Adını tarihe kazıyan direnişçi Kürt kadınları… DOSYA (1)
08:26
Mekiye Görenç-Rohat Emekçi/JINHA
Kürt kadınlarının aile, sosyal ve siyasal hayatı
JINHA
HABER MERKEZİ - Erkek eliyle yazılmış tarihin arka planında direnişin kadın renkleri yatıyor. Erkeklerin tanıklığında öğrenilen ve öğretilen tarih, içinde Besêleri, Zarîfeleri, Leyla Qasimları, Rewşenleri, Beritanları, Saraları saklı tutuyor sır gibi... Tarihi yazılmamış bir halkın tarihi yazılmamış kadınları olarak dilden dile dolaşıyor sadece... kadın direniş tarihinin yazılmaya başlandığı son 30 yılın tarihsel arka planı da yakın tarihin kadın direnişi kadar görkemli ve anlamlı. Kürtler için dönüm noktası olan Seyit Rıza'nın isyan gerçekliği gibi, eşi Besê'nin de direniş gerçekliği, Ağrı Ayaklanmasının sembol isimlerinden İzzet Bey gibi, kardeşi Gülnaz'ı da direniş tarihinin sayfalarının en değerli köşelerinde yüceltmek gerekir.
Kadın, toplumun duygularını, düşüncelerini, anlayışlarını, kültürünü, ahlakını, bilincini yansıtan öznelerden biridir. Bir toplumu çözümleyebilmenin önemli boyutlarından biri de o toplumun kadınına bakmak o toplumun kadınını ele almak gerekir. Kadınlar bir toplum için bu kadar önemliyken, ne yazık ki kadının bu konumu yeterince anlaşılamamış ve birçok toplulukta kadın geri plana itilmeye çalışılmıştır. Kürtlerde ise kadın yaşamın birçok alanında aktif rol oynamıştır. Kürt kadınını sosyal yaşamda değerlendirdiğimizde, toplumda saygınlığı belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Kürt toplumunda kadına yönelik baskıcı zihniyetlere pek rastlanmaz. Aksine kadın özgürdür. Kadın, saygın bir yere sahiptir. Toplumda saygın bir yere sahip olan kadın aynı zamanda kabile ya da aşiret hayatında da önemli bir yere sahiptir.
Kürt kadınının aile hayatı ve sosyal yaşamdaki yeri
Kürt kadını, kabile hayatındaki bütün önemli olaylara katılabilmekte ve hatta zaman zaman bazı kabilelerin kadın önderleri de görülmektedir. Yönetim bazında etkin olan Kürt kadını aynı zamanda evinin kadınıdır. Aile içinde etkinliği oldukça fazladır ve fikirleri önemsenir, saygı duyulur. Kürt kadını, evine bağlı bir yapıya sahiptir. Hem göçebe hem de yerleşik aşiretlerde Kürt kadını, iş alanında da aktif bir rol almakta ve aile ekonomisine katkı sunmaktadır. Üretimde, birinci derecede etkisi vardır. Kadın, aynı anda çok sayıda işin üstesinden gelebilmektedir. Evin her günkü işinden başka yakacak tedariki, hayvanları sağmak, yağ, peynir yapmak, şal, kilim, çadır dokumak, çorap örmek kadınlara düşer. Tarla işlerinde de erkekle birlikte çalışır. Kadının boş vakti yoktur, hiç işi bulunmadığı vakit iplik büker, kese, bel kuşağı, saç bağı dokur. Toplumda kadın ve erkek, iş alanında eşit konumdadır. Örneğin, erkekler tarlalarda çalışır, sürüleri güder, toprağı sürer, meyve ağaçlarına veya tütün tarlalarına bakar, ürettiklerini komşu pazarlara taşır, kadınlar ise meyveleri ve tütünü kurutur, halı dokur veya farklı ev işleriyle uğraşırlar. Yani erkek ve kadın arasında önemli ölçüde bir işbölümü vardır. Bunların yanı sıra Kürt kadını, toplumda sağlam bir karaktere de sahiptir. Kürtler, kızlarını oldukça disiplinli yetiştirir. Kürt kızları her zaman ciddi ve kendinden emindir. İnsanlardan uzak değil, aksine sosyaldirler.
