Kürt kadınları ‘Yerel Seçim Beyannamesi’yle yine bir ilke imza attı
12:07
JINHA
AMED –30 Mart 2014 tarihinde yapılacak yerel yönetim seçimlerine en çok kadın aday gösteren BDP’li kadınlar hazırladıkları ‘Yerel Seçim Beyannamesi’yle bir ilke daha imza attı. BDP Kadın Meclisi tarafından Diyarbakır’da düzenlenen görkemli bir toplantı ile ‘Yerel Seçim Beyannamesi’ni kamuoyuna açıkladı. Kadınlar adına beyannameyi okuyan DÖKH aktivisti ve BDP Ekoloji ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Parti Meclis Üyesi Kibriye Evren, “Kadının tüm karar ve temsil süreçlerine doğrudan katılımını sağlamak, kentsel ve toplumsal hizmetlere erişimini kolaylaştırmak amacıyla önerdiğimiz demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü yerel yönetimler modelimiz için verdiğimiz mücadeleyi tüm dünyanın tanıklığında, her türlü bedeli ödeyerek yürümeye devam ediyoruz” dedi.
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Kadın Meclisi, 30 Mart 2014 Yerel Seçim Beyannamesi’ni ve BDP belediye eş başkan adaylarını açıklamak amacıyla Kayapınar Belediyesi Cegerxwîn Kültür Sanat Merkezi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantının gerçekleştirildiği salona, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ve Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde katledilen 3 Kürt siyasetçi kadın Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in fotoğraflarının bulunduğu, Türkçe ve Kürtçe “Öz Yönetimle Özgür Kimliğe” yazılı dev bir pankart asıldı. 130’a yakın BDP’nin eş başkan kadın adayının katıldığı basın toplantısına ayrıca BDP’li kadın belediye başkanları, BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan,BDP Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Gültan Kışanak, BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, BDP MYK ve PM üyeleri, Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) aktivistleri de katıldı.
Kadınlar ulusal kıyafetleriyle katıldı
Kadınların açıklamaya Kürt ulusal kıyafetleri ile katılmaları, renkli görüntülere sahne olurken, kadınların coşkusuyla gerçekleşen toplantıda, BDP’nin 30 Mart Yerel Seçimler Kadın Beyannamesi’ni DÖKH aktivisti ve BDP Ekoloji ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Parti Meclis Üyesi Kibriye Evren okudu. Öncelikle Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için “Ey Raqîp” marşı ile gerçekleştirilen bir dakikalık saygı duruşunun ardından, kadın eş başkan adayları için hazırlanan seçim müziği tanıtıldı. Seçim müziği eşliğinde kadın adaylar alkış, zılgıt ve “Jin Jiyan Azadî” sloganları eşliğinde halaylar çekti. Sonrasında ise kadın belediyeciliğinin elde ettiği başarılar ve kadın çalışmalarının işlendiği sinevizyon, belediye eş başkan adaylarına sunuldu.
‘Kürdistan devrimi bir kadın devrimidir’
BDP Kadın Meclisi adına “30 Mart 2014 Yerel Seçimler Kadın Beyannamesi”ni okuyan BDP Ekoloji ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu PM Üyesi ve ayrıca DÖKH aktivisti Kibriye Evren, açıklamasına Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez adına kadınları selamlayarak, onların katledilişinin mücadeleyi kırmadığını, daha da güçlendirdiğini ifade etti. 19 Ocak’ın Hrant Dink’in katledildiği gün olduğunu da hatırlatan Kibriye, Hrant’ın katledilmesi ile halkların birliğinin katledilmek istendiğini ifade etti. Kibriye, beş yıllık yerel yönetimler sürecinin kadın beyannamesi ile süreceğini vurguladı. 21’inciyüzyılda Kürt halkının siyasi statüsünün şekillenişine tanıklık eden, yeni bir Ortadoğu’ya doğru yol alındığına işaret etti. “Bu devrimsel süreçte Kürdistan devrimi bir kadın devrimi olarak yerini almaktadır” diyen Kibriye, Kürt Ulusal Hareketi’nin 40 yıllık mücadelesinin, demokratik devrim karakterini ifade eden Kadın Kurtuluş İdeolojisi’nin, Rojava’da bir kadın devrimi olarak yaşamsallaştığının altını çizdi. Kibriye, Rojava devriminin Kürt halkının ve de Kürt kadınlarının kırmızı çizgisi olduğuna işaret etti.
