Aylin: Tacize sessiz kalırsam hiçbir tacize ses olamam

09:00

 


Gülşen Koçuk / JINHA


AMED - Kadına yönelik şiddetin bir türü olan taciz, kadınların farkındalık oranlarının düşük olduğu bir meseledir. Bunun yanında, kadınlar için “kanıtlanması (!)” en zor olan hak ihlallerinden de biridir. Kendisi tacize uğradığı, fakat taciz eden kişinin konumu nedeniyle sesini yükseltemediğini kaydeden kadınlardan Aylin Kırıkçı, “Ben bu tacize ses çıkartamazsam, hayatım boyunca hiçbir tacize sesimi çıkaramayacağım. Bu zamana kadar yaşadığım tacizleri hep görmezden geldim. Ama bu aşamadan sonra artık tepki vermeliyim. Artık bu kadar ciddi bir durumda karşımdaki kişinin statüsü özellikle, belli bir geçmişe sahip ama bu geçmişi hala üzerinden prim elde ederek kullanıyor olması, benim için bunun teşhirini kaçınılmaz bir hale getirdi” açıklamasında bulundu.


Kadına yönelik şiddet, her boyutuyla, erkeğin olduğu her yerde kendisini var etmeye devam ediyor. her geçen gün artan kadına yönelik taciz olayları, kadının erkek zihniyetiyle sınanarak tekrar yenilgiye uğratılmak istendiği bir gerçeklik olarak duruyor önümüzde. Kadının yaşadığı olayın travmasını henüz atlatamamışken, "Kadın beyanı esastır ama..."lı cümleler, kadınları ikinci kez yıpratma peşindedir aslında. Hele olayın içerisine bir de tacizcinin siyasi-politik statüsü, çevresi tarafından "sevilen" biri olma özelliği girince kadınların kendisini "kanıtlama" ve uğradıkları hak ihlallerinin boyutlarını anlatabilme gücünü bitirmeye dönük sayılabilecek başlıklar arasındadır. Günde binlerce kadın, psikolojik, fiziksel, ekonomik, sözlü tacize maruz kalırken, bunlardan sadece çok az bir kısmının yaşadığı tacizin farkına vardığını ve isyanını yükselttiğini söylemek gerçekçi olacaktır. Binlerce kadın arasından sesini yükseltebilecek iradeyi kazananlardan biri olan Aylin Kırıkçı da, 2013 yılı Eylül ayı içerisinde küçük küçük başlayan ve git gide dozajını artırarak devam ettiğini söylediği taciz olayı ile karşı karşıya kaldı. Aylin de, yaşadığını ifade ettiği olayın kendisi açısından açıklanması zor bir olay olduğunu, fakat örgütlü kadın mücadelesinden aldığı destekle mücadelesine başladığını dile getirdi.


 'Olayın taciz olduğunu kabullenmem kolay olmadı'


Yaşadığı taciz olayına ilişkin açıklamalarda bulunan Diyarbakır Barosu stajyer avukatlarından Aylin Kırıkçı, yaşadığını belirttiği taciz olayını kabullenme sürecinin kolay olmadığını ifade etti. Ağustos ayından beri avukat Sedat Yurttaş'ın yanında stajyer avukat olarak çalışmaya başladığını belirten Aylin, hem süreç içinde staj eğitiminin destekçisi olması, avukatlık ve siyasi deneyimlerinden faydalanmak amacıyla Sedat Yurtdaş'ın yanına gittiğini ifade etti. Stajın başladığı ilk dönemlerde aralarındaki ilişkiyi avukat-stajyer avukat şeklinde resmi bir ilişki olduğunu söyleyen Aylin, "Hatta politik gündeme ilişkin görüşlerimiz üzerinden tartışmalar yürütüyorduk. Kendisinin Pazartesi günleri Radikal'de yazdığı yazılar üzerinden fikir alışverişinde bulunuyorduk" dedi.


'Öncelikle yaklaşımlarını, 'masumane' olarak değerlendirdim'


Sedat'ın kendisine yönelik tacizlerinin ilk olarak "sekreterin olmadığı saatlerde" yakınlaşma girişimleri içine girdiğine konuşmasında yer veren Aylin, kendisinin maruz kaldığını belirttiği taciz olayında vakaları öncelikle "masumane" olarak değerlendirdiğine işaret etti. Aylin, "Kendisinin daha çok çevresi tarafından tanınan, sıcaklığıyla bilinen bir insan olmasından kaynaklı. Fakat bir erkeğin bana dönük bu tarz davranışlar içine girmesi, benim istemim dışında olmasından kaynaklı, rahatsız edici bir özellik taşıyordu" vurgusunu yaptı. Tacizleri fark ettiğinde, karşısındakine rahatsızlığını ifade edecek gücü bulamadığını kaydeden Aylin, tacizlerin erkek psikolojisinin savunma mekanizması tarafından "Sen yanlış anladın. Benim sana karşı karşı böyle bir tavrım yok" gibi sözlerle kabul edilmediğine işaret etti. Zaman içinde kendisine dönük fiziksel temasların artmaya başladığını söyleyen Aylin, tacizin sistematik bir biçimde kendisini sürdürdüğünü ifade ederken, "Öncelikle onun bir alt yapısını oluşturuyordu. Konuşmanın girişiyle ya bana acıdığını hissettiren, ya benim girdiğim davalara ilişkin duygusal yaklaşımlarımı yakaladığı anlarda, mahkemeye gidip gergin döndüğümde, stajyer olarak tecrübesizliğimin etkisiyle kendimi kötü hissettiğim anlarda, daha fazla yaklaşmaya çalışıyordu" açıklamasında bulundu.