Siyasal alanda başarılara imza atan Kürt kadınları
Kürt kadını siyasal alanda geri planda durmamış ve önemli başarılara imza atmıştır. Kürt halkı yüzyıllardır baskı, zulüm sarmalı içerisinde kalıp insani değerleri elinden alınmaya çalışılmıştır. Bu nedenledir ki Kürt halkı, sürekli olarak tüm imkânlarını seferber ederek haklarını elde edebilmenin haklı çabasını ortaya koymuştur. Bu çabalarda kadınlar da önemli bir duruş sergileyerek sosyal alanda, siyasal alanda, politikada yerini almış ve adını tarihe yazdırabilmiştir.
Kürdistan Kadın Birliği’nin kurucusu: Mina Qazi
Değerli şahsiyetlerimizden biri Kürt siyaset tarihinde önemli yeri olan Mina Qazi’dır. 1908 yılında Doğu Kürdistan’da dünyaya gelmiştir. Mahabad Kürt Cumhuriyeti kurucuları arasında yer alan Mina, Qazi Muhammed’in eşidir. Kadı Muhammed, kadınların da gücünün ve haklarının olduğuna inanıyordu. Ve onlara yönelik çalışmaların olması gerektiğini savunarak, eşi Mina’ya sonuna kadar destek vermiştir. Mina, Kürt kadın mücadelesinde bir ilki gerçekleştirerek, 1945 yılında Kürdistan Kadın Birliği’ni kurmuş ve başkanlığını yapmıştır. Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nde önemli görevleri omuzlamıştır. Kadınların da Cumhuriyet içerisinde aktifliklerini artırmak için elinden geleni yapıyordu. İran Şahı, Cumhuriyeti yıkıp Kadı Muhammed’in idamına karar verdiğinde, Kadı Muhammed, eşi Mina’nın ağladığını görünce kendisine “Niye ağlıyorsun! Kürt kadınına ağlamak yakışmaz” diyerek kendisine güç verir. O da Cumhuriyetin yıkılmasından sonra siyaset alanında mücadelesine devam eder. Defalarca tutuklanır. Ağır işkencelerden geçirilir ve taviz vermeden büyük bir kararlılıkla mücadele etmeye devam eder.
Mina Qazi, eşi Kadı Muhammed gibi konuşmalarında sürekli Kürtlerin birliğine vurgu yapmıştır. 1998 yılında Mahabad kentinde vefat etmiştir.
Bedirhanlıların sürgün kızı: Nesrin Bedirxan
Kürt ulusal mücadelesine önemli katkılar sunan, ortaya koymuş oldukları yaşantılarla halkın değerlerinin ayakta kalmasını sağlayan Bedirxani ailesinden olan Nesrin Bedirxan, eğitimli, aristokrat bir kişiliğe sahipti. Osman Paşa’nın eşi olan Nesrin Bedirxan, ailenin diğer tüm fertleriyle aynı kaderi, yani sürgünü paylaştı ve İstanbul’a göçtü. Nesrin Bedirxan, sürgün hayatı boyunca, ölene kadar Kürtçe’den başka dil kullanmamıştı. Musa Anter, onun bu kararlılığına temel oluşturan bu duyguyu yine Kürtçe şu sözlerle ifadelendirdiğini aktarmıştı: "Oğlum, ben güya paşa kızı ve paşa kaynanasıyım ama bir Kürt hamal gördüğümde öyle seviniyorum ki, bu paşaları ona değişmem."
Milli özgürlüğün destansı İsmi: Zarife
Koçgiri aşiretinin reisi Alişer’in eşi olan Zarife, bunlardan sadece biridir. Zarife, cesur, akıllı, yiğit bir kadındı. Keskin bir nişancı olan Zarife, tam bir silahşördü. Her zaman tabancasını beraberinde taşırdı.
Her yıl Dersim'e gider, milli amaçlar hakkında nutuklar söyler ve aşiretler arasındaki çelişkileri ciddi bir hâkim gibi hallederdi. Zarife, eşi Alişer'e daima Kürtçe arkadaş anlamına gelen “Heval” sözüyle hitap ederdi. Eşinin vermiş olduğu Kürt milli özgürlük mücadelesine bizzat kendisi de katılmıştır. Sürekli olarak silahıyla ona eşlik etmiş, yanında bulunarak onu gayretlendirmiş, mücadele isteğini güçlendirmiş, kendisini yüreklendirmiştir. Zarife, Kürt kadınları arasında da milli uyanış için eşsiz bir propagandacı olmuştur. Son anlarında dahi bu uğurda eşinin yanında ölüme beraber gitmişlerdir.