‘Siyasi soykırımlarla kadın mücadelesi kırılmak istendi’
Kadına dayalı özgürleşen toplumun, iktidar ve mülkiyet ilişkisini ve devletçiliğin ruhunu yok edeceğini gören zihniyetin bu nedenle en çok kadınları vurduğunu kaydeden Kibriye, Türkiye’nin, özgür kadına dayalı toplumun yerine erkek egemen sistemin tezahürü olarak, bir yandan kadına yönelik şiddet ve fuhuş politikalarını, bir yandan da uyuşturucu ile gençliği yozlaştırma politikalarını hayata geçirmeye çalıştığını vurguladı. Ayrıca asıl olarak “siyasi soykırım operasyonlarıyla” öncellikli olarak kadın özgürlük hareketinin bastırılmaya çalışıldığını ifade eden Kibriye, yerel yönetimlerde kadın gücünü açığa çıkaran kadınların, seçilmiş belediye başkanlarının, meclis üyelerinin, çalışanların, milletvekillerinin ve hatta BDP’ye oy veren kadınları dahi, “siyasi rehine” olarak hapsedilerek kadın mücadelesinin kırılmak istendiğine işaret etti. Kibriye, tüm baskılar karşısında Kürt kadınlarının cezaevlerinde ve dışarıda yükselttiği özgürlük mücadelesinin, siyasi soykırım politikalarını boşa çıkardığını dile getirdi.
‘Kürtleri yıldırmak için yapılan Paris suikastını yerle bir ettik’
Halkların ve kadınların özgürlüğünden korkan zihniyetin son olarak 9 Ocak 2013’te Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçi, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’i katlederek, Kürt halkının ve Kürt kadınlarının direnişini kırmayı amaçladıklarının altını çizen Kibriye, “Fakat bizler, şehit olan yoldaşlarımıza verdiğimiz sözü tuttuk. Kürtleri yıldırmak için yapılan bu suikastı yerle bir ettik. Kadın yoldaşlarımızın mücadelesini yükseltme sözümüzü tutuk. Bugün artık dünyanın neresinde olursa olsun, Paris’te katledilen 3 yoldaşımızın ismi anılmadan kadın mücadelesinden bahsedilemez oldu” ifadelerine yer verdi. Hrant Dink’in ölüm yıl dönümü olan 19 Ocak’a da dikkat çeken Kibriye, “19 Ocak günü, ırkçı zihniyetin halkların kardeşliğinin simgesi olmuş ve sırf bu yüce gönüllüğü ve devrimci duruşu nedeniyle, ırkçı, tekçi ve katil zihniyetin hedefi haline gelmiş ve kendi ülkesinde güvercin tedirginliğiyle yaşamak zorunda kalan, bu haliyle bile yaşamasına izin verilmeyen değerli kardeşimiz Hrant Dink’in katledildiği gündür. Tıpkı Paris’te katledilen 3 Kürt kadın yoldaşımız gibi, Hrant Dink’in katledilmesi de, halkların eşitlik ve kardeşlik temelinde kenetlenmesini güçlendirmiştir” vurgusunu yaptı.
‘Cezaevlerinde yaşanan her ölüm barış umudunu tüketiyor’
2014 yerel seçimlerinin halklar ve kadınlar açısından çok stratejik ve yaşamsal önemde olduğunu söyleyen Kibriye, yerel yönetimlerin “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa” süreci olduğunu belirtti. Yerel yönetimlerin, Mezopotamya’nın barış ve özgürlük umudunun yaşamsallaştırılması ve özgürlük hamlesi anlamına geldiğini ifade eden Kibriye, “Bizler bu süreci başarıya ulaştırmayı varoluşumuzun temel gerekçesi addetmekteyiz” dedi. İçinde bulunulan demokratik çözüm ve barış sürecinin politik bir mesele olmaktan çıkıp insani bir hal aldığını vurgulayan Kibriye, cezaevlerinde yaşanan her ölümün barış umudunu tükettiğini kaydederek, başta KCK tutsakları olmak üzere bütün siyasi tutsakların bir an önce serbest bırakılmasının gerekliliğine dikkat çekti. Ayrıca Kibriye müzakere sürecinin ilerleyebilmesi için, Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması, TCK’da ifade ve örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan maddelerin değiştirilmesi, ana dilde eğitimin ve Avrupa yerel yönetim özerklik şartının yasallaşması, koruculuğun ve özel savaş güçlerinin lağvedilmesi gerektiğine işaret etti.
