İsminaz Ergün: Silvanla ilgili yazdıklarım tamamen gerçekler
10:31
JINHA
İSTANBUL - Silvan'da sokağa çıkma yasağından sonra kaleme aldığı, "Kürt halkı onurlu barış istiyor" yazısı nedeniyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan ETHA editörü İsminaz Ergün, yazdığı bir yazıdan dolayı gözaltına alınmasının hukuksuzluk olduğunu belirterek" Bu aslında basın üzerinde ki baskının çok net bir şekilde görüngüsü. İzlenim biçiminde orada yaşayan insanların cümlelerine yer verdim ve bunlar tamamen gerçekler" dedi.
Silvan'daki sokağa çıkma yasağına ve orada yaşananlara dair yazdığı "Kürt halkı onurlu barış istiyor" yazısı nedeniyle gözaltına alınan Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü İsminaz Ergün yaklaşık yirmi altı saate yakın gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Hakkında soruşturma açıldığına dair belgeyi almak için gittiği İstanbul Emniyet Müdürlüğü girişinde gözaltına alınan İsminaz, gözaltına alınmasına neden olan yazının tamamen Silvan'da yaşananları anlattığına işaret ederek, "Saray ezilen halklara karşı bir savaş açtı ve halk bu savaşa direniş ile karşılık verdi. Halkın maruz kaldığı baskıyı, zulmü meslektaşlarımız görüyor, yazıyor ve bu yüzden hedef oluyorlar. Silvan'a gittiğimde namluların gölgesinde çalışan arkadaşlarımızı gördük. Gerçek mermilere karşı nasıl mücadele edildiğini gördük ve bende bu gördüklerimi yazdım yazımda" dedi.
'Uzaktan değil tam da katliamın yaşandığı yerde insanlarla dayanışmak için gittik'
Birkaç gazeteci arkadaşıyla Silvan'da yaşananları yerinde görmek için Silvan'a gittiğini belirten İsminaz, "Ağustos ayında TGS ve diğer gazeteci arkadaşlarla Silvan'a gittik. Sarayın başlattığı savaşın ardından Silvan dahil olmak üzere birçok yerde sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Orada yaşanan katliamlar ve kadınlara, çocuklara, Kürt halkına dönük devlet saldırıları basında yer almadı, çok büyük bir sansür uygulandı. Hemen ardından JINHA'ya, DİHA'ya ajansımız ETHA'ya basın yayın yasağı getirildi, internet sayfaları kapatıldı. Bizde batıda bulunan gazeteciler olarak gidip oradaki arkadaşlarımız, meslektaşlarımızla dayanışmak istedik. Uzaktan değil tam olarak baskının, sömürünün, katliamın yaşandığı yeri gidip görmek onlarla yaşadıklarımızı paylaşmak için Silvan'a gittik" diye konuştu.
'Tomalarda her zaman su sıkılmıyor bazen de kurşun sıkılıyor'
İsminaz,"Sokağa çıkma yasağının olmasına rağmen halkın bir şekilde sokağa çıktığı, direndiği, barikatlar kurduğu ve orda yaşanan katliamları engellemeye çalıştıkları bir yerde" devletin tacizi ve engellemeleriyle karşı karşıya kaldıklarını söyledi. Polislerin zırhlı araçları, TOMA'ları hızla üzerlerine doğru sürdüklerini dikkat çeken İsminaz, "Polisler anons yaptılar geriye çekilmezseniz ateş ederiz diye. Ben yazımda da ifade etmiştim orda özellikle de o günlerde TOMA'lardan su değil kurşun sıkılıyor diye ve biz o kurşunların hedefi olabilirdik. Biz kameralarımızı, fotoğraf makinelerimizi kaldırdık gazeteciyiz demek için ki zaten biliyorlardı bizim gazeteci olduğumuzu ve bizi kovalamaya başladılar haliyle bizde çok tedirgin olduk. Düşünün biz sadece o gün o saatte yaşadık o tedirginliği oysaki o halk günlerdir yaşıyordu. Dolayısıyla geri adım atmadık sadece kurşunların hedefi olmamak için kendimizi caminin avlusuna attık. Bir süre bekledik o camiyi de abluka altına aldılar arka taraftan çıktık. Yazıda da ifade ettim biz orada halkla, meslektaşlarımızla konuştuk çok net bir biçimde namlunun ucunda orada yaşananları anlatmaya çalışıyorlar" şeklinde konuştu.
