Roman, engelli, Hıristiyan, Alevi; Türkiye'de ayrımcılık halleri
12:57
JINHA
ANKARA - 'Türkiye'nin İnsan Hakları Gündemi Konferansı'nın ikinci gününde "Türkiye'de Ayrımcılık Halleri" tartışıldı.
'Türkiye'nin İnsan Hakları Gündemi Konferansı'nın ikinci gününde "Türkiye'de Ayrımcılık Halleri" oturumu gerçekleştirildi. Ankara Barosu Eğitim Merkezi'nde (ABEM) yapılan oturumda ilk olarak avukat Sinem Hun ve hukuk fakültesi öğrencisi Yasemin Şen tarafından "Romanlara Yönelik Nefret Suçları ve Linç Kültürü: İznik ve Selendi Davaları" anlatıldı.
'Linç suçu TCK'de tanımlı değil'
AİHM kararlarının Roman ayrımcılığını ırkçılık yasağı kapsamında değerlendirdiğini bildiren Sinem, ancak Türkiye mevzuatında nefret suçunun tanımlanmadığını belirtti. Linç kültürü ve linç suçuna da değinen Sinem, "Linçin ayrı bir suç tipi olduğunu ve ayrıca düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Linç suçu TCK'de tanımlı değildir" dedi. Romanlara yönelik bir linç girişiminde 2010 yılında açılan 'Selendi Davası'nın Romanlara yönelik nefret saikini kabul eden ilk yazılı belgeyi içerdiğini bildiren Sinem, bu davada Roman Hakları Derneği'nin müdahilliğinin de kabul edildiğini söyledi. Yasemin Şen ise, hak temelli sivil toplum örgütlerinin nefret davlarına müdahilliğini aktardı. Bir nefret suçunda yalnızca eylemin yöneldiği kişi değil, eylemin yöneldiği grubun da etkilendiğini söyleyen Yasemin, sivil toplum örgütlerinin müdahilliğinin bu nedenle önemli olduğunu belirtti. Müdahillik talebinin, kişiye uygulanan suçun kişinin temsil ettiği grubu da etkilendiği için uygulandığını söyleyen Yasemin, grupların mahkemede temsil edilmesi ve söz söyleme hakkının olması açısından sivil toplumun müdahilin olması gerektiğini ifade etti. Yasemin, Romanlara yönelik ayrımcılığı kırılması için sosyal politika çalışmaların hızlandırılması gerektiğine işaret etti.
Engelli merkezlerine kadınların ulaşımı zor
Engelli Kadın Derneği'nden avukat Özlem Kara "Engelli Hakları Sözleşmesi, Engelli Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ayrımcılık" hakkında konuştu. Özlem, engellilere insan hakları yaklaşımıyla bakmak gerektiğini belirterek, "Engelli bireyler sahip oldukları hakları kuşanmak istediğinde yasal, fiilen birçok engelle karşılaşıyorlar ve bunlar 'engelliler muhtaçtır' gibi kalıp önyargılardan kaynaklanıyor" dedi. Özlem, engelli kadınları uğradığı ayrımcılık ve şiddetten bahsederek şöyle devam etti: "Dünya Sağlık Örgütü'nün araştırmasına göre engelli kadınlar normal kadınlara göre daha fazla şiddet ve ihlale maruz kalıyor. Engelli kadınlar ve kız çocukları sahip oldukları cinsiyet nedeniyle şiddeti katmerli şekilde yaşıyorlar. Toplum içindeki kalıp önyargılar ve engelli kadınların faili tanımlayamama durumu, engelli kadınlar şiddet karşısında diğer kadınlara nazaran daha savunmasız olduğu için şiddetin her türlüsüne uğruyor. Zihinsel engelli ve işitme engelli kadınlara ilişkin veri çok azdı, çünkü bu kişilerin ilgili merkezlere ulaşması kolay değil. Şiddet İzleme ve Önleme Merkezleri 14 merkezde açıldı. Engeli olmayan kadınların ulaşması bile zordu. Kolay erişim olanağının olmadığı yerlerde açıldığını biliyoruz. Şiddete uğrayan kadınlar için kurulan ihbar hattının da işitme engelli kadınların kullanımına uygun bir donanımı yok. Başvurularımız sonrasında Jandarma ve Emniyet Müdürlüğü işitme engelli kadınlara yönelik SMS ile ihbar imkânı sundu."
Protestan Kiliseler Derneği'nden Umut Şahin ise, "Türkiye'de Protestan Hristiyan olmak" konulu sunumunu yaptı.
'Alevilerin kazandığı davaların uygulamayı değiştirmiyor'
Oturumun son konuşmasını ise Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği'nden Aydın Deniz yaptı. "Eğitimde İnançsal Ayrımcılık" konulu sunumu yapan Aydın, "Zorunlu din dersine karşı Alevilerin yirmi yıllık mücadelesinde pratikte kazanılan bir şey yok!" dedi. Aydın, zorunlu din dersi ile ilgili Alevilerin yaşadıkları sorunlardan bahsederek, "Zorunlu din dersi hala Hanefilik üzerinden veriliyor. Diğer inançlar yok sayılıyor ya da küçümseniyor. Temel dini bilgiler seçmeli olmasına rağmen çeşitli sebeplerle öğrenciler zorunlu olarak bu derslere kaydırılıyor. Alevilerin din dersine ilişkin kazandığı davaların uygulamayı değiştirmemesi güvensizlik yaratıyor. İhlallere ilişkin ulusal, uluslararası düzeyde hukuki süreçlere başvurduk. Kazanımlarımıza rağmen pratikte karşılık yok" diye konuştu.
(sy/fk)