‘Başkan Apo’nun özgürlüğünü kendi özgürlüğümüz olarak görüyoruz’
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün önemine vurgu yapan Kibriye, “Bu toprakların özlemi olan kalıcı ve onurlu bir barışın yaşamsallaşmasına bütün ömrünü adayan Başkan Apo’nun özgürlüğü, barışın ve demokratik siyasetin, hem koşulu, hem de olmazsa olmazıdır. Barışın mimarının tutsak olması, barışın tutsak olması demektir. Başkan Apo’nun özgür olmadığı bir yerde barış sadece bir yanılsamadır. Bu noktada biz Kürt kadınları olarak, barışın mimarı olduğu gibi, kadın özgürlüğünün mimarı ve kadın özgürlüğünün yoldaşı olan Başkan Apo’nun özgürlüğünü kendi özgürlüğümüz olarak görüyoruz. Başkan Apo’suz özgürlük olamayacağı gibi, yaşamakda imkânsızdır. Biz Kürtler bu yüzden ‘Bê Serok Jiyan Nabe’ diyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Demokratik özerklik, kadına dayalı özgürlükçü bir toplum modelidir’
Kürt halkı ve Kürt kadınları olarak çözüm sürecini Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı inşa süreci olarak ele aldıklarını ifade eden Kibriye, “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşam”ın ancak Demokratik Özerklik ile hayat bulacağını vurguladı. Kibriye, demokratik özerklik sisteminin kadın örgütlenmesinin de siyasi felsefesini oluşturduğunun altını çizerken, “Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma ekseninde, demokratik özerk kadın örgütlenmesi ve mücadeleciliğinin toplumsal karşılığı, demokratik konfederal sistem ve demokratik özerk Kürdistan’dır. Demokratik özerklik, kadına dayalı özgürlükçü bir toplum modelidir. Demokratik özerkliği, kadın özgürlükçü toplumu esas alarak demokratik ulus, demokratik toplum ve demokratik siyaset anlayışıyla inşa ediyoruz” şeklinde konuştu.
‘Demokratik özerklik, bir kadın projesidir’
Erkek egemen sistemin beş bin yıldır kadına dayattığı tecavüzcü ve tahakkümcü anlayışın demokratik özerklik sistemiyle aşılacağına dikkat çeken Kibriye, “Demokratik özerklik, kadının özgürlük statüsünü belirleyerek, devletin her türlü cinsiyetçi, tecavüzcü, iktidarcı ve eril zihniyetine son verecektir. Demokratik özerklik, halkların kendi öz kimlikleriyle, demokratik birliğini esas alan, demokrasiyi sadece temsili bir meclise hapsetmeyen, kadının tartışma ve karar mekanizmalarına aktif katılım sağlayacağı, toplumun temel sorunlarını en hızlı şekilde yerinde çözüme kavuşturacağı bir siyasi ve idari yapılanma modelidir. Bu nedenle demokratik özerklik, bir kadın projesidir” sözlerini ifade etti.
Yapılan değerlendirmenin ardından açıklanan “30 Mart 2014 Yerel Seçim Beyannamesi” ise şöyle:
"Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yerel yönetimler modeli:
Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü yerel yönetim modelimiz, topluma, doğaya ve insana, kadın bakış açısıyla yaklaşmayı, öz yönetim ve radikal demokrasi anlayışının temeli olarak kabul eder.Kadının tüm karar ve temsil süreçlerine doğrudan katılımını sağlamak, kentsel ve toplumsal hizmetlere erişimini kolaylaştırmak amacıyla önerdiğimiz demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü yerel yönetimler modelimiz için verdiğimizmücadeleyi tüm dünyanın tanıklığında, her türlü bedeli ödeyerek yürümeye devam ediyoruz.
15 yıllık yerel yönetim deneyimi:
Yerel yönetimleri, toplumsal yapının ve demokratik siyasetin temel yapı taşı olarak gördük.Kadının başta belediye, il genel meclisleri ve muhtarlıklar olmak üzere yerel yönetimlerin her alanında kendine ait özerk örgütlenme ve özgün karar alma mekanizmalarının kurulmasını savunduk ve bu yönde çalışmalar yürüttük. Fakat cinsiyet eşitliği ve kadın özgürlüğünün, sadece eşit temsiliyet ile sağlanamayacağını biliyoruz. Bu yüzden; tarihsel ve güncel kadın özgürlük mücadelesini en üst düzeyde sahiplendik. Bu anlayışla, yerel yönetimlerimiz 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Gününü kadınlar için idari izin günü ilan etti. Yerel yönetim program ve faaliyetlerinin en önemli şartı ve göstergesini, kadın özgünlüğü ve farklılığını açığa çıkararak geliştirmek olarak tanımladık. Kadına yönelik pozitif ayrımcılık temel bir politikamız oldu ve bunun birincil uygulayıcısı olduk.
