İki kimlikli yaşamın varolma mücadelesi…

08:37

 


Mizgin Tabu/JINHA


JINHA


ŞERNEX - İstanbul'dan yaşamını yüklenerek soykırıma uğrayan nenesinin memleketi olan Şırnak'a gelen Ermeni kadın Asmin Kıraç, Şırnak’ta  yaşadıklarını, halkla arasındaki bağı anlattı. Asmin, köye yerleştikten sonraki uzun bir dönem köy halkı ile ısınamadıklarını ifade ederken, "Devlet bize, 'PKK'lilerle çalışan' gözüyle bakarken, köylüler de 'devlete çalışan ajan' gözüyle bakıyordu" dedi. Asmin, tüm dışlanmalara rağmen, köylülerden biri olarak kendisini kabul ettirdiğini söyledi.


Şırnak merkez’de yaşayan Ermeni asıllı 4 çocuk annesi Asmin Kıraç, hem Ermeni asıllı oluşundan dolayı ve hem de kadın olmasından dolayı yaşadıkları zorlukları anlattı. Babasının Selanik göçmeni olduğunu belirten Asmin, “Gençlik yıllarımı Almanya’da geçirdim. Daha sonra İstanbul’a geldim. Eşimle tanıştım onunla evlendim ve 4 tane çocuğum oldu. 20 yıl aradan sonra eşimden ayrılmak zorunda kaldım. Daha sonra 1915-1917 yılları arasında buralardan kovularak gönderilen, soykırıma uğrayan nenemin memleketi olan Şırnak’a yerleştim” dedi. Şırnak’a ilk geldiği yılları anlatan Asmin, “Şırnak’a ilk geldiğimde Uludere’ye bağlı Merge (Yemişli) köyüne yerleştim. Daha sonra İstanbul’ gidip kızlarımı aldım” sözlerini ifade etti.


‘3 ay boyunca kimse bize ev vermedi’


Köye ilk yerleştiklerinde köylülerin kendilerini hem sevdiğini hem de korktuğunu sözlerine ekleyen Asmin, “Bazıları bizim kalan topraklarımızı almaya geldiğimizi sandı. Bazıları altın aramaya geldiğimizi sandı. Devlet bize 'PKK’lilere çalışan' gözüyle bakarken köylüler de 'devlete çalışan ajan' gözüyle baktı. Bu inzivayı ortadan kaldırabilmek için elimizden gelen her şeyi yaptık. Ortamlarına girdik, sohbet ettik. Ancak uzun bir süre bu yaklaşım devam etti. İnsanların kafasında hep soru işaretleri oluyordu. En karmaşık ve en güzel hayatımız bu köyde geçti. 3 ay boyunca bize ev vermediler.  Merge Köyü’nde 2 yıl boyunca lokanta işlettim. Ve kızlarımla birlikte lokantada kalmak zorunda kaldık. En sonunda bir ev bulduk ve yerleştik. Polislerin gözü sürekli üzerimizdeydi ve bizi araştırıyorlardı. Ekmeğimizin derdine düştüğümüzü bir türlü anlatamadık onlara. Burası bizim de toprağımız. Bizim istediğimiz tek şey iyi bir hayat sürmekti” şeklinde konuştu. 


Köyün hocası: Kadın Hıristiyan olabilir ama yaptığı yemek helaldir!


Yaşadıklarının bunlarla da sınırlı olmadığını sözlerine ekleyen Asmin, “Bu sefer de ağa şiddeti başladı. Köy ağasının oğlu olduğunu iddia eden bir adam tacizde bulunmaya başladı. ‘Yalnızsınız, dulsunuz bir erkeğe ihtiyacınız var’ diyerek bizi taciz ediyordu. Ben ve kızlarım karşı çıkınca bu kez de bizi ‘Bunlar PKK’lidir’ diye karakola şikayette bulunuyordu. Bu şikayetler farklı şekillerde devam etti. Lokantaya odun aldım sonrasında odun kaçakçısı yaptılar. Lokantaya baskı yapıldı. Odun kaçakçılık mevzusu bitti. Bu defada ‘kaçak elektrik kullanıyor’ diye şikayet ettiler. O da bitti bu defa ‘domuz eti yiyorsun Hıristiyansın’ dediler. Bize o kadar çok baskı yapıldı ki, en sonunda köyün hocası vaaz vermek zorunda kaldı. ‘Kadın Hıristiyan olabilir ama yaptığı yemek helaldir’ yiyebilirsiniz” sözlerine dikkat çekti.


