seminerin açılış konuşmasını İnsan Hakları Ortak Platformu üyesi Emel Ataktürk yaptı. Cizre'den Derik'e, Silopi'den Nusaybin'e son derece üzücü, yakıcı sonuçlar gördüklerini belirten Emel, bundan sonra da ağır insan hakları ihlaline ilişkin davaların artacağını kaydetti. Bu sebeple herkesin donanımlı olması gerektiğini dile getiren Emel, yaşanılan ağır işkencelerin çoğunun takipsizlik kararlarıyla kalın duvarların ağır odalarında yitip gittiğine değindi. Ayrıca Emel, mahkemelerin çoğunlukla sanıklar devlet görevlilerinden ve kadın cinayetleri konusunda kadını katleden erkekten yana objektif olmayan tutum sergilediklerinden dolayı mahkeme salonlarında yaşanılan hak ihlallerinden kaynaklı mağdurun sesini duyurmak, ihlali görünür kılmak için dava izleme seminerlerini düzenlediklerini söyledi.

'Elimizde kanıt varken davalar zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü'

Sabah oturumunda insan haklarına ilişkin davalarda karşılaşılan sorun alanları ve çözüm önerileri konusunda söz alan Av. Gülizar Tuncer, küçük yaşlarda gözaltına alınan gençlerin maruz kaldığı işkenceye değinerek, 'Manisa Davası'nı andırması açısından 2. Manisa davası olarak adlandırılan dava hakkında konuştu. Gülizar, "O dönem İstanbul Protokolü yoktu. İşkenceye uğrayan kadınlardan Evrim Öktem bebeğini düşürmüştü. Uzun gözaltıları ve bu gözaltılarda yaşanan işkenceler konusunda AHİM'e ve diğer uluslararası kuruluşlara başvurduk. Elimizde birçok kanıt varken bilindiği üzere davalar zaman aşımına uğrayarak düşürüldü" diyerek, zamanında gerekli yerlere, gerekli başvuruların yapılmasının önemine dikkat çekti.

'Asiye'nin tecavüze uğradığı psikolojik tedavi sürecindeki raporla belgelendi'

Asiye Güzel Zeybek davasına da değinen Gülizar, dava hakkında şunları söyledi: "97 yılında Asiye Güler gözaltına alındı. Çok ağır işkencelere maruz kaldı. Asiye gözaltına alındığı süreçte de cezaevine gönderildiği süreçte de hep arkadaşlarından ayrı tutuldu. Asiye'nin tecavüze maruz kaldığını arkadaşlarından öğrendik. Asiye yaşadıklarını anlatamadığı için şikayette de bulunmamıştı. Bir süre sonra anlatmış olmasına rağmen tecavüzü belgelemek açısından fiziki tespitler için geç kalınmıştı. Asiye'nin tecavüze uğradığı gittiği psikolojik tedavi sürecinden alınan raporla belgelendi. ATK'nin verdiği raporla asla yetinilmemeli alternatif raporlar çıkarılmalı."

'Anne-oğul gözaltında cinsel münasebete zorlandı'

Yine gözaltında yapılan işkenceler ve tecavüz vakalarına değinen Av. Eren Keskin ise Fatma Tokmak ve oğlu Azad Tokmak davası üzerinden konuyu anlattı. Fatma'ya gözaltındayken her türlü işkencenin yapıldığını hatta Fatma'nın gözleri önünde Azad'ın vücudunun çeşitli yerlerinde sigara söndürüldüğünü ifade eden Eren, anne ve oğulun cinsel münasebete zorlandığını vurguladı. Eren, sonrasında Azad'ın çocuk esirgeme kurumuna verildiğini söyledi. Eren sözlerine şöyle devam etti: O dönem basın medya kuruluşlarının bu kadar etkin olmadığını sözlerine ekleyen Eren, Uluslar arası Af Örgütü sayesinde düzenlenen eylemlerin etkisiyle Azad'ı çocuk esirgeme kurumundan alabildiklerini aktardı.