‘Özgürlük ve örgütlülük alanları inşa ediyoruz’
Erkek egemen zihniyetin kurumsal tecavüz ve şiddet kültürüne karşı kadın özgürlükçü kurumlarımızı kurarak mücadele alanımızı güçlendirdik.Kadının toplumsal sorunlara kendi özgücü ve öz yeterliliği ile katılması için kadın komün ve meclisleri, akademi, merkez, dernek ve kooperatifleri gibi örgütlenmeleri kurup geliştirdik.Ekonomi, ekoloji, sanat, kültür ve sağlık alanında erkek egemen sistemin kurduğu şiddet ve tahakküm ilişkilerine alternatif yaklaşımlar geliştirdik. Yerel yönetimlerimizin hazırladığı toplu iş sözleşmelerine kadına yönelik her türlü şiddetle mücadele etmek için yeni maddeler ekledik. Buna göre erkek çalışanlar; kuma, berdel, küçük yaşta çocuk evlendirme ve kadına şiddet uyguladığı durumlarda toplu sözleşme ile edindiği haklardan men edilmektedir.Kadını toprakla, doğayla ve toplumla yeniden buluşturmayı hedefleyen modelimiz toplumu nefessiz bırakan modernite kentleşmesine karşı kır-kent yaşamının uyumuna dayalı bir perspektif getirir.Bu perspektifle kentleri, doğrudan katılımcı öz yönetime dayalı, kadınların doğrudan ve eşit temsil edileceği, özgürlük ve örgütlülük alanları olarak inşa ediyoruz.
Katılım ve Temsiliyet:
Eşbaşkanlık
Temsiliyet kadına yönelik ayrımcılığın doğrudan görüldüğü bir alandır. Türkiye’de hem genel hem de yerel siyasette kadın temsiliyeti yok denecek kadar azdır. Bizler kadın özgün ve özerk örgütlenmelerimizi en küçük yerleşim birimlerinden başlayarak mahalle, mezra, köy, ilçe ve kent düzeyinde kadın meclisleri kurarak yapılandırdık.Erkek ile kadın arasındaki güç dengesizliğinin ve eşitsizliğin bir sonucu olarak gelişen bir yöntem arayışı olan yüzde 40 cinsiyet kotasını tüm politik yapılanmalarda tüzüğe koyarak hayata geçirdik. Bu çalışmaların bir sonucu olarak 2009 yerel seçimlerinde Türkiye genelinde kadın belediye başkanlarının yüzde 58’i, 15 kadın belediye başkanı ile BDP’lidir. 18 kadın il genel meclis üyesi,193 kadın belediye meclis üyesi ile BDP Türkiye genelinde diğer partilere oranla önde bulunmaktadır.Eşbaşkanlık sistemi ile özgürlük anlayışına dayalı eşitlik yaklaşımımızı yönetim mekanizmalarında eşit temsiliyet düzeyine taşıyarak kadın temsiliyetini eşitlik ilkesi seviyesine yükseltiyoruz. Eşbaşkanlık sistemi kadın özgürlük mücadelesinin en somut ve en önemli başarılarından birisidir. Bu sistem klasik bir eşitlik anlayışından ziyade cinslerin özgürlüğüne dayanan bir eşitlik anlayışıdır. Eşbaşkanlık sistemi ile kadın-erkek eşitliğini ve özgürlüğünü hayata geçirmek için erkek egemen iktidarı yıkıp köleliği ortadan kaldırarak tam eşitlik ve özgürlük sistemini kurmayı hedefliyoruz. Bu dönem, tekçi ve eril siyaset tarzını aşmak ve siyaseti demokratikleştirmek için yerel yönetim mekanizmalarında da eş başkanlık sistemini uyguluyoruz ve tüm belediyelerde eş belediye başkanlığını hayata geçiriyoruz. Yerel yönetimlerde eşbaşkanlık sistemi ile kadının siyasette eşit düzeyde temsilini ve politik dönüştürücü gücünü yakalayacağız. Temsiliyette Eşbaşkanlık sistemi, siyasi partilerde eşgenelbaşkanlık olarak dünyada birkaç örnek ile yaşam bulmuştur. Fakat yerel yönetimlerde, yani belediye başkanlıklarında eşit temsiliyetin en güçlü göstergesi olan eşbaşkanlık sistemi, dünyada ilk kez sadece Kürdistan’da hayata geçiriliyor. Bu, kadının eşit temsiliyeti konusunda devrimsel bir adımdır.