'Yazımda sadece gerçekler vardı'
Kendi hakkında bir soruşturma açıldığına dair belgeyi almak için İstanbul Emniyet'ine gittiğini ve o esnada gözaltına alındığını dile getiren İsminaz emniyetin kapısında gözaltına alınmasını tamamen keyfi bir uygulama olarak değerlendirdi. İsminaz gözaltı boyunca çok büyük bir baskıya maruz kalmadığını ama gözaltının kendisinin başlı başına bir işkence olduğunu ifade ederek şunları aktardı: "Çok rahat bir şekilde bir saat içinde karakola götürüldükten sonra ifade için adliyeye götürülüp daha sonra da mahkemeye çıkartılıp bırakılabilirdim ama ben 26 saat gözaltında kaldım. Gazeteci olduğumu biliyorlar, adresim belli örneğin bana telefon edip gelip tebligatını al diyebilirler yani çok keyfi bir uygulama ve bu tür uygulamalar AKP ile daha da derinleşti. Bu aslında basın üzerinde ki baskının çok net bir şekilde görüngüsü aslında. Yazdığınız yazıdan dolayı bir soruşturma açılması hukuksuzluk. Siz orda katliamları yaşayan insanlarla konuşmuşsunuz, izlenim biçimde orada yaşayan insanların cümlelerine yer vermişsiniz ve bunlar tamamen gerçekler."
'Bu ülkede ölümle yüz yüze kalan özgür basın çalışanları'
Basına yönelik baskılar, saldırıların yeni başlamadığını, bu baskıların bir dünü olduğunu söyleyen İsminaz, "Özgür Gündem gazetesinin bombalanmasını biliyoruz. Kürt gazetecilerin tutuklanmasını, işkenceye maruz kalmalarını ve sokak ortasında öldürülmesini biliyoruz. Bu halk kendi özgür basınına bir şekilde sahip çıktı. Ama sorun şu ben gözaltına alınmadan bir gün önce Cumhuriyet gazetesinden Can Dündar ve Erdem Gül yaptıkları haberler yüzünden tutuklandı. Gazetecilerin yapması gereken zaten gerçekleri yazmak. Burada dikkat çekilmesi gereken Cumhuriyet gazetesi çalışanları tutuklandığında ciddi bir kamuoyu oluştu aydınlardan toplumun her kesimine kadar. Ama bu ülkede asıl baskıyı, sömürüyü, katliamı yaşayan ve ölümle yüz yüze kalan özgür basın çalışanları. Dolayısıyla bugün ortaya çıkan şu bütün herkesi ayırt etmeden sahiplenmemiz gerekiyor. Sonuçta bugün sana yapılan ses çıkartıp diğerlerine sessiz kalırsan bir şekilde sıra sana gelir. Can Dündarların yaşadığı da bu. Düne sadece Ergenekon ve balyozda yaşananlara ses çıkardılar ama ondan önce KCK basın davalarında ya da avukatlarda ya da Kürt siyasetçilerine dönük yaşananlara ses çıkarılmadığı için bugün bu ülke bu hale geldi" şeklinde konuştu.
'Kadın gazeteciler bir de tacize maruz kalıyorlar'
İsminaz, son olarak kadın gazetecilerin çalışma koşullarına özellikle dikkat çekilmesi gerektiğinin altını çizerek, "Daha zor çünkü kadın gazeteciler aynı zamanda tacize tecavüze de maruz kalıyorlar. En son JINHA muhabiri arkadaşımızın cezaevinde yaşadıklarını biliyoruz. Bu ülkede muhalif olan kadınlar olarak tecavüzü tacizi çok yaşadık. Sadece gazeteci olan kadınların değil bütün kadınların buna ses çıkartması gerekiyor. Özgürlüğün toplumun bütün kesimlerine yayılmasını istiyorsak sesimiz daha güçlü çıkartmalıyız. Ben bir kez daha bunu belirtmek istiyorum özgür basına sahip çıkmak yarına ve geleceğe sahip çıkmaktır" dedi
(ck-ml/dk)