Zarife, sahip olduğu bilinç ve ortaya koyduğu pratiklerle birçok kişinin ilgisini çekmiştir. Öyle ki kendisine yönelik övgüler dillere dolanmıştır.
‘Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’nin kurulması
Diğer bir siyasetçimiz de hayatı hakkında pek de bilgi bulamadığımız Ahmet El-Kürdi’nin kızı Fatma’dır. İyi bir siyasetçi ve zeki bir insandır. Kürt kadınları, ulusal değerlerine sahip çıkmak için bir araya gelip cemiyetler kurarak bazı çalışmalar yürütmüşlerdir. Buna bir örnek de, Kürt aydınlanmasının doğal bir sonucu olarak, modern anlamda ortaya çıkan “Kürt Kadınları Teali Cemiyeti”dir. 1919'da İstanbul'da kurulmuştur. Cemiyetin Nizamnamesi’nde kuruluş amacı şöyle vurgulanmıştır: "Kürt kadınlığının çağdaş anlayışla yükseltilip geliştirilmesini sağlamak, aile yaşamında köklü sosyal reformlar gerçekleştirmek, göç ettirme ve kitle halinde öldürmeler dolayısıyla sefalet içine düşen Kürt öksüz ve dullarına iş bulmak ve nakdi yardımda bulunmak suretiyle onları sefaletten kurtarmak."
Kürdistan Bayrağı’nı ilk dalgalandıran kadın: Rewşen Bedirxan
Rewşen Bedirxan, Bedirxani ailesinden, Salih Bedirxan Bey’in kızıdır. Bu ailenin bir ferdi olması bile yaşamının gidişatını belirlemiştir. Ömrünün birçok evresini sürgünlerde geçirmiştir. Rewşen Bedirxan, 1909 yılının Temmuz ayında, Osmanlı Padişahı Sultan Reşat’ın yönetimi resmi olarak ele geçirdiği gün, sürgün hayatı yaşadıkları Kayseri’de dünyaya gelir. Rewşen Bedirxan, eğitimine Şam’da başlar. Öğretmenlik okulunu bitirerek, 1925 yılında Arapça öğretmenliğine başlar. Birkaç yıl içerisinde Türkçe, Fransızca, İngilizce öğrenir. Ürdün ve Suriye’nin birleştiği sıralarda bu dillerin öğretmenliğini yapar. 1928 yılından 1964 yılına kadar eğitim verdiği okulda okul müdürü olarak görev yapar. 1971 yılında Mustafa Barzani’nin daveti ve isteği üzerine Güney Kürdistan’a gider. Rewşen Bedirxan, ana dili dışında Arapça, İngilizce, Fransızca, Türkçe, Almanca dillerini rahatlıkla konuşabilirdi. 1934 yılında Kadınlar Birliği’ne üye olur. 1944 yılında Suriye kadınları adına Mısır’da, Dünya Kadınlar Kongresi’ne katılır. 1957’de Yunanistan’a Kolonyalizm karşıtı kongreye Kürtlerden altı delege istenmişken Rewşen Bedirxan, altı delegeyi temsilen tek başına gider ve kongreye Kürdistan bayrağıyla katılır. Mişel Ehlek, Rewşen Bedirxan’ın katılmaması için elinden geleni yapsa da o, tüm engellere rağmen katılır ve bu kongrede Kürdistan bayrağını açar. Böylece ilk defa uluslararası bir toplantıda Kürdistan bayrağı açılmış olur.
Rewşen Bedirxan’dan Kürt kadınlarına: Cehalete karşı savaş
Rewşen Bedirxan, eşi Mir Celadet Bedirxan’ın yapmış olduğu çalışmalarda onun arkasında olmuştur. O da Hawar Dergisi’nin yazarlarından olup aynı zamanda Hawar Dergisi’nin redaktörlüğünü yapmıştır.
Rewşen Bedirxan, Dr. Nuri Dersim’i, Hasan Hişyar, Haydar Haydar ve Osman Efendi 1956’da Halep’te “Kürt Bilim Ve Yardımlaşma” derneğini kurarlar. Rewşen Bedirxan, 1971 de ise “Kora Zanyariya Kurd” adında bir derneğe üye olur. Kora Zanyariya Kurd’un isteği üzerine İstanbul’a gider. Amacı orada var olan Kürtlerle ilgili yazı ve kitapların Türk arşivlerinden alınarak Kora bünyesinde toplanmasıydı. Bu görevini ise başarıyla tamamlamıştır. Rewşen Bedirxan’ın, birçok yazısı eseri bulunmaktadır. Bu eserlerinde Kürt kadınının cehalete karşı savaş vermesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu yazılardan biri “Jin û Bextiyariya Malê” adlı yazısıdır. Rewşen Bedirxan 01 Haziran 1992 tarihinde Banyas’ta vefat eder.
