'Hendeklerin kazıldığı mahalleler 90'larda en çok göç alan yerler'

11:55

JINHA

ANKARA - Türkiye'nin İnsan Hakları Gündemi Konferansı'nda ki "Hukusuzluk Adalet Yitimi ve Siyaset" oturumunda konuşan akademisyen Hülya Dinçer, 90'lardaki köy yakmalarla ilgili Zarar Tespit Komisyonu'nun çeşitli 'güvenlik gerekçelerini' sıralayarak birçok başvuruyu reddettiğini ve adaletsizliği ifşa edecek bir mekanizmanın olmadığını belirterek, "Göç etmemek demek, 90'larda olduğu gibi bugün de ölüm demek. Bugün hendeklerin kazıldığı mahalleler aslında 90'larda en çok göç alan yerler" dedi.

Türkiye'nin İnsan Hakları Gündemi Konferansı'nda bugün ''Hukusuzluk Adalet Yitimi ve Siyaset konulu oturum gerçekleştirildi. Ankara Barosu Eğitim Merkezi'nde (ABEM) yapılan konferansın Tahir Elçi'ye adanan oturumunun ilk sunumunu Marmara Üniversitesi'nden Hülya Dinçer yaptı. Hülya, "Anayasa Mahkemesi önünde köy boşaltma davaları: Zorunlu Göçün Ardından Onarım Politikaları ve Anayasal Denetim(sizlik)" konulu sunumunda, kuşaklar boyu derin izler bırakan zorunlu göçlerle ilgili devletin bir yüzleşme gerçekleşmediğini ve telafi politikası izlemediğini söyledi.

Köy boşaltma karşısındaki denetimsizlik ve adaletsizlikten bahseden Hülya, GÖÇ-DER'e göre 4 milyon civarında insanın köylerinden ve yerlerinden edildiğini kaydetti. Bir köyün devlet görevlileri tarafından yakıldığı iddiası varsa faillerinin cezalandırılması ve tam bir soruşturma yapılması gerektiğini belirten Hülya, Danıştay'a göre bir köyün boşaltılmasının kabul edilmesi için ya köyün tamamen boşaltılması gerekiyordu ya da köy korucuları haricinde kimsenin kalmamasının gerektiğini söyledi. Hülya, "Mahkemelere göre 'güvenlik şartları' objektif olarak yerine getirilmişse köylerini terk edenler subjektif gerekçelerle karar vermiştir" dedi.

90'lardaki göçten hendeklere

Zarar Tespit Komisyonu'nun çeşitli 'güvenlik gerekçelerini' sıralayarak köy boşaltmalarla ilgili birçok başvuruyu reddettiğini bildiren Hülya, "Anayasa Mahkemesi tarafından incelenen tüm başvurularda, başvurucuların köyün boşaltıldığına dair başvuruları reddedilmişti. Köy boşaltmaları planlayanlar idareciler iken faillerin bulunması için delilleri tespit etmesi beklenen de bu idareciler. Boşaltılan köylerle ilgili delilleri üretenler aslında köy boşaltmaların failleriydi Kanunun hakikati açığa çıkarma perspektifinden hazırlanmadığını görüyoruz. Kanun köy boşaltmayı 'terör' meselesi olarak kodlayarak, zararı maddi temele indirgeyerek esas olması gereken onarımı göz ardı ediyor. Kanun adaletsizliği gidermek yerine adaletsizliği derinleştirmektedir. Adaletsizliği ifşa edecek bir mekanizma sunulmuyor. Adaletsizlik mağdur edilenin yalnızlaştırılması sonucu ortaya çıkmakta, pekişmektedir. Anayasa Mahkemesi böyle bir işlev görmüştür" diye konuştu. Hülya, hendekleri göç etme ile açıklayarak, "Göç etmemek demek, 90'larda olduğu gibi bugün de ölüm demek. Bugün hendeklerin kazıldığı mahalleler aslında 90'larda en çok göç alan yerler" dedi.

'İktidar kendinden bağımsız Kürt hareketi istemiyor'

Zorla kaybetme ve faili meçhul davalarının avukatlarından Erkan Şenses, "OHAL'siz OHAL: Sokağa Çıkma Yasakları!" konulu sunumunda, son dönemde valiliklerin ve kaymakamlıkların sokağa çıkma yasaklarını il idaresi kanuna dayandırdığına dikkat çekti. Normal şartta sokağa çıkma yasağının idari bir karar olduğunu ve ihlalinde para cezası verildiğini belirten Erkan, "Ancak İç Güvenlik Paketi'nde hapis cezası getirildi. Olağanüstü hal, sıkıyönetim ilan edilmeden sokağa çıkma yasağı uygulanamaz hukuka uygun olmayan uygulama yapılıyor. Sokağa çıkan ateşli silahla vuruluyor" dedi.

'İktidar kendinden bağımsız hareket istemiyor'

Lefke Avrupa Üniversitesi'nden Ayşegül Kars Kaynar ise, "Siyasi Muhalefet ve Demokrasi: Yasal Düzenlemelerin Siyasi Rejimdeki Etkisi" sunumunda, siyasi muhalefet ve iktidar arasında iki nokta olduğuna dikkat çekerek, bu noktaların otoriter pratikler ve totaliter bir dil olduğunu ifade etti. Otoriter pratiklere özel güvenlik bölgeleri, sokağa çıkma yasakları, muhalif sitelerin engellenmesi ile 2008 yılında başlayan kitlesel yargılamaların olduğu siyasi davaları örnek veren Ayşegül, "İktidar kendisinden bağımsız bir Kürt veya Türk hareketi istemiyor. Siyasi iktidardan bağımsız bir Kürt hareketi, kadın hareketi, işçi hareketi istenmiyor, bu totalizmdir" diye konuştu.

(sy/dk)