Nuray Mert: Gazeteciliğin ne olduğunu Kürt gazetecilere sorun

10:42

 


Eylem Daş / JINHA


İSTANBUL – Bugün, Çalışan Gazeteciler Günü ve Türkiye’de, gazetecilere dönük baskılar artarak devam etmekte. Türkiye’de gazetecilere, özelde de Kürt gazetecilere dönük baskılara ilişkin konuşan BirGün gazetesi köşe yazarı Nuray Mert, “Bu ülkede Kürt gazeteciler öldürüldü, gazete binaları bombalandı, hala gazeteciler mesleklerini yaptıkları için cezaevlerinde. Birçok gazeteci, ağır bedeller ödedi, ödüyor, gazeteciliğin ne olduğunu Kürt gazeteciler bilir. Onların ödediği bedellerin yanında bizim mağduriyetlerimiz söz konusu bile olamaz” açıklamalarında bulundu.


Bugün, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Türkiye, bugünü 64 gazetecinin hala cezaevlerinde tutsak olduğu, polislerin işkencesi sonucu yaşamını yitiren Metin Göktepe’nin ölümünün üzerinden 17 yıl geçtiği, sendikasızlaştırmanın kol gezdiği, hükümetin baskısı sonucu, işten çıkarılan gazetecilerin gün geçtikçe sayısının arttığı ve tutuklu gazeteci sayısı ile İran’ı bile geride bıraktığı bir yıl olarak karşılıyor. 2014 yılında, demokrasi ve özgürlük terimleri de sözlükteki anlamlarını karşılamaz hale geliyor.  BirGün gazetesi köşe yazarı Nuray Mert, “Bu kadar demokrasi zaafı yaşayan bir ülkede özgür basından söz edilemez” ifadelerini kullanarak, asıl meselenin ifade özgürlüğü meselesi olduğunu ve basın özgürlüğünün ise bu zincirin bir halkası olduğunu kaydetti.


Sindirme, baskı ve kısıtlamanın adı: Sansür


Türkiye’de basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve baskılar daha fazla gündeme geldikçe, özellikle batı ülkelerinin daha çok ilgisini çektiğini belirten Nuray, “Siyasal olarak düşüncelerinizi, inançlarınızı, taleplerinizi ifade edemediğiniz bir ülkede tabii ki basın özgürlüğünden de bahsedemezsiniz” dedi. Nuray, “medya patronları” tarafından uygulanan sansürün de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekerek, sansürün olduğu yerde sindirme, baskı ve kısıtlamadan bahsetmenin mümkün olduğunu dile getirdi. Ayrıca Nuray, özellikle son 10 yılda basın üzerindeki sansürün daha çok arttığını kaydetti.


‘Bizim mağduriyetimiz Kürt gazetecilerin yanında devede kulak kalır’


Kadın gazetecilik alanının da birçok sorunu ve engeli içinde barından bir alan olduğunu dile getiren Nuray, kadın muhabirlerin sorunlarının ana akım medyada çalışan köşe yazarı kadınların sorunlarından çok daha farklı olduğunu kaydetti. “Bizim tuzumuz kuru” diyen Nuray, “İşin mutfağında çalışan, emek veren ve emeğinin karşılığını alamayan emekçi kadın muhabirler ile ana akım medyada çalışan kadınların sorunlarını kadın paydasında eşitlersek haksızlık etmiş oluruz” şeklinde konuşurken sözlerine şöyle devam etti:


“Biz, burjuva kadın çerçevesi içerisinde değerlendirilebilecek bir dünyada yaşıyoruz. Bizim yaşadığımız mağduriyetler Kürt gazetecilerin yaşadıkları mağduriyetlerin yanında devede kulak kalır. Bu ülkede Kürt gazeteciler öldürüldü, gazete binaları bombalandı, hala gazeteciler mesleklerini yaptıkları için cezaevlerinde. Birçok gazeteci, ağır bedeller ödedi, ödüyor, gazeteciliğin ne olduğunu Kürt gazeteciler bilir. Onların ödediği bedellerin yanında bizim mağduriyetlerimiz söz konusu bile olamaz.”


‘Mağduriyetimiz bir işe yarasın’


Basın üzerindeki baskıların zaten hep var olduğunu, ana akım medyanın dışında gazetecilik yapanların yaşadıkları baskıların görünür olmadığını vurgulayan Nuray, baskıların ana akım medyaya sıçrayınca görünürlük kazandığını belirtti. Nuray, “Üzerimizdeki baskıları lehimize çevirerek görünür olmayanı görünür kılalım ve asıl mağduriyeti yaşayanları işaret edelim ki bizim yaşadığımız mağduriyet de bir işe yarasın” ifadelerini kullandı.


‘Burjuva kadın çevresinde kadın dayanışması yoktur’


Burjuva içerisindeki kadın çevresinde kadın dayanışmasının olmadığının altını çizen Nuray, “En muhalif yazıyı yazarken bile ana akım medyada yazdığınız için avantajlı bir yerden yazıyorsunuz” değerlendirmesini yaptı. Nuray, kendisinin de bu anlamda mağdur olmadığını kaydetti. Sürekli eleştirdiği ve “Yüksek maaşla özgürlük olmaz” dediği bir sistemin içerisinde daha fazla kalmasının imkansız olduğunu belirten Nuray, “Ana akım medya dediğimiz yer, sermaye sahipleri tarafından tekelleşen bir ticarethanedir” vurgusunu yaptı.


‘Sistem, direngen, cesur ve dirençli kadınlardan korkuyor’


Erkek egemen sistemin kadınlardan korktuğunu dile getiren Nuray, özellikle barış sürecinde kadınların cesur, korkusuz ve direngen olduklarına işaret ederek sistemin kadınlara yöneldiğine dikkat çekti. Erkek egemen sistemin kadınları zayıf gördüğü için değil aksine güçlü gördüğü için hedef aldığını olduğunu söyleyen Nuray, ana akım medyada da en çok sesi kadınların çıkardığını ve daha dirençli çıktıklarını belirtti.


(ed/gk)