'Tacizler, tahakküm kurmayı amaçlıyordu ve sistematikti'


Aylin, iki haftalık bir süreci kapsadığını söylediği bu taciz olayının, kendisinin üzerindeki bir süreci kapsadığına ve bu sürecin de bir tahakküm aracı olarak geliştirildiğine işaret etti.  Son taciz olayı için ise Aylin, "O an ki, kendi kişisel koşullarım, aslında bunun taciz olduğunu dile getirdiğim, sesli bir şekilde söylediğim anda bunun bana döneceği boyutlar, kendisinin siyasi kimliğinden, statüsünden ötürü beni haksız düşüreceği, içinde bulunduğum maddi koşullar gibi birçok şey sessiz kalmamın nedeni oldu. Bunların hepsi bir bütün olarak benim bu olaya tepki göstermeme engel oluyordu" şeklinde konuştu. Son tacizden sonra ise, konuyu ailesiyle ve arkadaşlarıyla paylaştığını dile getiren Aylin, teorik olarak tacizi bilmesine rağmen hala kabullenemediğini, fakat çevresi ile konuşmalarının ardından aldığı en iyi kararın da işten ayrılmak olduğunun altını çizdi.


'Onun sevilen biri olması, tacizci olduğunu değiştirmez'


"İşten ayrıldıktan sonra, bir anlık rahatladığımı düşündüm ama bu benim için bir rahatlama değildi" diyen Aylin, yaşadığı sürece ilişkin şu sözleri dile getirdi:


"Bir hesaplaşma süreci başladı benim için aslında. Kadın özgürlük mücadelesine inanan ve bir kadın örgütlülüğünde yer alan bir kadın olarak benim için bu bir çelişkiydi. Yüzleşmem gereken bir çelişkiydi. Ya doğru bildiğim şeylerin arkasından gidecektim, bu kişinin bir tacizci olduğunu sesli bir şekilde haykıracak, teşhir edecektim, ya da bu olay hiç olmamış gibi sessizce oradan ayrılacaktım. Bunun çelişkisi yaklaşık 3 aylık uzunca bir zaman aldı. Büyük gelgitler yaşadım. İlk bir aylık süreçte hala olayın taciz olup olmadığını kendi içimde tartıştım. Çevremdekilerin bana, yaşadıklarımın apaçık taciz olduğunu neden kabullenmediğimi anlamadıklarını söylüyorlardı. Benim örgütlü bir kadın olmam, kadın olduğum gerçeğini değiştirmiyor. Belki 25 Kasım, cinsel şiddete karşı bir isyandı benim için. Ama sonuç olarak yaşadığım cinsel şiddete tepki verememe durumu da beraberindeydi ve şunu da düşündüm açıkçası. Ben bu tacize ses çıkartamazsam, hayatım boyunca hiçbir tacize sesimi çıkaramayacağım. Bu zamana kadar yaşadığım tacizleri hep görmezden geldim. Ama bu aşamadan sonra artık tepki vermeliyim. Artık bu kadar ciddi bir durumda karşımdaki kişinin statüsü özellikle, belli bir geçmişe sahip ama bu geçmişi hala üzerinden prim elde ederek kullanıyor olması, benim için bunun teşhirini kaçınılmaz bir hale getirdi. Hala kendisi belli çevrelerce tanınan, sevilen, sayılan, düşünce ve görüşlerine anlam verilen bir insandı. Ama bu insan tacizciydi ve bunu sadece taciz ettiği kadınlar biliyor aslında. Benim uğradığım ilk taciz değildi bu. Ama onun da ilk taciz olayı değildi. Buna inanmıyorum. Bu kadar sistematik bir tacizi 50 küsür yaşındaki bir insanın bu kadar rahat bir şekilde yapıyor olması, kendisine bu kadar güveniyor olması, geçmişte de buna ilişkin tecrübelerinden gelebilir ancak."


