Nusaybin'de çocukların yeni oyunu barikatçılık ve boş kovan bilye - İZLENİM

09:43
İZLENİM" class="social-twitter">

Zehra Doğan/JINHA

MÊRDÎN - Her şey bittikten sonra, "çocuklara moral diye" kurşunlanmış duvarlara gülen yüzler çizmekle kapanmıyor ne yazık ki yaralar. Barikatçılık ve boş kovan bilye oyununu yaratan Nusaybinli çocukların, hayatında en çok gördüğü araçların, Akrep, TOMA ve Kirpi tipi zırhlı araçlar olduğu gerçeği ayan beyan ortadayken, salt "çocuklar artık ölmesin" sözleri dahi yetersiz kalıyor bu topraklarda. Zira her şey bittikten sonra Nazım'ın dediği gibi, "Büyümez ölü çocuklar..."

Bombalar, ağır silahlar, Akrepler, Tanklar, TOMA'lar, ağır silahlar... Yalnızca bir günde yüzlerce bomba atarın tek sokağa atıldığı, binlerce boş kovanın kıçının, annelerin sokak süpürgesiyle çöp tenekelerine doğru tepindiği Mardin'in Nusaybin ilçesinde sokağa çıkma yasağının son bulması artık bir anlam ifade etmiyor. Türkiye'nin birçok yerinden plakalara sahip zırhlı araçların art arda turladığı ilçenin keskin barut ve gaz kokulu sokaklarında her geçen gün barikatlar daha da artıyor. GSM ve internet hatlarının dahi kesilerek gasp edildiği ilçede, dile kolay eyleme zor, karanlık sokaklarında her gece sabaha kadar yakılan ateşler etrafında nöbetler tutuluyor.

Asayiş annelerden sorulur

Her adımının, her dakikasının not edilmesi gerekildiği ilçede, elektrik kesintisine karşı tek jeneratör ev ev dolaştırılarak piller şarj edilmeye çalışılırken, silahlarların susmasıyla tandıra koşan kadınlar koca leğenlerde iri hamur yumağını bir çırpıda tandırın sıcak çeperine vurup vurup stoklamak üzere çuvallara dolduruyor. Hart hurt sesleriyle harıl harıl barikat işleminin devam ettiği Fırat Mahallesi'nde asayişi ise yaşlı anneler sağlıyor.

Pencereler taşlarla kapatılıyor

Mahallenin her karışında bir hikaye saklı. Saldırıların yoğun olduğu dönemlerde balkondan balkona şişelerde su takviyesinin yapıldığını söyleyen mahalleli, barikatın yanı sıra bu defa ilginç bir yönteme daha başvurmuş. Bomba atarların paramparça ettiği avlularını temizleyip, yere yığılan taşları tekrar ören yurttaşlar, yasak kalksa da son olarak 5'inci sokağa çıkma yasağıyla, yasakların kalkmasına pek güvenmiyor. Bir yandan halkın hep birlikte barikat inşası devam ederken, bir yandan da pencereler parke taşlarıyla kapatılmaya çalışılıyor. Öyle ki Nusaybin pencere kapatma manzarası akıllara dönemin diktatör lideri Saddam Hüseyin'in kimyasal atma tehdidine karşı halkın pencerelerini naylonla kapladığı fotoğrafı getiriyor. Birçoğu 1990'lar mağduru olan mahallelinin bazıları ise çareyi bodrum katlarına sığınmakta bulmuş.

Selamet'ten geriye mor bir terlik kaldı

Mahallede oradan oraya koşturan gençlerin ayak izlerini takip ediyoruz. Bir sokakta katledilen 15 yaşındaki Hakan Doğan'ın evine rastlarken, bir kaç adım sonra ise Selamet Yeşilmen'in evine varıyoruz. Hala ardından bıraktığı mor terliğinin ve kan izlerinin merdivenden kaldırılmadığı Selamet'in boş kalan evinin bahçe duvarı delik deşik edilmiş durumda. Peki ya Fehime? Fehime'nin evinden de geriye kalan acı hatıralarıyla Selamet'inkinden farksız.

'Çocuklara kıymayın efendiler, büyümez ölü çocuklar'

Selamet'in evini dönerken barikatın ardından çocukların boş kovan bilye oyunlarına dalıyoruz, kurşunlarla süzgeç haline gelen hurda arabaların direksiyonunu döndürmek çocukların en büyük sevinç kaynağı olmuş, hemen yanında ise 5 yaşlarında iki kız çocuğunun evcilikvari dağılmış küçük taşlardan barikatları ilgimizi çekiyor. Bu topraklarda tüm olup bitenlere sesiz kalmak neyse de çocukların katledilmesine karşı derin sessizlik hala şaşırtırken, sesiz kalmamayı çocukların ruh halini anlamadan, kurşunlanmış duvarlara birkaç gülen yüz çizerek anlayan duyarlı görev tamamlayıcıların da yaptıkları ne yazık ki havada kalıyor.
Artık ölüme, kan kokusuna, yakınlarını kaybetmeye, silah sesine kısacası savaşın her türlüsüne alışmış bu çocuklarla bir kaç saat birlikte olup çubuk adam çizmek, bir karşılığını bulmuyor ne yazık ki. Arthur Schopenhauer oysa çocukluk için "kayıp cennet" der. Kayıp cenneti ölümle tadan bu çocuklar için artık onların da çok iyi tanıdığı savaşa karşı bedenini siper ederek direnmeyi hak etmiyor mu?

Tıpkı Nazım Hikmet'in yıllar önce dediği gibi, "Çocuklara kıymayın efendiler, büyümez ölü çocuklar" diye direnme zamanı artık gelmedi mi?

(fk)