'Erkekler meydana çıkma cesaretini gösteren kadınları cezalandırmak istiyor'

12:53

JINHA

İSTANBUL- Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen "Kadına Karşı: Doğu/Batı, Savaş/Barış Tanımayan Şiddet" Sempozyumu'nda konuşan Prof. Deniz Kandiyoti , "2004 yılında Türkiye'de kadın cinayetlerinde indirimler kaldırılmış, evlilikte cebren ilişkiye girme suç ilan edilmişti. Ne yazık ki bu kağıt üzerinde yapılan yasal çerçeve ile gerçekler arasında büyük bir uçurum oluştu. Kamusal vicdanı en çok yaralayan husus yasaların bir türlü uygulanamamasıdır" diye belirtti.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı'nın 25. Yıl Etkinlik Dizisi kapsamında Boğaziçi Üniversitesi ve İsveç Başkonsolosluğu işbirliğiyle düzenlediği "Kadına Karşı: Doğu/Batı, Savaş/Barış Tanımayan Şiddet" başlıklı uluslararası sempozyum Boğaziçi Üniversitesi Büyük Konferans Salonu'nda başladı. Dünyanın pek çok ülkesinden ve Türkiye'den pek çok sayıda feministin konuşmacı olarak yer aldığı sempozyumda açılış konuşmasını Üniversitesi Doğu ve Afrika Araştırmaları Okulu Kalkınma Bölümü Profesörü Deniz Kandiyoti yaptı. Şiddetin çeşitli biçimlerinin tartışıldığı sempozyuma çok sayıda kadın katıldı.

'Afganistan'da 3 tip şiddet var'

Dünyanın çeşitli yerlerinden örnekler vererek şiddeti anlatan Deniz, 2001 yılında başlayan Arap Ayaklanmalarında protestolara katılan kadınlara yönelik daha önce görülmemmiş cinsel ve saldırı biçimleri ortaya çıktığını söyleyerek, "Bir kadının etrafında iki halka oluşuluyorlardı. İç halkadaki erkekler kadının elbiselerini parçalayıp tecavüz ederken, dış halkadakiler kadının kaçmamasını sağlıyordu. Bu erkekler meydana çıkma cesaretini gösteren kadınları cezalandırmak istiyordu" dedi. Kadına karşı şiddetin yalnızca ataerkille açıklanamayacağını söyleyen Deniz, "Afganistan'da birbirinden ayrı 3 tür şiddet görüntüsüne şahit oldum. Birincisi geleneksel olarak tanımlayabileceğimiz devlet kontrolü olmaksızın kadına karşı yaptırımlardı. Şiddeti uygulayan babaları, amcaları, kocalarıydı. Bu hala mevcut ve her yerde var. İkincisi çatışma ortamında milislerin kadın kaçırma ve ırza geçme yoluyla kadınları hedef almasıydı. Bu örnekte hedef alınan sadece kadınlar değil çatışılan toplumun bütünüydü. Üçüncüsü ise Taliban'ın hükümet olarak dayattığı yasalarda görünmekteydi. Kadını kırbaçlama ve taşlama gibi cezalar büyük futbol salonlarında halkın kontrolünde yapılmaktadır" diye belirtti.

'Kadının en tehlikede olduğu yer evidir'

Deniz'in konuşmasının ardından "Küresel, Bölgesel ve Yerel Şiddet Biçimleri" konu başlığı ile birinci oturuma geçildi. Uluslararası İsveç Gelişme ve İşbirliği Ajansı'nda Cinsiyet Eşitliği Konusunda Kıdemli Politika Uzmanı olarak çalışan Asa Elden'in konuşmasında cinsiyetçi şiddeti ele aldı. Şiddetin farklı kültürlere ve sektörlere göre incelenmesi gerektiğini söyledi. Şiddetin ortadan kaldırılmasının aynı zamanda bir demokrasi aracı olduğunu ifade eden Asa, "Kadının en tehlikede olduğu yer evidir. Şiddetin sessiz karşılanması ve normalleştirilmesine karşı bir söylemdir bu. İstatistiklere göre bu hala doğrudur. Erkeklerin kadına karşı şiddetini inceleyen araştırma İsveç'de 2001 yılında yapıldı. Araştırmaya göre kadınların yüzde kırk altısı fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalmıştı. Aynı zamanda evin dışında da yaygın bir şiddet vardı" dedi.