Toplumsal Cinsiyet Etki Değerlendirme Raporu
Tüm yerel politika, program ve projelerin kadın bakış açısıyla hazırlanması, değerlendirilmesi ve uygulamaya konulması amacıyla yerel yönetimlerimizde kurumsal ve yapısal değişim ve dönüşümler gerçekleştirdik. Önümüzdeki dönemde bu yapısal değişikliklerin bir parçası olarak büyük şehirlerde kadın daire başkanlığı, ilçe belediyelerinde kadın müdürlüğü gibi idari yapılar oluşturacağız.Sunulması planlanan bütün yerel hizmetlerimize kadınların, kadın özgürlükçü bakış açılarını ve özgün duruşlarını yansıtmalarını sağlamak amacıyla önümüzdeki dönemde Toplumsal Cinsiyet Etki Değerlendirme Raporu yöntemini uygulamaya başlayacağız.Toplumsal Cinsiyet Etki Değerlendirme Raporuyalnızca kadınlardan oluşan ve kadınların geniş temsiliyetinin sağlandığı, kadın kurulları tarafından hazırlanacaktır. Bu rapor sayesinde, uygulanması öngörülen bütün yerel yönetim hizmetlerinin toplumsal cinsiyet eşitliği açısından etkisi incelenerek, çalışmanın kadınlar lehine olup olmayacağı konusunda kadınlar karar verecek. Bu rapor sadece kadına yönelik hizmetleri değerlendirmeyecek, yerel yönetimler tarafından sunulan bütün hizmetlerin toplumsal cinsiyete duyarlı olup olmadığını da denetleyecek.
Kadın Eşitlik Planları:
Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü yerel yönetim anlayışımız çerçevesinde kadınların eğitim, sağlık, ekonomi, kentsel hizmetler vb. yerel yönetimlerin sunduğu tüm hizmetlere tam ve eşit düzeyde erişebilmesi için kadın eşitlik planları hazırlayacağız.Kadın eşitlik planları, geliştirilen tüm yerel politika ve uygulamaların kadınların lehine olması için gerekli tüm denetim mekanizmalarının kadınlara açık tutulmasını ve kadınların bu mekanizmalara tam katılabilmesini sağlayacaktır. Bu sayede kadınların yaşam deneyimleri, becerileri ve yaratıcılıkları yerel politikaların ve hizmetlerin oluşturulmasında öncelikli yer alacaktır.
Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçe
Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme; toplumsal cinsiyet eşitliğine ve kadınların güçlendirilmesine yönelik politikaların, bütçeleme ve planlama alanlarının merkezine taşınmasını amaçlayan birstratejidir. Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme, kamusal kaynakların cinsiyetler arasında eşit kullanımını garanti altına alan bir yaklaşımdır.Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yerel yönetimlerimiz bütçelendirme çalışmalarında toplumsal cinsiyet duyarlılığını esas alacaktır. Cinsiyete duyarlı bütçelemeyi, mevcut bütçe sürecinden başlayarak, hedeflerimizi ortaya koyarken ve bu hedeflere yönelik kaynakların tahsisi ve hedeflere ne şekilde ulaşılacağını değerlendirirken kullanacağız. Yerel yönetimlerde Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme esasına uygun olarak çalışmalar yaparak, planlama ve bütçeleme faaliyetlerinin, kadınların durumunun iyileştirilmesini ve toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik edeceğiz.
Kadın Bütçesi:
Yerel yönetim bütçesini hazırlarken kadın özgün çalışmalarına ve kadınlara yönelik hizmetlere ayrı, özgün bir bütçe ayrılacaktır. Bu yöntemle sadece Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme değil, yerel yönetim bütçesinden kadına yönelik çalışmalara gerekli özerk bir bütçe ayrılmasını güvence altına alacağız. Ayrıca, cinsiyet ayrımlı veri tabanı oluşturacağız ve böylece yerel yönetim harcamalarında kadına ayrılan payı, düzenli ve sistematik bir şekilde oluşturarak takip edeceğiz.
Kentler:
Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü yerel yönetim anlayışımızla hareket etmek, aynı zamanda tüm üretim, paylaşım ve yaşam biçimimizi belirleyen erkek egemen merkezi sistemin, mekan üzerinde dolayısıyla kadınlar ve toplum üzerinde oluşturduğu tahakkümü ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle kentle ilgili tüm kamusal alanlarda yapılacak planlamalara kadın perspektifiyle yaklaşıyoruz. Eril zihniyetin kentsel dönüşüm projeleriyle yoksul halkı kent dışına çıkmaya zorlaması, kent merkezlerini ve kamu arazilerini sermayeye, ranta, AVM’lere ve en çok da kadının ucuz iş gücüne ihtiyaç duyan güvencesiz ve sendikasız sektörlere açması, kenti sosyal ve ekonomik olarak sömürgeleştirme yaklaşımlarının bir parçasıdır. Bu temelde, kadın ve toplum karşıtı olan kentsel dönüşüm projelerini reddediyor, yerinde dönüşüm projelerini destekliyoruz. Sınıfsal farklılıkları derinleştiren, kenti keskin hatlarla parçalayan, komünal yaşam mekanlarını yok eden, merkezileştiren, tek tip modele dayanan, eril ve egemen kent planlamalarına karşı çıkıyoruz. Kadın eksenli, çeşitliliği ve çokluğu gözeten organik kent planlamalarını esas alıyoruz.
