'Medya için Suriyeli kadınlar bir dolgu malzemesi'

17:26

JINHA

ANKARA - 'Türkiye'nin İnsan Hakları Gündemi Konferansı'nın ikinci kısmında "Ayrımcılık, Cinsiyetçilik ve Irkçılık Aracı Olarak Medya" oturumu gerçekleştirildi. Oturumda Suriyeli mülteci kadınların medyaya yansımasını inceleyen akademisyen Ülkü Doğanay, medya için yalnızca dolgu malzemesi olduklarını belirterek, "Suriyeli mültecilerin kim olduğu, ne iş yaptığı, dışlanma sorunları, daha önce nasıl yaşadıkları, şimdi nasıl yaşadıkları yok. Suriyeli mülteci kadınların kimliği yok. Suç işlediklerinde ya da öldürüldüklerinde var" dedi.

Türkiye'nin İnsan Hakları Gündemi Konferansı'nın ikinci kısmında "Ayrımcılık, Cinsiyetçilik ve Irkçılık Aracı Olarak Medya" oturumu gerçekleştirildi. Oturumun kolaylaştırıcısı gazeteci Kemal Göktaş, son dönemde yaşanan insan hakları ihlallerinden bahsederek, artık hak ihlallerini takip etmenin daha zorlaştığını söyledi. Basına yönelik saldırıların hat safhada olduğunu belirten Kemal, geçmişteki ortaklıkların hesabının bugün gazetecilerden sorulduğuna dikkat çekerek, Erdem Gül ve Can Dündar başta olmak üzere tutuklu tüm sosyalist ve Kürt gazetecileri andı.

Cinsiyetçilik, ırkçılığa ve ayrımcılığa eklemleniyor

Ardından Ankara Üniversitesi'nden Ülkü Doğanay ile Tunceli Üniversitesi'nden Hatice Çoban Keneş, "Irkçı Söylemlerin Yaygınlaştırılmasında Medyanın Rolü: Yazılı Basında Suriyeli Kadın Mültecilerin Haberleştirilmesi Üzerine Bir inceleme" konulu araştırmalarını sundu. Hatice ile birlikte inceledikleri, hak temelli bakış açısının yokluğu ile ayrımcı söylemler açısından gazete haberlerindeki mülteci kadınları aktaran Ülkü Doğanay, Zaman Hürriyet, Posta, Sözcü ve Sabah gazetesi olmak üzere 5 gazetede 5 yıllık sürede yalnızca 142 haber bulduklarını aktararak, "Ayrımcılığın ve ırkçılığın modern toplumlarda nasıl üretildiğine de bakmak gerek. Bir şeyi adlandırırken ve tanımlarken biz ve onlar diyerek ırkçılığı, ayrımcılığı üretmiş oluyoruz. Buna eklemlen bir şey de cinsiyetçilik, özellikle kadın üzerinden. 5 ulusal gazete inceleyerek 142 habere ulaştık. Nadiren yer buluyorlar" dedi.

'Mülteci kadınlar ötekinin ötekisi durumunda'

Hatice Çoban Keneş ise Suriyeli kadınlara dair rastladıkları haber bulgularından bahsetti. İlk bulgunun medyanın 'körlüğü' olduğunu söyleyen Hatice, medyanın mülteci kadınlara "körlük, görmezden gelme, göremem" hali içinde olduğunu belirtti. İkinci bulgunun ise adlandırmama ve adlandıramama olduğunu söyleyen Hatice, sığınmacı, misafir ve mültecinin başka anlamları olduğunu ve kadınların haberlerde 'Suriyeli gelin', 'Suriyeli kuma' gibi ifadelerle adlandırıldığını söyledi.

Üçüncü bulgunun da hak temelli bakış açısından yoksunluk olduğunu ifade eden Hatice, hak temelli haberler yapılmadığını söyledi. Hatice, "Nasıl tecavüze uğradıkları, nasıl öldürüldükleri gibi adli vakalarla yansıyor. Medyanın elinin kiri gibi bu kadınların haberlere yansıması. Suriyeli mülteci kadınlar medya için dolgu malzemesi. Zaten medyanın kadına bakış açısını biliyoruz, mülteci kadınlar ötekinin de ötekisi durumunda. Hak temelli bakış açısı yok. 142 haber içinde yalnızca 7 haberde zorlu koşullara dair habere rastladık" dedi.

'Toplumsal hayatı bozan' olarak gösteriliyor

Hatice, diğer bir bulgunun ise estetize edilmiş şiddetin ve polisiye haberlerin dolgu malzemesi olarak eril dil içerisinde haberleştirilmesi olduğunu belirterek, Suriyeli mülteci kadınların öldürülmesinin ayrıntılı ve iştahlı anlatıldığına dikkat çekti. Hatice, haber bulunmadığında Suriyeli kadın mültecilerin ölüm haberlerinin dolgu malzemesi olarak kullanıldığa değinerek, bir diğer bulgunun ise Suriyeli kadınların 'toplumsal hayatı kirleten ve düzeni bozan, hırsızlık dilencilik ve çocuğuna kötü davrananlar' olarak haberlerde işlendiğini söyledi. Hatice, "Karakolu birbirine kattılar' ona tehdit olan tüm kesimler pis ve tehlikeli. Hatta buna kendilerini ikna ediyorlar. Ötekiler hep 'kirli' olmalı" dedi.

