'Nisêbîna rengîn'de acının özgür kıldığı kadın Kader Atay
09:59
Zehra Doğan/JINHA
MÊRDÎN - Kime dokunsak bir tarih anlatan serhıldanın başkentlerinden Nisêbîna rengîn, bir neferi de 1992 yılında eşi faili belli cinayetle katledilen Kader Aktay. "Bu ölümün ardından sınıf, cins ve kimlik mücadelesi veren bir kadın oluverdim" diyen Kader, çizilen 'kader'lere karşı gelmeyi acının özgürleştirdiği kadın olarak karşı durmayı bilmiş.
Dêrîk'te 90 yaşındaki Zeyno anayla yaptığımız röportajda, Abide Çevrem'in hikâyesini anlatırken, "Bu topraklarda hangi taşın altını kaldırsan bir hikâye çıkar" demişti. Kulağımıza küpe yaptığımız Zeyno ananın sözleri doğrultusunda son dönemlerin en büyük direnişinin sergilendiği Mardin'e bağlı Nusaybin'e doğru yola koyulduk. Hani demişti ya Zeyno ana, "Yürekli kalpleri asıl yürekli yapan, sessizliğin verdiği mağduriyetten alınan derslerdir" diye, işte 40 yaşındaki Kader Aktay da tam da bu sözlere örnek verilebilecek direngen bir kadın. Mitanni Kültür Merkezi'nde bulunan Ekin Ceren Kütüphanesi'nde çalışan Kader bir yandan Kürt tarihine ilişkin kitapları arşivlerken bir yandan da öz yönetim ilanının ardından yoğun saldırılara ev sahipliği yapan Nusaybin'de kadınlar öncülüğünde gerçekleşen direnişe katılarak, geçmişten bu güne verdiği mücadelesini sürdürüyor. Kader'in de hikâyesi Nusaybin'de belki de binlerce kadının hikâyesinden farksız değil.
Geçmek bilmeyen kara günler...
1992 rakamının acı bir anlamı olan Nusaybin'de, Kader'in eşi de bu tarihte katledilmiş. "O dönemlerde ölmek için sadece Kürt olman yeterliydi" diyen Kader, eşinin de sadece Kürt olduğu için katledildiğini kaydetti. Kader, "Yine o bilindik 1992 illeti. Geçmek bilmeyen o kara günlerin bir günü de eşim için ayrılmıştı. 7 aylık evliydim, karnımda bebeğim vardı, eşim boyacıydı. Yurtsever bir Kürt'tü, aksi olması ilginç olmaz mıydı? Fakat Hizbullahlar için bizim topraklarımızda bizim kimliğimizi çok gördüler. Devletin maşalığını yapıp, buralarda yıllarca terör estirdiler. Eşim her iş çıkışı onlar tarafından alı konulup saatlerce işkenceye maruz kalıyordu. Her döndüğünde ağzı yüzü kanlar içinde kalmış bir şekilde dönüyordu" diye anlattı.
'Çocuk yaşta zorla evlendirilen bir çocuktum'
Kendisinin 17 yaşında ailesi tarafından evlendirildiğini söyleyen Kader, "Düşünsenize zaten küçük bir çocuktum ve evliydim. Evlendiğim gibi hamile kaldım, eşim de çocuk yaşlardaydı. Sığınmasız küçük bir çocuktum ve üstelik hamileydim. Bir de bu yetmezmiş gibi, dönemin korkunç saldırılarını gerçekleştiren, Hizbullah'ın nefesi ensemizdeydi, çocuktum haliyle korkuyordum. O zamanlar böyle değildi, ne derdimizi anlatabileceğimiz bir yer, ne de dünyada bizim gibi olan insanların da olduğunu bilebilecek bir bilgi birikimiz vardı. Kürt halkı bu gün gibi topyekun bir direnişten korkuyordu. Fişlenen aileler olarak yapayalnızdık. O günleri hatırladığımda, küçük bir çocuk gibi korktuğumu hatırlıyorum" diye anlattı.
'Eşimin ardından direngen bir kadın oldum'
"Yine o bilindik sahne, eşimi sokak ortasında katlettiler" diyen Kader, eşinin katledilmesinin ardından çocukluğunu üzerinden attığı direnişçi bir kadın olmaya adım attığı günlerin başladığını söyledi. Kader o günleri ise şöyle anlattı: "İlk başlarda çok zor geçti, cenazesini dahi göremedik, ondan kalan eşyalarına da ulaşamadık. Aylarca hastaneye yatırıldım, aklımı kaçırdım. Karnımdaki bebeği ne zaman doğurduğumu dahi hatırlamıyorum. Bir tek parmağımdaki yüzüğü harlıyordum, parmağıma her baktığımda bir eşimin olduğunu ve onun katledildiğini hatırlıyordum. Aylar sonra kendime geldim. Çocuğumu da alıp, derme çatma bir evde bir yuva kurduk kendimize. Temizlik işinden tutun da akla gelecek birçok işte emek harcadım, hem karnımızı doyurduk hem de oğlumu okuttum. Hiç kimseye eyvallah demedim, hani eşim sırf Kürt olduğu için katledilmişti ya işte ben öyle değildim. Ben neyi ne için yaptığını bile, sınıf ve kimlik mücadelesi veren bir kadın oluverdim.
'Zamanında hakkımızı yedirmeseydik, tüm bunlar başımıza gelmezdi'
Şimdi kendi hak mücadelesini veren bir kadınım, eşimden daha güçlüyüm. Kütüphanede çalışmak beni çok mutlu ediyor. Tüm bunlar cehaletimizden dolayı başımıza geldi. Zamanında kendi hakkımızı başkalarına yedirmeseydik, bunlar başımıza gelmezdi. Gençlerin okumasını çok itiyorum, bu saldırıların olduğu günlerde dahi her saba h saat 08.00'da kütüphanenin kapısını açıyorum. Evet saldırı olabilir, belki o genç bir saat sonra katledilebilir ama her şeyi önce okuyup öğrenmeleri gerekiyor.
Beni her gören 40 yaşımda olduğuma inanmıyor. Tüm dişleri düşen yüzünde sayısız kırışıklıklar olan bir kadınım belki onlar için. Ah şu parmağımdaki taşları düşmüş eşimden kalan son hatıra bu yüzüğün dili olsa da anlatsa başıma gelenleri. Tüm yaşadıklarımın tanığı, bu yüzük..."
(fk)