‘Komünal yaşam alanlarını her mahalleyle yayacağız’
Konut, güvenlik, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi alanlarda alınan yerel kararlar, kadınları doğrudan etkilemekte hayatlarını zorlaştırmaktadır. Kamusal alanı kullanmaya çalışan kadınların önündeki en büyük engel olan şiddet tehdidini ortadan kaldıracak güvenli kentsel çevre yaratmak için çalışmalarımızı yürütmeye devam edeceğiz.Kadınlar için kültür ve sanat mekanları oluşturduk, yeşil parklar içerisinde, kadınların yararlanabileceği açık spor alanları ve dinlence olanakları hizmete sunduk.Kadınların şiddete uğradıklarında kendilerini koruma altına alabilecekleri mekanlar, ilgililere ulaşabilecekleri acil destek hatları hayati önemdedir. Bu nedenle, yerel yönetimlerimizde öncelikli olarak ilk adım istasyonları ve özgür yaşam alanlarını oluşturduk. Önümüzdeki dönem yerel yönetimlerimizin bulunduğu her yerde acil destek hattı hizmetini yaşama geçireceğiz.Çocuklar için kreş ve gündüz bakım evi ve kadınlar için bir araya gelebilecekleri komünal yaşam alanları oluşturmaya başladık, bunu her mahalleye yayacağız.Kadın meydanları içerisinde tasarlamaya başladığımız kadın kütüphaneleri ve kadın kültür, sanat mekanlarının her kentte yapılacağı sözünü veriyoruz.
Ekoloji:
Devletli topluma geçişte erkek egemen zihniyet önce kadın üzerinde bir tahakküm geliştirmiş, ardından da doğa üzerinde bir tahakküme dönüşmüştür. Ekolojik toplum paradigmamız, beş bin yıllık hiyerarşik, erkek egemenliğine dayanan devletçi düzenin ve kapitalizmin yarattığı tekelci piyasacı sistemin ancak kadın özgürlükçü, ekolojik toplum mücadelesiyle aşılabileceğini ortaya koymuştur.Kendimizi yalnızca insana değil aynı zamanda tüm farklı bitki ve hayvan türlerine, suya, toprağa, havaya, tarihsel varlıklara ve kültürel mirasa karşı da sorumlu görüyoruz. Kadın özgürlükçü ekolojik bakış açımız doğayı, kadını ve toplumları özgürleştiren, güzelleştiren bir iddiadır.Ekolojik ürünlerin kullanımını öne çıkaran, organik gıda kullanımını yaygınlaştıran, güneş ve rüzgar enerjisinin kullanılmasını öneren, teşvik eden ve uygulayan olacağız.Kadın perspektifiyle kentleri yeşil alanları sürekli büyüyen bir biçimde planlayarak kentlerin yeni çehresini, insan-insan, insan-doğa ve kır ile şehrin barışması temelinde oluşturacağız.Kentlerin çevresindeki tarım, orman, vadi ve nehir yataklarını koruma altına alarak Kürdistan’da ekolojik yıkıma asla izin vermeyeceğiz.Kentlerimizde parklar, bahçeler ve kent ormanlarını çoğaltmaya ve yaygınlaştırmaya devam edeceğiz.Kadın kent tasarımlarıyla, yaya yürüyüş yolları, bisiklet yolları, yayayı dikkate alan geniş kaldırımlar, organik ürünlerin yetiştirildiği bahçeler, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ısınan ve aydınlatılan evlerle, bizlere dayatılan tüketim merkezli erkek egemen zihniyetin yaşama biçimini dönüştüreceğiz.Eko-tarih alanlarının sit alanı ilan edilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz.Barajlara, HES’ lere ve suların kirlenmesine yol açacak kaya gazı araştırmalarına izin vermeyeceğiz. Yerel yönetimlerimizde, suyun özelleştirilmesini ve tekelleşmesini reddettik. Ekolojide toplumsallık ilkemize dayanarak su rezervlerinin korunmasını savunmaya devam edeceğiz.
Ekonomi:
Kapitalist modernitenin ekonomik temeli olan azami kar ve finans kapital üzerine, kurulu sermaye tekellerinin hegemonyasını kabul etmiyoruz. Bu ekonomik sistemin alternatifi olan toplum/komün ekonomisini savunuyoruz. Yaşamsal ihtiyaçların herkes için eşit düzeyde erişilebilir olduğu, doğadan alınanın doğaya geri verilmesine dayalı ekolojist, kadın özgürlüğü ilkelerini gözeten katılımcı bir ekonomiyi esas alıyoruz.Erkek egemen sistemin dayattığı toplumsal rollerle ekonomisiz kılınan, ekonominin yaratıcısı kadın, kapitalist sistemde en yoğun istismara uğrayandır. Kadın kendinden çalınan tarihi rolünü, ekonomi alanında söz, karar ve eylem sahibi olmasıyla yeniden kazanarak, üretim ve tüketim alanlarında ekonomik özerkliği yaşamsallaştıracaktır.Bu temelde kadının komünal ekonomiyi geliştirmesi esastır. Ekolojik bilince dayalı kooperatifçilik, kadının ekonomik örgütlenme modelidir. Kadın kooperatifleri başta olmak üzere, dayanışmacı ekonomik mekanizmalar geliştireceğiz.