'Sivil toplum alanları daraltılıyor'

Türkiye'de ki son günlerde meydana gelen olayların ve son olarak da Tahir Elçi'nin katledilmesinin sivil toplum alanlarının özgürlüğünü daralttığını söyleyen Ara, "Uganda'da ki kadın aktivistler de aynı şekilde sivil toplum alanlarının daraltılması ile ilgili mücadele ediyorlar. Devlet tüm sivil toplum kuruluşlarını karşına almak yerine yalnızca kadın ve LGBTİ Örgütlerini aldı ve onların haklarını kısıtlamayı seçti. Kadın aktivistleri dünyanın her yerinde en zor normları kırmayı çalışıyorlar" diye belirtti. Kadınların hareket alanlarının daraltılmasının kabul edilemez olduğunu söyleyen Ara, "BM Sekreteri toplumsal eşitlik için yapılan eylemlerin kendilerini pozitif etkilediğini söylemişti. En iyi sonuç devletin, kadın hareketini dinlediği ülkelerde alınıyor. 2010-2013 yılları arasında medyada politikacıların kadına yönelik şiddete yaklaşımlarını izledik, inceledik. Artık 3. sayfa haberi olmaktan çıktığını görebiliyoruz. Medya, kadınların eylemlerini izlemeye başladı. Hikayeleri birleştirdiğinizde devletin sorumluluğunu konuşmaya başlıyorsunuz. Kadınların en tehlikeli olduğu yer evleridir dedim. Bunu sürekli tekrarlamamız gerekiyor. Biz kadınların insan haklarını savunan kadınları da korumalıyız" diye belirtti.

'İslami gruplar insanları öldürmeye başladı'

İranlı Kadın Hakları Aktivisti Sussan Tahmasebi Kadın Eserleri Kütüphanesi'nin 25. yılını kutlayarak sözlerine başladı. Arap Baharı'nı anlatan Sussan, "İnsanlar daha iyi bir gelecek için ölmeye hazırdılar. 4 yıl geçti. Şimdi dönüp baktığımızda farklı bir tablo görüyoruz. Bu insanlara ne oldu diye sormamız gerekiyor? İslami gruplar insanları öldürmeye başladı. Bu gruplar önceden de kadın haklarına saldırırken uluslararası kuruluşlar bunu kültürel bulunuyordu. Şimdi bunun değiştiğini ve insan hakları kapsamında ele alındığını görüyoruz. Bu saldırgan gruplar arasında ise aslında mutsuz insanlar. Sokağa çıkıp özgürlük talep edenler de aşırı dinci gruplar da mutsuz" şeklinde konuştu. Sussan, bölgelerinde yaratılan ittifaktan bahsederek, "IŞİD'in Ezidi kadınlara tecavüz ettiği ortaya çıktı ve uluslararası güçler zamanında 'Afganistan'a a gidip kadınları kurtaracağız' demişlerdi. Ama bu ülkeler kadın hakları konusunda iyi bir noktada değiller. Aralarında bir fark yok. Bu ülkelerden bir çoğu aşırı dincilere karşı savaşıyoruz diyorlar ama sivil topluma yaptırım uyguluyorlar. Burada terörle mücadele yasalarını kullanıp topluma baskı uyguluyorlar ve bu bölgede artış gösterdi" diye belirtti.

'Aktivistler susturulmaya çalışılıyor'

Devrimler sonucunda kadınların meydana çıktığını ve diktatörlerin de kadınları düşman ilan etmeye başladığına dikkat çeken Sussan, "Kadın aktivistler devlet dışı güçler tarafından da susturulmaya çalışıyorlar. Peki ne tür şiddetle karşılaşıyorlar? Kadın hakları savunucuları bölgede, ailelerinden de baskı görüyorlar. Erkekler kadın hakları savunucularını ciddiye almıyorlar, cinsel tacize maruz kalıyorlar, etik ve ahlaki olarak aşağılanıyorlar. Bölgesel ve global gelişmeleri göz önünde bulundurup hareket etmek lazım" dedi. Sussan, bölgesel işbirliğinin gerekliliğine değinerek, "Bu şekilde kadın hareketine daha iyi yön verebiliriz. BM'nin insan haklarını korumaya yönelik sözleşmelerinin bağlayıcı olması gerekiyor. İnsanların şiddete karşı önlemleri konuşabileceği alanlar bölgede azalmaya başladı. Aşırı dinci gruplara karşı mücadele eden kadınlara odaklanmamız lazım. Kadınların olumlu yaptıkları şeylere dikkat çekmek gerekiyor" diye ifade etti.

(ck-sg/dk)