'İç çelişkilerim, bilinç düzeyimde sıçramalar yarattı'


Kendi iradesinin netleşmesinin kendi içinde bulunduğu koşullar ve karşısındakinin statüsü nedeniyle uzun bir zaman aldığını kaydeden Aylin, konunun kendisi için hayati bir önem taşıdığını düşündüğünde ilk olarak 23 Aralık'ta Diyarbakır Barosu'na soruşturma için şikayette bulunduğunu, ardından da savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu dile getirdi. Aylin, baroda, konuya ilişkin rapor hazırlanması için muhakkik üyeler atandığını ve muhakkik üyelerce hazırlanacak raporun, yönetim kurulunda tartışılarak, disiplin kuruluna sevk edilip edilmeyeceğine karar verileceğini belirtti. Geçirdiği geniş süreçte yaşadığı iç çelişkilerin, bilinç düzeyinde bir sıçrama yarattığını söyleyen Aylin, kendisi için asıl yıpratıcı olan sürecin, olayı ve kişiyi teşhir etme kararını aldıktan sonraki süreç olduğuna değindi. Bu süreçte, çeşitli kurum ve kişilerle görüşmeler yaptığını dile getiren Aylin, "Belki de asıl sıkıntılı olan şey, 'Kadın beyanı bizim için esastır' diyen kişilerle aslında bunun niteliğini kavrayamayan, kadın üzerinde neden böyle bir etki bıraktığını, neden kadınların tacizi teşhir etmesinin bu kadar zor olduğunu anlayamayan insanlarla kadın beyanları üzerinden tartışma yürütmek oldu. Bir insanın apaçık 'Ben sana, anlattıklarına inanmıyorum' demesi ya da 'Sedat Yurtdaş taciz etmez' demesi, belki de tartışılması daha kolay birşey. Ama kadın beyanının esas olduğunu cümlesinin başına ekleyen kişilerle tartışmak benim için daha zor oluyordu" dedi.


'Mücadeleye karar verdikten sonraki süreç daha yıpratıcıydı'


Barodaki süreçten önce İHD'ye başvurduğunu belirten Aylin, gerçekleştirdiği görüşmelerde konunun tüm ayrıntılarına kadar sorulduğunu söyledi. "Ben, bu utancın benim utancım olmadığını biliyorum" diyen Aylin, "Taciz hiçbir zaman kadınların utancı olmadı, olmayacak. Fakat bir yandan karşımdakilerin beni sürekli bir sorgulama pozisyonuna girmesi, beni sürekli savunma durumunda bırakması, benim için önceki süreçten daha yıpratıcı bir süreci beraberinde getirdi ve açıkçası öncesinde pek de psikolojik desteğe ihtiyacım olduğunu düşünmüyordum ama şu süreçte her kadının bu noktada ihtiyacı olabileceğine inanıyorum" vurgusunu yaptı. Aylin, kendi durumunun ilk olmadığını dile getirirken, yine kendi siyasi geçmişini, kendi bulunduğu siyaseti bu işe alet etmek isteyen çokça insan olduğuna işaret etti. Taciz olayı karşısında en net tavrı gösterenlerin kadın kurumları ve örgütleri olarak "kadın bilincini kuşanmış kadınlar" olduğunu belirten Aylin, çeşitli kadın kurumlarından kendisiyle görüşen, desteklerini ve mesajlarını ileten, hukuki ve psikolojik destekte bulunmak isteyenlerin olduğunu sözlerine ekledi. Ayrıca Aylin, kendisi gibi tacize uğrayan fakat dile getiremeyen kadınlarla da görüştüğünü ve "Kendi çıkartamadığım sesimi, sesine karıştıracağım" şeklinde mesajlar verildiğini kaydetti.


'Kadınlar, susmuşluklarını, sinmişliklerini bir kenara bırakmalıdır'


Taciz olayının Sedat Yurtdaş tarafından 'iftira, komplo teorisi ve siyasi bir kumpas' gibi adlandırmalarla tersine çevrilmek istendiğine açıklamalarında yer veren Aylin, şöyle konuştu:


"Sedat Yurtdaş, olayı tersine kendi lehine çevirmeye çalışsa da benim için artık geri dönülmez bir yoldur, kesinlikle süreci sonuna kadar kararlılıkla işleteceğim. Barodan meslekten ihraç edilmesine ilişkin bir talebim var. Cezai yargılamada da en ağır cezayı alması yönünde talebim var. Fakat yine de bunlardan bir sonuç alamazsam bile benim için belirleyici olmayacak bu kararlar. Belki bire bir bu zamana kadar yaşadığım tacizi dile getiremeyen kadınlar, şu andan itibaren benim sesime ses vererek, kendi yaşadıkları tacizi aslında kendi utançları olmaktan çıkarabilirler. Susmuşluklarını, sinmişliklerini bir kenara atıp bu tacizin asıl muhatabıyla, failleriyle yüzleşmeye başlayabilirler."


İddialara ilişkin konuşan avukat Sedat Yurttaş ise, iddiaların asılsız olduğunu ve amacın kendi entellektüel, siyasal kişiliği zedelemek olduğunu belirtti. Kendisinin de hukuk mücadelesini sürdüreceğini kaydeden Serdar, adına başlatılan kampanyanın bir kumpas olduğunu kaydetti.


(gk/mg)