Besê Hozat: Kadınlar tecride karşı her yerde direnişi geliştirmeli

11:58

JINHA

BEHDİNAN - PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yönelik tecridin aynı zamanda kadınlara yönelik bir tecrit olduğunu belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, "Önder Apo şahsında tecrit altına alınan kadının özgürlüğü ve hakikat arayışıdır. Buna karşı tüm kadınlar 'Öcalan'ın Özgürlüğü Özgürlüğümüzdür' diyerek tecride karşı her yerde direnişi geliştirmeli ve toplumsal direnişe öncülük etmelidir" çağrısında bulundu.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, siyasal gündeme ilişkin ANF'ye değerlendirmelerde bulundu. Değerlendirmesine Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin katledilmesiyle başlayan Besê, Tahir Elçi'nin Saray Gladyosu tarafından katledildiğini belirterek, "Tayip Erdoğan'ın JİTEM'i Tahir Elçi'yi katletti. Tahir Elçi 'PKK terör örgütü değildir' dediği andan itibaren Erdoğan ve AKP tarafından hedef gösterildi ve siyasi olarak linç edildi. Aslında Tahir Elçi hakkında 'PKK terör örgütü değildir' cümlesini kurduğu an infaz kararı alındı. Bununla verilmek istenen mesaj açıktır; Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi için çaba harcayan, emek veren, düşünce üreten Kürt aydınları hedefleniyor. Tahir Elçi şahsında hedeflenen demokratik ve özgürlükçü Kürt aydınlarıdır. Binlerce faili belli ama meçhul kabul edilen cinayetlere imza atmış Türk devleti nasıl ki geçmiş süreçte bir sonuç alamadıysa şimdi de alamayacak. Her bir şahadet demokrasi ve özgürlük mücadelesini daha fazla yükseltmenin gerekçesi olacaktır. Bu mücadele zafere kadar sürecektir. Tahir Elçi ve Tahir Elçi gibi bu yolda çok sayıda yaşamını yitiren değerli demokrasi şehitlerinin gözleri arkada kalmayacaktır" dedi.

'AKP faşizmine geçit verilmemeli'

Saldırılar karşısında Türkiye toplumunun sessiz kaldığını söyleyen Besê, "Olup biteni izleyen ve gözleyen bir pozisyondadır. Türkiye toplumu Kürdistan'da olup bitenlere gözünü, kulağını, aklını kapatarak kendisini kurtaramaz. Olup biteni sessizce ve kayıtsızca izlemek olmaz, bu kendi kendini öldürmektir. Çok iyi bilmek gerekir ki sessizlik AKP faşizmini güçlendirecek ve daha fazla saldırgan hale getirecektir. Nitekim AKP'nin faşizmini bu kadar rahat uygulamasının sebebi de toplumun bu kayıtsızlığı değil midir? O açıdan toplumsal mücadele ve direniş hayati bir öneme sahiptir. Türkiye toplumu daha fazla zaman kaybetmeden ayağa kalkmalıdır. AKP faşizmine karşı mücadele etmeli ve direnmelidir. Herkes 7'den 70'e sokaklara, meydanlara çıkmalı ve AKP faşizmine geçit vermemelidir" ifadelerinde bulundu.

'Çözüm topkeyûn toplumsal direniştedir'

AKP'nin saldırılarına karşı şu an en güçlü direnişi Kürtlerin geliştirdiğini kaydeden Besê sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye toplumu buna seyirci kalmamalıdır. Kürtlerin yanında yer almalı ve Kürtlerle birlikte faşizme karşı direnişi yükseltmelidir. Türkiye toplumu Kürdistan'da gelişen bu onurlu direnişi sahiplenir ve kendisi de direnişe kalkarak destek sunarsa, AKP'nin yürüttüğü bu kirli savaş ve zulüm son bulacaktır, demokratik siyasetin önü açılacaktır. Çözüm buradadır, çözüm halkın kendisidir. Çözüm topyekûn toplumsal direniştedir. Çözüm demokrasi ve barıştan yana olan bütün toplumsal ve siyasi kesimlerin ortak mücadele birliğindedir. Anti faşist güçler bir blok altında biraraya gelerek topyekûn toplumsal direnişe öncülük yapmalıdır. Devrimci-Demokratik Güç Birliği geliştirilmeli ve tüm Türkiye toplumunu ayağa kaldıracak çok güçlü bir mücadele içerisine girilmelidir. Adı bu olmalıdır. Türkiye'de tek bir saat bile zaman kaybetmeden faşizme karşı hareket geçmelidir. Mevcut koşullar ve konjonktür böyle bir örgütlenmeyi ve direnişi acil bir ihtiyaç haline getiriyor ve şart kılıyor. Hiç ama hiç zaman kaybetmemek lazım. Boşa harcanan her bir saat ve gün çok ağır bedellere neden oluyor. Bu sorumluluğu kendisine 'demokratım, özgürlükçüyüm, solcuyum, sosyalistim, devrimciyim, çevreciyim, feministim, anarşistim, barış severim' diyen herkes, her siyasi ve sivil yapı taşımalı ve harekete geçmelidir."