Asmin’in köydeki ilk eylemi


Yemişli Köyü’nde asker ve gerillalar arasında yaşanan bir çatışmayı anlatan Asmin, “Çatışmada 3 PKK’li yaşamını yitirmişti. Cenazelerin alınmasına izin verilmiyordu. Kadınlarla birlikte bende gittim. Orada Kürt kadınlarının verdiği direnişi gördüm. Askerler sürekli ‘Sizi kurşuna dizeriz’ diye tehditlerde bulunuyordu. Ancak kadınların umurunda bile değildi bu tehditler. Onların tek amacı cenazelerini almaktı. Cenazeleri sırtımıza aldık. Yukarı sınıra çıkarttık. Cenazelerimizi otopsi için elimizden almaya çalıştılar bizde izin vermedik. Sonrasında bizlere saldırmaya başladılar. Öyle şiddetli bir olaydı ki, ne kadın, ne erkek, ne yaşlı ne çocuk dinlemiyorlardı. Kadınlar cop darbelerine rağmen ‘şehit namirin’ diyebiliyordu. Cenazeleri alıp bizi darp ettiler” dedi.


‘Çocuklarım dövüldü lokantama el konuldu’


Cenazeye katıldığından dolayı var olan baskıların daha da arttığına dikkat çeken Asmin, “Yaşadığım köyün birçoğu koruculardan oluşuyordu. Bana yaptıkları baskılar yetmiyormuş gibi çocuklarımı da dövüyorlardı. Lokantama el konuldu ve ben de mecburen Şırnak merkeze yerleşmek zorunda kaldım. Bana sorarsanız ‘Yemişli Köyü’ne dönmek ister misiniz?’ diye dönmek isterim. Yaşadığım baskıların dışında o kadar güzel insanlar var ki, orada sabah beraber kahvaltı yapıyorduk. Akşam beraber türkü söylüyorduk. Odunumuzu beraber topluyor Berivan’a beraber gidiyorduk. Bana Müslüman mısın Hıristiyan mısın muamelesini yapmadılar. Bana insansın muamelesini yaptılar. Ben İstanbul’da yaşadığım dönemler Hıristiyan olduğumdan dolayı evim yakılmıştı” şeklinde konuştu. 


‘Baskılardan dolayı Şırnak merkeze yerleştim’


Yaşanan baskılar nedeniyle Şırnak merkeze yerleşen Asmin, iki yıldır burada yaşıyor. Şırnak’ın feodal yapısından dolayı zorluklar yaşadıklarını dile getiren Asmin, son olarak şunları belirtti:


“Şırnak’ta çalışan kadınlara karşılar. Şırnak’ta bir yerel gazetede muhabir olarak çalışıyorum. Çok zor günler yaşadım ama hep ayaklarımın üzerinde durmasını bildim. Hem kimliğimden dolayı hem de kadın oluşumdan dolayı çok zorluklar yaşadım. Ancak kızlarımın bunları yaşamasını istemiyorum. Kendi ayakları üzerinde durmalarını istiyorum. Bir erkeğe bağlı olmadan yaşayabilsinler. Ama maddi anlamda özgür olmalarını istiyorum. Bu dünyada savaşmalıyız bende varım demeliyiz. Bunun en güzel yanı ise BDP’de birçok kadın var. Ben onları erkeklerden daha güçlü görüyorum. En öndeler bana büyük cesaret veriyor. Asla arka sıralarda görmedim onları tam bir savaşçılar. Hayatla savaşıyor, erkelerle savaşıyor, mücadele ediyor yılmıyorlar. Şırnak, yaşamaya değer çok güzel bir şehir. ”


(mt/mg)