90lı yıllarda devlete cevap: Kime karşı, neye karşı korucu olacağız?

09:02

Şehriban Aslan / JINHA

AMED - Kürdistan'da devlet tarafından 1990'lı yılların başında yakılan köylerden dolayı yaşam mücadelesi veren halk hala olayların izlerini taşıyor. 24 yıl önce Diyarbakır merkeze geldiklerini ifade eden Ayten Aydın, "Bize zorla korucu olacaksınız dediler. Biz de kabul etmedik. Kime karşı, neye karşı korucu olacağız? dedik" dedi.

Kürdistan'da 1990'lı yıllarda birçok yerde devlet tarafından zorla boşaltılıp yakılan köylerin izlerini halk hala taşıyor. Sürekli yakılan ve devlet zulmüne maruz kalan yerlerden biri de Diyarbakır'ın Silvan ilçesi. Silvan merkezde yaşadıklarını ve askerlerin sürekli kendilerini tehdit ettiklerini söyleyen Ayten Aydın (44), "Askerler 10 dakika içinde evlerimizi terk etmemizi söylediler. Herkes can havliyle eşyalarını çıkarmaya başladı. Bende hasta olan kaynanamı ve kayınpederimi taşıyarak zorla içeriden çıkardım. Onların işi belli olmaz kaynanamla, kayınpederim içerideyken de evi ateşe verirlerdi" dedi.

'Ya korucu olursunuz ya da bu evleri terk edersiniz'

24 yıl önce devletin koruculuk dayatmasıyla Silvan'dan Diyarbakır merkeze geldiklerini söyleyen Ayten, "Askerler evlerimizi bastı, 'Ya korucu olursunuz ya da bu evleri terk edersiniz' dedi. Bizde kime karşı neye karşı korucu olacağız dedik. Koruculuk dayatmasını kabul etmedik, bize belirli bir süre verdiler. Süre bittikten sonra tekrar evlerimizi bastılar. 10 dakikamızın olduğunu ve hemen evleri boşaltmamız gerektiğini yoksa yakacaklarını söylediler" dedi. Herkesin 10 dakika içinde eşyalarını kurtarmaya başladığını dile getiren Ayten, "Ben kayınpederim ve kaynanam aynı evdeydik, onlar da hastaydı. Herkes eşyalarını çıkarmaya başladı. Bende önce kayınpederimi ve kaynanamı çıkardım. Çıkarmasam biliyorum ki onların acıması yok, onlar içerideyken evi ateşe verirler. Onları içeriden zar zor çıkardım" şeklinde konuştu.

'Gidecek hiçbir yerimiz yoktu'

Evlerinin askerler tarafından yangına verildiğini ve hiçbir şeylerini kurtaramadığını ifade eden Ayten, tüm eşyalarıyla birlikte hayvanlarının bile ahırda yakıldığını vurguladı. Ayten, "Gidecek hiçbir yerimiz yoktu. Evsiz barksız kaldık. Mecbur kaldık Diyarbakır merkeze geldik. Haftalarca dışarıda yattık. Bırakın üstünde oturacak bir minderi, başımızı koyacak bir ev bile yoktu. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Ben ve eşim dişimizden tırnağımızdan artırarak bir ev bulduk. Her şeye sıfırdan başladık diyebiliriz. Devletten çektik yetmedi bir yandan da hayat mücadelesi veriyorduk. Çocuklarıma zaman bile ayıramıyordum, emzirmeye vaktim olmuyordu. İşlerim arasında zorla fırsat bulup çocuğumu emziriyordum" diye kaydetti.

'Tek suçumuz Kürt olmak mıydı?'

Ayten, son olarak kendilerine yapılan zulmün nedenini anlayamadığını söyleyerek, "Çok düşündüm. Biz ne yaptık ki evimiz barkımız yakıldı. Tek suçumuz Kürt olmak mıydı? Koruculuğu kabul etmeyip, kardeş kavgasına girmemek miydi? Yıllardır annelerimiz, kadınlarımız çağrıda bulunuyor; barış gelsin, annelerin gözyaşı dinsin diye. Kimse bizi duymasa da biz yine de Barış yanlısı olduğumuzu söylüyoruz. Söylemekle kalmıyoruz gösteriyoruz da. Ne kadar acı çeksek de, görsek de herkes bunu bilsin ki biz barış istiyoruz. Biz rahat hayatlar yaşamadık, görmedik çocuklarımız gençlerimiz görsün. Gençlerimizin parlak gelecekler görmesi için de elimizden gelen her şeyi yapacağız, bunu herkes bilsin" dedi.

(dk)