'Fatma ağır kalp hastası olmasına rağmen hala cezaevinde'

O tarihlerde İnsan Hakları Vakfı ve İstanbul Tabipler Odası'nın Azad'ın işkence gördüğünü belgelemesine rağmen mahkemenin bu belgeleri kabul etmeyip Adli Tıp Kurumu'na gönderdiğini dile getiren Eren "Türkiye mahkemeleri bağımsız tıp hekimlerinin raporlarını kabul etmiyor. İstanbul Protokolü'nde buna ilişkin maddeler yer almasına rağmen mahkemelerin bu tutumunu Uluslararası Sözleşme hükümlerini bilememelerine bağlıyorum" şeklinde konuştu. Nihayetinde adli tıp kurumundan Azad'ın işkenceye uğradığı konusunda raporun çıktığı fakat bu işkencenin ne zaman yapıldığına dair bilinmezlik hükmünün de yer aldığını belirten Eren, "Fatma ağır kalp hastası olmasına rağmen hala cezaevinde suçsuz yere yatıyor. Azad ise büyüdü ve psikolojik destek almaya devam ediyor" dedi.

'Kamuoyu oluşturarak mahkeme sonuçlarını değiştirebiliriz'

Seminerde "Hak Haberciliği" adı altında konuşma yapan Bianet'ten Gazeteci Nadire Mater, 94 yılında Özgür Gündem Yazı İşleri Müdürü Işık Yurtçu'nun 20 yıl hapis cezasına çarptırıldıktan sonraki gelişmeleri şu şekilde aktardı: "Işık Yurtçu'yu Adapazarı Cezaevi'nde ziyarete gittim. Hakkında çok şey yapılamayacağını tahmin ediyordu. Bende bir gazeteci olarak bu olayı herkesin ilgileneceği hale getirmek için 'ne yapabilirim' dedim. İpek Çalışlar Işık'ı yurtdışında anlatmaya başladı. O zaman bizim ülkemizdeki gibi tutsak gazetecileri yurtdışındakiler evlat ediniyorlardı. Işık da öyle oldu. Biz bunu haber yaptık. Duygu Asena Adapazarı'na Işık ile röportaj yapmaya gitti. Öyle bir hal aldı ki Işık ile ilgili haber yapmamak ayıp olur hale gelindi. Sonunda Işık ve 23 gazeteci arkadaşımız Gazeteciler Cemiyetinin teklifiyle serbest bırakıldı. Kamuoyu oluşturarak mahkeme sonuçlarını değiştirebilecek güce sahibiz. Gazetecileri, hak örgütleri ve avukatların birlikte çalışması son derece önemlidir."

'Keskin nişancılar çağrıda bulunmaksızın yaşam hakkına müdahale ediyor'

İstanbul Bilgi Üniversitesi akademisyenlerinden Öznur Sevdiren ise ceza hukukunda hesap verilebilirliğin önünde teşkil eden unsurlar konusunda bilgi paylaşımında bulundu. Öznur, cezasızlığın "Olgu olarak soruşturma açılmaması, açılan soruşturmanın gerektiği şekilde yürütülmemesi yada gerekli sonucun çıkmaması" olarak tanımlandığını söyleyerek, Türkiye'de bu durumun çokça yaşandığını belirtti. Öznur, "Sıkıyönetim halinde dahi 'teslim ol' çağrısından sonra 'çağrıya uyulmazsa kanunun cevaz gördüğü durumlarda kolluk kuvvetlerince kişinin yaşam hakkına müdahale edilebilir' hükmü varken ve bu hüküm dahi bu kadar çağ dışıyken Kürdistan bölgesinde yaşanan, tamamen hukuk dışı bir olaydır. Orada keskin nişancıların çağrıda bulunmaksızın hedef alarak doğrudan kişinin yaşam hakkına müdahale ettiğini görüyoruz. Bunun sebebi ise Türkiye kanunlarında savaş suçu ibaresi yer almıyor" dedi.

(öç/mg)