'Şiddet ben neden farklıyım sorusunu sordurtan toplumla başlıyor'

17:42

JINHA

İSTANBUL- Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen "Kadına Karşı: Doğu/Batı, Savaş/Barış Tanımayan Şiddet" Sempozyumu'nda konuşan Yasemin Öz "Kadını aile içine hapsetmek isteyen, kadın bakanlığına tahammül edemeyen, kadına dair her şeyle ilgili kendinde söz söyleme cüreti gösteren bir zihniyetin karşısında iyimser olmak hayalcilik olabilir.Ama kendimizden başlayarak dünyayı dönüştürmek mümkün" dedi.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı'nın 25. Yıl Etkinlik Dizisi kapsamında Boğaziçi Üniversitesi ve İsveç Başkonsolosluğu işbirliğiyle düzenlediği "Kadına Karşı: Doğu/Batı, Savaş/Barış Tanımayan Şiddet" başlıklı uluslararası sempozyumunun son oturumunda 'farklılıklara yönelik şiddet' tartışıldı.

'Şiddet ben neden farklıyım sorusuyla başlıyor'

LGBTİ Aktivisti Avukat Yasemin Öz ataerkilliğin, homofobinin sadece kültürlerle ilişkilendirilemeyeceğini dile getirerek, "LGBTİ'lere yönelik şiddetin kaynağının sadece din değil toplumsal aygıtlar olduğunu düşünüyoruz. Biz sadece LGBTİ hareketli değil, ekolojist, anti militarist bir mücadele vermeden LGBTİ mücadelesinin kendini var edemeyeceğini düşünüyoruz. LGBTİ bireye yönelik şiddet kendisini ilk fark ettiği andan itibaren 'Ben neden farklıyım' sorusunu sorduran toplumla başlıyor. Eğer aile farkındaysa aile ile devam ediyor, eğitim hayatında çok ciddi bir dışlanma süreci ve yasalarla devam ediyor. Toplumun kültürü ve algısı ise aslında yasalara gerek kalmaksızın dışlanmaya sebep oluyor. Herkesin sizin hayatınızı sorgulama hakkına sahip olduğu bir kültürde gerçek anlamda korku ve tehdit altında yaşamak demek" diye konuştu.

'Dünyayı dönüştürmek mümkün'

LGBTİ'ler için karanlık bir dünyanın olduğunu söyleyen Yasemin, LGBTİ bireyler için kurtarılmış bir bölgenin söz konusu olmadığını ifade etti. Yasemin, "Dünyada kadınlar ve LGBTİ'ler için cennet yok. Çünkü kemikleşmiş algı değişmiyor. İnsanların dürüstçe kendi var oluşlarına sahip çıkmaları toplumda ummadığımız geniş bir karşılık buldu. Önceleri ilk zamanlarda kadınlar ve anarşist hareket ardından odalarla, Barolarla, sendikalarla neler yapabiliriz sorusunu sorduk. Beraber çalışmalar yürüttük. Bugün geldiğimiz noktayı böyle bir toplumda iyimser buluyorum. Ama bu bugün ki toplumun bizden çok uzakta olduğunu yadsımadan söylediğim bir şey. Kadını aile içine hapsetmek isteyen, kadın bakanlığına tahammül edemeyen, kadına dair her şeyle ilgili kendinde söz söyleme cüreti gösteren bir zihniyetin karşısında iyimser olmak hayalcilik olabilir. Gezi Direnişi'nde ise ilişkilerin hiç de bizim sandığımız gibi duyulmamış olmadığını ve dünya tarihinde yer edecek bir direnişe dönüştüğünü gördük. Kendimizden başlayarak dünyayı dönüştürmenin mümkün olacağını düşünüyorum" dedi.

'Geleneksel kadın kategorisi içerisinde olmayan kadınların sesleri duyulmuyor'

Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği Kurucu Başkanı Kemal Ördek ise sözlerine Tahir Elçi'yi anarak başladı. "Bu kadar kırılgan ruhlarla çalışmak ve mücadele etmek bizi hedef haline getiriyor" diyen Kemal, "Bize yönelik şiddet toplumda yankı bulmuyor. Biz insan hakları ve seks işçisi hakları savunucuları yetkililerle görüşmeye gittiğimizde elimizi dahi sıkmıyor. Trans arkadaşımız polis tarafından zorla karakola götürülmek istendiğinde ve polisler yargılanmak istediğinde hakim ' Onlar zaten travesti değil mi?' diyebiliyor. Ben temmuz ayı içerisinde maruz kaldığım darp, cinsel saldırı sürecinin ardından karakola götürüldüğümde polis bana 'Siz artık bitmediniz mi?' diyebildi. Aynı zamanda ahlaklı kadınlar 'ahlaksız kadınları' yaşadıkları şehirlerden sürmek isteyebiliyor. Münevver Karabulut ve ya Özgecan deyince herkesin aklına gelir fakat Dilek İnce dediğimde ya da 200 bıçak darbesi ile Trabzon'da katledilen trans kadın dediğimde kaç tanemiz hatırlar? Geleneksel kadın kategorisi içerisinde olmayan kadınların sesleri duyulmuyor" diye konuştu.

'Bizim adımıza değil bizimle birlikte konuşun'

"Kadın cinayetleri hepimiz için önemli bir konu ama hangi kadınlardan bahsettiğimize dikkat etmemiz gerekiyor" diyerek sözlerine devam eden Kemal, "Evleri basılan, sokağa itilen, çetelerin kucağına atılan kadınları hatırlamamız gerekiyor. Maruz kaldığımız şiddet ve ayrımcılık dışında örgütlenmemiz ve ifade özgürlüğümüz de kısıtlanıyor. Translar adına konuşan trans kadınların politik söylemler üretmesi gerekiyor. Kendi iradelerine sahip ve alandan anlatacak kadınlar olması gerekiyor. Barlarda son derece kötü muamele ile çalışan kadınlara erişilmesi gerekiyor. Bu gibi yöntemlerle ancak farklı kadın gruplarına erişebilir ve olumsuz hayatlarını düzeltebiliriz. Biz hep şunu söylüyoruz kimse bizim adımıza konuşmamalı bizimle birlikte konuşmalı. Seks işçilerinin hakları aynı zamanda LGBTİ haklarıdır, kadın haklarıdır, insan haklarıdır, yoksulların haklarıdır. Dolayısıyla ön yargılarımız olabilir fakat seks işçiliği meselesini anlamaya çalışmak ilk adım olacaktır" dedi.

Sempozyum Hyun Sokk Tekin'in piyano resitali ile son buldu.

(ck/zd/fk)