‘Yerel yönetimlerde danışmanlık kuracağız’
Kayıtsız kadın emeğinin görünür kılınabilmesi ve emeğinin örgütlenmesi önündeki bütün engellerin kaldırılması için, mücadele etmeye devam edeceğiz.Ekonomik dengesizliğin, yoksulluğun, işsizliğin aşılması ve ayrımcı politikalara son verilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz.Kadınların tarım ve hayvancılık başta olmak üzere tüm diğer alanlarda öz yeterlilik ilkesiyle kırsal alanda kooperatifler ve birlikler kurmalarına etkin destek vereceğiz.Kadınların başta mevsimlik işçilik olmak üzere yaşadıkları sorunlara yönelik kalıcı ve sürdürülebilir çözüm politikaları oluşturacağız.Kadının nitelikli işgücünün arttırılması için, üretici kadınlara yönelik mesleki eğitim programları düzenleyeceğiz. Kilim atölyeleri, seramik ve el sanatları, tekstil ve tekstil ürünleri üretim atölyeleri oluşturarak, alternatif üretim alanlarını geliştirmeyi sürdüreceğiz.Üretici kadınlara, üretim alanlarının geliştirilmesi, ürün miktarının arttırılması, ürün çeşitliliğinin geliştirilmesi, dağıtım ve kullanım kanallarının geliştirilmesi için, yerel yönetimlerimizde danışmanlık birimi kuracağız.
Zorunlu Göç ve Köye Dönüş:
Zorla yerinden ettirilmiş kesimlerin içinde en kırılganı kadınlardır. Kadın emeğinin metropollerde esnek ve güvencesiz sektörlerde sömürülmesine, bedenlerinin ve zihinlerinin köleleştirilmesine karşı, en önemli alternatifin köye geri dönüş olduğunu savunuyoruz. Zorla boşaltılan köylerde özgür yaşamın doğa ile uyum içinde inşa edileceği alanların kurucuları kadınlar olacaktır.Köye geri dönüşler için önümüzdeki dönem yerel yönetimler düzeyinde çalışma grupları oluşturularak boşaltılmış köylere geri dönüşün koşullarını sağlamak için çalışmalar düzenleyeceğiz. Bu çalışma grupları, boşaltılmış köylerde kadınlar ve diğer dezavantajlı grupların ihtiyaç tespitlerini yaparak, yerelde geliştirilebilecek organik tarım ve hayvancılık faaliyetlerini açığa çıkaracak, temel altyapı eksikliklerini giderecektir. Köylerde sosyal, kültürel, sanatsal ve eğitimsel yerel yönetim hizmetlerini yaygınlaştırarak kadın ve gençlerin köye geri dönüşlerini destekleyeceğiz.Köye dönüş ile merkezi sistemin tahakküm ekonomisinden çıkarak kadın ve toplumun öz örgütlenmesi ile, komünal özerk ekonomi inşa edilecektir.
Eğitim:
Eğitim, bir bütün olarak merkezi sistemden ayrılarak yerel yönetimlere devredilmelidir. Çok kültürlü, çok kimlikli, çok dilli ve inançlı toplumların yerel yönetimleri olarak demokratik, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan parasız, bilimsel ve anadilinde eğitimin savunucusu olmaya devam edeceğiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini içeren cinsiyetçi, ırkçı, tahakkümcü ve rekabetçi eğitim ve öğretim yaklaşımlarını değiştireceğiz.
Bu amaçla:
Yaşadığımız şehrin tarihsel dillerinin tümü bizim ana dillerimizdir. Yerel yönetimlerimizde tüm faaliyetlerimizi anadilde vermeyi sürdüreceğiz.Anadille eğitim hakkının savunucuları olarak anadilin kullanımının yaygınlaşması ve gelişmesi için yerel yönetimler bazında okur-yazarlık kursları ve anadil üzerine eğitim programları düzenlemeye devam edeceğiz.Tüm yerel yönetimlerimizde toplumsal cinsiyet eşitliği eğitim ve uygulama politikalarımızı yaygınlaştırarak sürdüreceğiz. Bu çerçevede akademik, kültürel, sosyal, ekonomik eğitim programları düzenleyeceğiz.Kadın yerel yönetim akademileri açacağız.