'12 Eylül rejimi şimdi AKP'nin eliyle getirilmeye çalışılıyor'

AKP'nin 12 Eylül faşist rejimini, laiklik kimliği yerine dini kimliği koyarak yeniden dizayn etmeye çalıştığını söyleyen Besê, "Yani laiklik ve milliyetçilik kimlikli faşist 12 Eylül rejimi şimdi AKP eliyle islami ve milliyetçi faşist bir rejim haline getirilmeye çalışılıyor. 2023 hedefi dedikleri şey de esas olarak budur. Bunun önünde engel olarak gördükleri herkesi ve her gücü derhal ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Kuşkusuz en büyük engel olarak da Kürtleri görüyorlar. Çünkü Kürtler kararlı bir biçimde korkmadan, ürkmeden, yılmadan demokrasi ve özgürlük mücadelesi veriyorlar. Kürtler faşist AKP'nin her türlü baskı ve zulmüne karşı tek bir milim geri adım atmadan, boyun eğmeden onurluca direniyorlar. AKP Kürtleri ezmeden sonuç almayacağını çok iyi bildiği için tüm gücüyle Kürtlere saldırıyor. Kürt kentlerini yerle bir ediyor, katliamlar yapıyor, aydınlarını infaz ediyor. Özellikle özyönetim direnişinin geliştiği kentleri ezerek tüm Kürtleri ezmeye ve sindirmeye çalışıyor. Kürtlerin direnişini ezerek Kürtleri teslim alıp 2023 planları önündeki en büyük engeli ortadan kaldırmaya çalışıyor" şeklinde konuştu.

AKP'nin diyalog sürecini kendi hegemonik amaçlarını gerçekleştirmek ve hegemonyasını kurumsallaştırmak için bir taktik olarak kullandığını ifade eden Besê konuşmasının devamında şunları belirtti:

"Yani diyalog sürecini araçsallaştırdı. Birkaç seçimi de bu biçimde kazandı. AKP yaklaşık 2,5 yıllık diyalog sürecinden bu biçimde kazanırken belki AKP'den daha fazla kazanan bir diğer güç ise HDP oldu. Diyalog süreci HDP'yi çok güçlendirdi. HDP şahsında sol-sosyalist, devrimci, demokratik güçler bu süreçten güçlenerek çıktı. Bu süreçte Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi temel bir toplumsal talep haline gelmeye başladı. Yine demokrasinin ve barışın toplumsallaşmasının ortamı ve zemini oluşmaya başladı. Diğer yandan aynı zaman dilimi içerisinde Türkiye'nin hemen yanı başında Rojava'da bölge devrimine öncülük yapabilecek ve bölgenin demokratikleşmesinde model olabilecek büyük bir devrim gerçekleşti. Burada Kürtler, Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen halklarıyla birlikte ortak özyönetim sistemlerini kurdu. Bu durum Kürt düşmanlığını terk etmeyen, inkar ve imha politikasını sürdürmede kararlı ve hegemonyasını kurumsallaştırmayı hedefleyen ve 2023 yılını bu hedefe ulaşmada bir doruk noktası olarak belirleyen AKP'nin planlarını bozmaya başladı. Tayyip Erdoğan bunu görünce hemen harekete geçti. İmralı ile diyaloga son verdi. Önder Apo üzerinde mutlak bir tecrit uyguladı. Öyle ki aile görüşmelerine dahi yasak getirdi. HDP heyeti gitmediği gibi devlet heyeti de İmralı ile tamamen ilişkisini kesti.