İyi anne kötü anne ayrımından bahseden Hatice, Suriyeli kadın mültecilerinin haberlerin çoğunda 'kötü anne' söyleminin üretildiğini ve toplumsal cinsiyet pekiştirmesi yapıldığını belirtti.

'Haberlerde Suriyeli mülteci kadınların kimliği yok'

Ülkü ise, neyin haber olmaya değer bulunduğu kadar neyin bulunmadığının da önemli olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Bu kadınların kim olduğu, ne iş yaptığı, dışlanma sorunları, daha önce nasıl yaşadıkları, şimdi nasıl yaşadıkları yok. Suriyeli mülteci kadınların kimliği yok. Suç işlediklerinde ya da öldürüldüklerinde var. Tecavüz haberlerinde tecavüzün biçimi anlatıyorlar. Mağdurun ve ailesinin adı açık veriliyor, failinki kodlanarak veriliyor. Kadının dul olduğu gibi nedenlerle tecavüze gerekçe bulunduğu, failin ise korunduğunu görüyoruz. Ya da yardımlarda minnet açıklamaları görüyoruz, hak temelli talebin çözümüne yönelik haber yok. Fuhşa zorlanan kadınların fiyatlarını görüyoruz" diye konuştu.

Kadın cinayetlerinde 'azize/canavar' hikayeleri

City University of New York'tan Selen Artan Bayhan da "Münevver'den Özgecan'a Uzanan Yol: Türkiye Medyasının Kadına Yönelik Şiddetle İmtihanı" ile gündemde uzun süre kalan iki kadın cinayetini inceledi. Radikal, Hürriyet ve Zaman gazetelerini inceleyen Selen, cinayet haberinin nasıl işlendiğinden bahsetti.

İlk olarak Özgecan Aslan cinayetini hakkında konuşan Selen, bu cinayetin haberlerde 'Azize/Canavar Hikayesi' barındırdığını belirterek, "'Genç', 'çalışkan', 'üniversite öğrencisi', 'hayalleri vardı', 'çalışkan' ifadeleri haberlerde işleniyor. Bu azize kavramının ilk katmanı. 'Namusu korumak' 'direnmek', 'kendini feda etmek', şehit olmak, mücadele etmek' de ikinci katman. Tecavüze uğramak aslında kirlenmekle kodlanıyor, tecavüze uğramadan ölmesi de bu ifadelerin katmanını oluşturuyor. 'Masum', 'melek', 'şehit' ifadeleri toplumsal cinsiyet kurallarının ve normlarının dışına çıkmamasını vurgulanması. Katil için 'canilik', 'canavarlık' katmanı ailenin söylemleriyle de destekleniyor. Özellikle eşinin 'şiddet içerdiğine' dair söylemleri üzerinden yapılıyor. Aynı şekilde bir başka vurgu da cahilliğine yapılıyor" diye konuştu.

Toplumsal cinsiyet normlarına uyanlar azize

Ardından Münevver Karabulut cinayetini inceleyen Selen, bu cinayetin de 'Azize/Canavar Hikayesi' ile başladığını, ancak daha sonra bu şekilde devam etmediğini belirterek, "Özgecan Aslan cinayetindeki gibi, 'hayalleri vardı, 'başarılıydı' ve 'cani', 'canavar' söylemlerinin daha sonra 'öldürüldü ama' hikayesine döndü" dedi. Aileye, Münevver'in yanlış yetiştirildiğine ya da 'neden o saatte dışarıda olduğuna dair soruların sorulduğunu aktaran Selen, cinayetin meşrulaştırıldığı süreci anlattı. Özgecan ile Münevver'in 'medya ve toplum gözünden' karşılaştırmasını da yapan Selen, en büyük farkın medya ve toplumun gözünde Münevver'in toplumsal cinsiyet normlarına uymaması, ancak Özgecan'ın uyması olduğunu belirterek, "Olay basite indirgeniyor. Mutlak iyi ve kötü karakterler oluşturuluyor, canavar denilerek zanlılar münferitleştiriliyor. Azize, masum/suçlu kadın ayrımı oluşturuluyor ve toplumsal bağlamından koparılıyor" şeklinde anlattı.

Daha sonra Hrant Dink Vakfı'ndan Zeynep Arslan ve Galatasaray Üniversitesi'nden İdil Engindeiz Şahan "Türkiye Basınında Nefret Söylemi" üzerine konuştu. İdil, "Nefret söylemi bir duygunun değil, bir ideolojinin yansıması" dedi. Nefret söyleminin kişilerin bireysel inisiyatifiyle kaynaklanmadığını, aksine yapısal, ideolojik bir temelle oluştuğunu söyleyen İdil, bu söylemlerin tarihsel geçmiş, coğrafi yakınlık, dini, etnik köken, kemikleşmiş bir düşmanlık algısı ve diğer gruplar olan 'potansiyel bölücüler' üzerinden üretildiğini belirtti.

(sy/dk)