Sur'da hedef hendek değil tarih ve halklar

10:25

Bêrîtan Elyakut-Bêrîtan Canözer/JINHA

AMED - Sur'daki 9 günlük ablukanın ardından Diyarbakır surları gibi inatla ayakta kalanlar, "Hendekler değil asıl sorun, asıl sorun buradaki tarihi ve tarihi bilinciyle yaşayan halkları yok etmektir" diyerek yaşadıklarını özetini sunuyor.

Etrafını saran surların burçlarından sonsuzluğa uzanırcasına yemyeşil akan Dicle'yi izleyen herkes için bir yürek burukluğudur Sur'daki tarihe yapılan saldırılar. Dicle ile bin yılların mirasını taşıyan Sur sadece Diyarbakır için değil insanlık için en önemli miraslardan bu yüzdendir ki UNESCO Dünya Kültür Mirası varlıkları arasında yer aldı. Diyarbakır'a gelen her insanın ilk uğrak yeridir. Surların kapılarından geçtikten sonra başka bir dünyada taş evlerin dar sokaklarında, kilise, cami, han, konak, müzelerin arasında dolaşırken, hep merak edersiniz tarihini ve hemen bir çocuk, "Abla buranın tarihini biliyor musun. Anlatayım mı sana" diyerek Kürtçe, Türkçe ve hatta İngilizce anlatır, ağız dolusu gülüşüyle gözlerini dikerek avucunu uzatır 1 lirasını almak için.

Kısa bir abluka arasında yaşananlar

6. kez gözlerini sokağa çıkma yasağıyla karşı karşıya kalan Sur halkı, Diyarbakır surları gibi 9 günlük ablukaya direndi, ayakta kaldı. 3 evladını uğurlayan ilçe çok sayıda yaralıyı kendi imkanlarıyla tedavi etti. Surların ön ve arka taraflarına özel harekat timleri tarafından abluka kurularak bir kez daha sarılmış durumda. Sur'da bir adım dahi ilerleyemeyen özel harekat timlerinin ablukası dün yasağın kaldırıldığı saatlerde dahi sürdü. Yasağın yeniden başladığı 16.00'a kadar ilçede gazeteciler olarak gözlemler yaptık Sabahın erken saatlerinde gittiğimiz Sur'da karşımızda barikatlarıyla ve silahlarıyla duran özel harekat timleri Sur'a girmek isteyenleri arayarak geçirdi.

'Manevi açıdan daha fazla zarar görmek istemiyoruz'

Urfa kapı tarafından girdiğimiz Melikahmet Caddesi'nde kadın polisler tarafından arandıktan sonra harap edilmiş caddeden esnaflara selam vererek yürüdük. Karşılaştığımız bir esnaf bize bakıp selam verdikten sonra, "Bizler burada 9 gündür ekonomik olarak çökertildik. Evet maddi olarak bizi zarara uğrattılar ama bizler manevi açıdan daha fazla zarar görmek istemiyoruz. Burada evlatlarımız bizler için göğsünü siper etmiş durumda hiçbirimizin para düşünecek hali yok. Kendinize dikkat edin bunların vicdanı yok" deyip bizi uğurluyor. Büyükşehir, Bağlar, Sur ve Yenişehir Belediyesi temizlik birimi hemen devreye girmiş, temizlik yaparken karşımıza çıkıyor. Ellerinden geldiğince harabeye dönüştürülen tarihi yeniden açığa çıkarmaya çalışıyor. Suratlarının asık ve gergin olduğu dikkatlerimizden kaçmıyor. Diyarbakır'ın sokaklarının bu şekilde harap edilmesine karşı hissettikleri öfke olarak ele alıyoruz.

'Biz güvenliğimizi sağlarız'

Balıkçılarbaşı'na vardığımız an özel harekat timlerinin her mahallenin başına üst üste dizdiği kahverengi ve siyah kum torbalarıyla karşılaşıyoruz. Bu torbaların başında ise 6-7 özel harekat timleri bulunuyor. İçeri girmek istediğimizi söyleyince verdikleri cevap 'Biz sizin güvenliğinizi sağlayamayız' şeklinde oluyor. Ancak biz 'kendi güvenliğimizi sağlarız' deyip içeri girmekte diretince arama koridorundan bir daha geçirilip içeri geçtik. Yürüdüğümüz Yoğurt Pazarı alanı uzaktan atışların hedefi haline gelmiş. Yasaktan kaynaklı dışarıda kalan aileler pazar alışverişi yapmış vaziyette evlerine doğru yürüyor. Tabi kimi ailelerin de eşyalarını toplayıp Sur'u terk ettiklerine tanıklık ettik. Evlerini taşıyan bir kadınla göz göze geliyoruz. Ona 'neden taşınıyorsun' diye soracağımı bilmiş gibi verdiği cevap şöyle oluyor: "Biz eşyalarımızı çıkarıyoruz evet gördüğünüz doğru ama küçük iki çocuğum var. Onları annemlerin yanına bırakacağım. Bizde eşimle eve geri geleceğiz. Kendi evimizi ve burada bulunan çocuklarımızı asla yalnız bırakmayacağız" diyor.

'Caminin içerisinde sadece küller bulunuyor'

Öğlene doğru saatlerin ilerlediği anda büyük bir kitle milletvekilleriyle giriş yapıyor. Sur'a giren kitlenin ilk uğrak yeri tarihi Fatihpaşa (Kurşunlu) Camii, Paşa Hamamı ve Keldani Kilisesi oluyor. Her gelen kafasını sağa sola sallayıp tepkisini gösteriyor. Orda bulunan birçok genç, caminin ilk bombalandığı ana tanıklık ettiğini dile getiriyor. Bir genç aniden yanımızda durup "Caminin buradakiler tarafından yakıldığını söyleyenlerin yalanına inandınız mı" diye soruyor. Bizler gözlerimizi ona dikmiş hızla anlattığı ve gösterdiği alanlara bakıyoruz. Ardından hemen ekliyor "Buradakilerin elinde zaten bu kadar tahrip gücü yüksek bir bomba veya silah bulunmuyor." Caminin içerisinde sadece küller bulunuyor. Her tarafı yanmış ve tek sağlam kalan yer türbeler olmuş. Türbelerin sağlam kalmasının nedeni de betondan oluşu ve ateşin o tarafa kadar ulaşamamasından kaynaklanıyor. Bir genç aniden "Keşke siz gazeteciler de içeride olsaydınız ve bu yalan haberleri bir nebze de olsa doğrusuyla karşılaştırsaydınız" diyor. Yakılan Süleyman Nazif İlkokulu'nda hala patlamamış mermilerinin durduğunu gördük.

'Tarihin yok oluşuna bir çözüm bulunması gerektiğini gördük'

Biz gazeteciler Sur'daki her anı bir nebze de olsa kamuoyuna ulaştırmak için elimizden geleni yaptık. İçerideki her anı dışarı yansıttık ancak yeterli oldu mu onu biz cevaplayamıyoruz. Sur'da tarihin yok edilmesine tanıklık ettik. Ardından valilik tarafından bir kez daha yasak ilan edildi. İçeride kalan ailelerin, "Hendekler değil asıl sorun, asıl sorun buradaki tarihi ve tarihi bilinciyle yaşayan halkları yok etmektir" dediğini kulaklarımızla duyduk.

(gc)