Ağrı Ayaklanması’yla adını tarihe yazan Gülnaz ve Besê
Kürt kadınını yiğitlik ve kahramanlığını ortaya koyan kadınlardan biri de 1927 yılında başlayan Ağrı Ayaklanması’nda ayaklanmaya katılan Gülnaz’dır. Gülnaz, ayaklanmaya katılmış olan İzzet Bey'in kız kardeşidir. Ayaklanmadan sonra tutuklanarak Muş Cezaevi'ne konulmuştur. O cezaevindeyken kardeşi İzzet Bey ve oğlu Sıddık Bey bir çatışmada öldürülüp, başları kesilerek Muş’a gönderilir. Fakat teşhis edilmek istenen kafalardan hangisinin Sıddık, hangisinin İzzet Bey'e ait olduğunu kimse bilmiyordu. Bunun için cezaevinde olan Gülnaz çağrılır. Nuri Dersimi, Gülnaz’ın kesik baslarla karşılaşmasını şöyle anlatır: "İlk önce İzzet Bey'in kesik başı önünde eğildi ve kardeşinin kahramanlıklarını yüksek bir sesle saydı. Ondan sonra oğlu Sıddık Bey'in kesik başına elini uzattı, gözlerini okşadı ve yüksek sesle, ‘Bu benim tosunumdur, buna ben bugün için süt verdim. Eğer Kürdistan davası uğruna bu suretle ölümünü görmeseydim, sütümü kendisine haram ederdim’ dedi.
Alan aşiretinden olan Besê, Seyit Rıza'nın eşidir. Ayaklanmada savaşçı olarak yerini alan Besê, bir çatışma sırasında ele geçmemek için uçurumdan kendisini atarak yaşamına son vermiştir.
Hafsa, Kürt halkının özgürlük davasını dünya kamuoyuna taşıdı
Kürtlerin haklarını savunup milli özgürlük mücadelesine katkı sunmak isteyen bir diğer Kürt kadını da Hafsa’dır. Sadece toplumsal olaylara yönelmemiş, bununla birlikte dünya milletler meclisine göndermiş olduğu bir mektupla Kürt halkının özgürlük davasını dünya kamuoyuna taşımıştır. Kadınlar için konağını okuma merkezi, akşam okulu haline getirerek, Kürt kadınlarının eğitim seviyesinin yükselmesi için çaba ortaya koymuştur.
Darağacına götürülen ilk kadın: Leyla Qasım
Adıyla zamanının destanlarına konu olan, özgürleşme mücadelesinde önemli yeri olan ve kendisiyle birlikte halkını da özgürleştirmek için birçok fedakârlıkta bulunan Kürt kadın şahsiyetlerinden biri de Leyla Qasım’dır. Kürt kadının özgürlük sembolü, cesaretin ve kahramanlığın adı Leyla Qasım, darağacına götürülen ilk Kürt kadınıdır. 1952 yılında Kerkük’te doğar. Ailesiyle birlikte Bağdat’a göç eder ve orada yaşar. Eğitim Bilimleri Fakültesi’ni okur. O sırada Kürt Öğrenci Birliği’ne katılır. Bunun yanı sıra Irak Kürt Demokrat Partisi’nin yürütmüş olduğu ulusal mücadelede yerini alır. 13 Mayıs 1974’te darağacına götürülürken şu sözleri ortaya koyar: “Ben, halkımla ve mensubu olmakla şeref duyduğum partimin mücadelesiyle gurur duyuyorum. Tek isteğim, bana verilen görevi başaramadığım için Allah’ın beni affetmesidir. Ben ölüme hazırım. Bir cellâttan merhamet ve af dilemem.” Şahadetinden sonra, başta Güney Kürdistan’da olmak üzere Kürdistan’ın dört parçasında efsaneleşmiştir. O dönemde doğan birçok kız çocuğuna “Leyla” ismi verilmiştir.
Yarın: Tarih’te yönetim alanlarında Kürt kadınları
(re/mg)