Sağlık:
Cinsiyet eşitliği temelli sağlık anlayışı, demokratik ve kadın özgürlükçü yerel yönetim anlayışımızın temelini oluşturmaktadır. Kadın sağlığına yaklaşımımız, yaşam boyu, bütün yaş gruplarının sağlığını etkileyen bütün faktörleri göz önüne alan kapsamlı bir yaklaşımdır. Toplumsal barış ve özgürlük olmadan tam sağlık ve iyilik hali birey için de toplum için de söz konusu olamaz. Kadın sağlığı da biyolojik etkenlerin yanında, sosyal ve siyasal süreçlerden etkilenmektedir. Kadına yönelik her türlü cinsel ve fiziksel şiddeten kaynaklanan sağlık sorunları, namus cinayetleri, erken evlilikler, erken gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kanser, madde bağımlığı, ruh sağlığını yitirme kadınlarda çarpıcı bir biçimde görülen sağlık sorunlarındandır.On beş yıllık yerel yönetim deneyimimizde sağlık ve ana çocuk sağlığı merkezleri kurduk. Bu merkezlerde herkese yaygın, eşit, ücretsiz ve anadilinde sağlık hizmeti vermeye devam edeceğiz.
Kültür ve Sanat:
Yerel yönetimlerimiz öz kültürü ve sanatı açığa çıkaracak, yaşatacak ve geliştirecek onu özgücüne kavuşturacak örgütleme modelidir. Kültürel asimilasyonlar, kıyımlar kadın katliamlarıyla özdeştir. Devletçi-cinsiyetçi ideoloji kültür alanında geliştirdiği baskı ve asimile politikalarıyla kadını, kadın şahsında toplumu tam bir kuşatma ve saldırı altında tutmaktadır. Egemen zihniyetin sınıfsal, cinsel, dinsel ve dilsel alanda yarattığı tüketim temelli, sanatın metalaştırılmasına yol açan yaklaşım ve uygulamalar toplumu tam bir kültürel bombardımana tutmaktadır. Kadın özgürlük bilinci ve örgütlülüğü temelinde kültürel değerlerini koruma, geliştirme ve süreklileştirme mücadelesini yerel yönetimlerimizde kararlılıkla vermeye devam edeceğiz.Yerel yönetimlerimizde kadınların kültürel ve sanatsal hizmetlere erişimi ve bu hizmetlerden doğrudan faydalanabilmelerini esas aldık. Kadının, özgün kültürel ve sanatsal faaliyetlerinin geliştirilmesini ve görünür kılınmasını yüksek öncelikli hedefimiz olarak yaşama geçireceğiz.Yerel yönetimlerde tüm faaliyetlerimizi çok dilliliğimize ve çok kültürlülüğümüze bağlılığımız gereği destekledik, desteklemeye devam edeceğiz.Kurmancî, Kirmanckî, Süryanice, Ermenice, Arapça dil kursları açtık, yayınlar yaptık. Farklı topluluklar ve halkların, dillerini ve kültürlerini her alanda yaşama geçirebilmeleri ve geliştirebilmelerini için oluşturulacak program ve çalışmaları desteklemeye ve teşvik etmeye devam edeceğiz.Kadın kültür ve sanat festivalleri, kadın dengbêjler, kadın edebiyat atölyeleri, kadın sinema çalışmaları, kadın sanat atölyeleri, kadın fotoğrafçılığı, dinletileri, konserler, sergiler düzenledik. Bu çalışmalarımızı geliştirerek sürdüreceğiz.
Spor:
Kapitalist sistemde spor profesyonellik adı altında insanı özünden ve toplumdan uzaklaştırarak metalaştırmaktadır. Yerel yönetimler olarak cinsiyet, yaş, sağlık durumuna bakmaksızın başta kadınlar olmak üzere tüm toplumsal kesimlerin yaralanabileceği spor alanlarını mahallelerde halkın ücretsiz kullanımına sunduk. Amatör sporcuları ve kulüpleri destekledik. Spor okulları ve kursları açtık.Sporda kazanmanın değil, katılımın önemli olduğu anlayışını yaygınlaştırmaya devam edeceğiz. Kadınların spor etkinliklerine katılımını destekleyecek projeler oluşturacağız. Bütün bu çalışmalardan anlaşılacağı üzere, önümüzdeki yerel yönetimlerde Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşam perspektifiyle demokratik özerkliği, hep birlikte, öz gücümüzle inşa edeceğiz. Kadın özgürlük devrimi, demokratik özerkliğin teminatı ve öz gücü olacaktır.”
(ekip/mg)