'İmralı ile ilişkiler tümden kesilmiştir'

Öyle devletin Önder Apo ile görüştüğü yok, bu bir gündem saptırmadır. Kürt halkının Önder Apo üzerindeki tepkisi minimize etmektir. Galip Ensarioğlu zaten hain, işbirlikçi ve özel savaş adamıdır. Zaman zaman buna benzer tiplere devlet eliyle bu gibi açıklamalar yaptırılıyor. Halkımız bunu bilmelidir; devletin İmralı'ya gittiği, görüştüğü gibi bir durum yoktur. Devlet heyetinin de İmralı ile ilişkileri tümden kesilmiştir. Yüksek olasılıkla geçmişte yaptıkları gibi şu anda içerde Önder Apo'ya karşı özel-psikolojik şiddetin yanı sıra çok daha farklı uygulamalar da sözkonusu olabilir. Ne yaptıklarını bilemiyoruz, Kürt halkına her gün katliam yapan, şehirlerini yerle bir eden, mezarlarına, ibadet yerlerine saldıracak kadar çılgınlaşan bir savaş hükümeti İmralı'da Önder Apo'ya herşeyi yapabilir. Kürt halkının ve dostlarının bunu çok iyi bilmesi gerekiyor. Çünkü savaş İmralı'ya tecrit ile başladı. Kürtlere, demokrasi güçlerine ve çok liberal sınırlarda mücadele eden insanlara saldıran, tutuklayan ve katleden bir devlet-hükümet İmralı'da her şeyi yapabilir. Bu vesileyle herkesi tekrar İmralı tecridine karşı direnişe çağırıyorum. Tecrit son bulmadan ve Önder Apo özgürleşmeden AKP faşizminin önü kesilemez ve bu kirli savaşa son verilemez. Önder Apo'nun büyük emeği ve çabası ile demokrasi güçleri bu kadar güçlenmiş, toplumun demokrasi ve barış talepleri bu kadar gelişmiş, AKP faşizmi gerilemiştir. Bunu gören AKP tecrit politikasıyla Önder Apo'dan intikam alarak savaşı başlattı. Faşist AKP'nin önü alınamazsa AKP'nin yürüttüğü bu savaş hegemonik kurumsallaşmasını gerçekleştirene ve dinci-milliyetçi rejim inşasını sağlayana kadar sürecektir. Savaşa son vermenin tek yolu tecrit politikasını ortadan kaldırıp Önder Apo'nun eşit ve özgür koşullarda siyaset yapmasına olanak tanımak ve demokratik müzakere sürecini başlatmakla mümkündür. Bunu sağlamanın yolu da direnişi tüm Kürdistan ve Türkiye geneline yayarak geliştirmekten, her yeri direniş ve serhildan alanı haline getirmekten geçiyor.

'Kadınlar tecride karşı derinişi geliştirmeli'

İmralı tecrit sistemine karşı Kürtler, kadınlar, gençler ve demokratik kamuoyu Türkiye'de ve dünyanın dört bir yanında çok güçlü bir mücadele sürecine girmelidir. Önder Apo üzerindeki tecrit aynı zamanda kadına karşı bir tecrittir. Önder Apo kadın özgürlük mücadelesinin en büyük emekçisi ve savaşçısıdır. Özgür ve eşit yaşam mücadelesiyle kadının gerçek dostu, yoldaşı ve arkadaşı olmayı başarmış büyük bir hakikat arayışçısıdır. Dolayısıyla Önder Apo şahsında tecrit altına alınan kadının özgürlüğü ve hakikat arayışıdır. Buna karşı tüm kadınlar 'Öcalan'ın Özgürlüğü Özgürlüğümüzdür' diyerek tecride karşı her yerde direnişi geliştirmeli ve toplumsal direnişe öncülük etmelidir. Önder Apo üzerindeki tecrit halklara ve tüm ezilen, ötelenen kimliklere uygulanan bir tecrittir. Önder Apo demokratik ulus paradigmasıyla ve onlarca yıldır verdiği soluksuz mücadelesiyle ezilenlerin sesi ve yüreği olmayı başarmıştır. Halkların ve tüm farklı kimliklerin özgürce ve eşitçe bir arada yaşamasının kilit ismi ve güvencesi olmuştur. İmralı tecridi halkların, farklı kültürel, sosyal kimliklerin bir arada yaşam umutlarına uygulanan bir tecrittir. Tecride karşı mücadele özgürce, eşitçe ve kardeşte bir arada yaşam mücadelesidir. Bu açıdan tüm Türkiye, Avrupa halkları, ezilenleri ve ilerici dünya insanlığı bu zulüm polikasının son bulması için ortak mücadele etmeli, meydanlara çıkarak sesini yükseltmelidir. Bu sorunun muhatabı sorumlu kurumlara rahat vermemelidir."

(mg)