Nazan Üstündağ: Hendekler yeni mücadele mekanizmalarıdır
17:13
JINHA
İSTANBUL - İnsan Hakları Haftası dolayısıyla İHD'de düzenlenen panelde konuşan Nazan Üstündağ, "Evet halk belki başta bu hendeklere karşıydı ama sonrasında yani o hendeklerin arkasında kurulan yaşamı gördükçe devrimcileşti. Bu anlamda hendekler yeni mücadele mekanizmalarıdır" dedi
İHD İstanbul Şubesi ve TİHV İstanbul Temsilciliği İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında İHD Şubesi'nde, "Dünya Barış Süreci Deneyimleri" konulu panel düzenledi. Sivil toplum örgütleri, gazeteci ve insan hakları savunucularının katıldığı panele konuşmacı olarak Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Nazan Üstündağ katıldı. 1990'lı yıllardan bu yana dünyada 118 barış sürecinin yaşandığını kaydeden Nazan, Türkiye'de olduğu gibi dünyada da bu süreçlerin sancılı geçtiğini söyledi.
'Barış süreçleri üç aşamalı'
Nazan, dünyadaki barış süreçlerinin üç aşamadan geçtikten sonra gerçekleştiğini, bu aşamaların hakikat, güvenlik, anayasa süreçleri olduğunu söyledi. Bu aşamalardan biri olan güvenlik reformu konusunda İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) örneğini veren Nazan, "Silahsızlanma dediğimiz şey hiç bir zaman sadece örgütün silahsızlanması meselesi değil. Mesela IRA silahsızlanırken karşısında İngiliz ordusu da çıkmıyor. Bu çok önemli bir boyutu bunun. Evet ordu silahlanamıyor belki ama ordunun da normalleşerek bir şekilde karakolları kapattığını, çekilmeler yaptığını görüyoruz İrlanda'da. Paramiliter olanların muhakkak silahsızlanması lazım. Türkiye örneğinde korucularda olduğu gibi. Tabi bunlar yetmiyor aynı zamanda kendimizi güvende hissedebileceğimiz toplumsal bazı taleplerin yerine getirilmesi lazım. Mesela bazı yerlerde güvenlik güçlerinin belli bir bölümünün o halkın yaşadığı yerde ana dilini konuşan ve o halktan gelen güvenlik güçlerinin olması gibi bir şey kabul edilebiliyor" dedi.
'Devletler hiç bir zaman samimi olmazlar'
Türkiye'de yaşanan barış sürecine de değinen Nazan, bütün barış süreçlerinde benzeri zorlukların yaşandığına işaret etti. Devlet mekanizmasının dünyanın her yerinde aynı şekilde işlediğini ve devletlerin hiç bir zaman samimi olmadığının altını çizen Nazan, "Bizler de farklı olan muhalefetin fazla iyimser olması ve Türkiye'yi çok özel bir ülke olarak görmeleridir. Oysa ki Türkiye diğer devletlerden ne daha iyi ne de daha kötü bir durumdadır. Türkiye'de ki muhalefet liberal duygulanmalar içinde olduğu için sorunları erteleyici ve beklemeci bir haldedir. Bu noktada yani barışa giden yolun bu kadar zor olması noktasında asıl bakılması gereken yer muhalefetin karakteri ve kapasitesidir. Biz devleti beklemeden kendi izleme komisyonlarımızı kurabilirdik. Bunun için önceden şansımız vardı birçok şansımızı kaybettik" diye kaydetti.
'Hendeklerin bu tarafına düşen bizler kendimizi korumak için neler yapmalıyız?'
Öz yönetim tartışmalarının hendekler üzerinden tartışılırken doğru tartışılmadığına dikkat çeken Nazan, "Evet halk belki başta bu hendeklere karşıydı ama sonrasında yani o hendeklerin arkasında kurulan yaşamı gördükçe devrimcileşti. Bu anlamda hendekler yeni mücadele mekanizmalarıdır. Orada bir şeyler başarıya ulaştı bizim yani hendeklerin bu tarafında yaşayanlar olarak bizlerin kendimizi ve kurumlarımızı korumak için neler yapmalıyız diye düşünmeliyiz, kendimizle ilgili sorular sormamız lazım, devrimci politikamız nasıl olmalı?" ifadelerini kullandı.
'Kürt sorunu biterse Kürtler yüzlerini dünya sorunlarını halletmeye çevirirler'
Nazan, barışın bir mücadele alanı olduğunu, Türkiye'de Kürt sorununun hiç bitmeyeceğini söyledi. "Türkiye'de Kürt sorunu biterse bizler ölürüz. Bu sözüm yanlış anlaşılmasın, Kürtler yıllardır hakları için mücadele ettikleri için mobilize olmuş durumdalar. Kürt sorunu bitmesin ve Kürtler bu güçleri ile daha fazla özgürlük isteyerek dünyanın önünü açsın. Şundan emini ki Kürt sorunu biterse Kürtler bu sefer de yüzlerini dünya sorunlarını halletmeye çevirirler" şeklinde konuştu.
Son olarak Dolmabahçe mutabakatına değinen Nazan, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın bu mutabakatta ki hayalinin toplumun bütün kesimlerinin, işçilerin, emekçilerin, kadınların yani sistemle sorunu olan herkesin bu sürece dahil olmasıydı dedi.
(ml/gc)
