BDP’den ‘Nakil’ tepkisi: Cezasızlığa giden yol
15:04
JINHA
ANKARA – BDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, Lice ve Kulp katliamı davalarının batı illerine nakledilmesiyle ilgili açıklama yaparak, “Hakikatle yüzleşme davaları olarak nitelendirilen bu davalara karşı yürütülen cezasızlık politikasını kesinlikle kabul etmeyeceğimizi bir kez daha belirterek bu cezasızlık politikalarına karşı da başta Adalet Bakanlığı nezdinde Hükümet olmak üzere tüm yargı mercilerini yargılamanın ve hakikatin önemi karşısında ciddiyete ve sorumluluğa davet ediyoruz” dedi.
BDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu tarafından özellikle bölge illerinde görülen davaların İç Anadolu bölgesindeki illere nakledilmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. “Cezasızlığa giden yol: Nakil" başlığıyla yapılan yazılı açıklamada, “Kürdistan coğrafyası çok ağır bedellere, trajedilere ve katliamlara tanık olmuştur. Özellikle de 1990lı yıllar çok ağır katliamların yaşandığı bir dönem olarak ülkemiz tarihinde yerini almıştır. Son kırk yıllık savaşın barış lehine çözülmesi adına ülkemizde diyalog süreci başta olmak üzere, yaşanan gelişmeler kalıcı barışın inşa edilebilmesi adına faili meçhuller ve katliamlarla yüzleşme ve faillerin açığa çıkarılıp cezalandırılması sürecin gelişmesi için önemli bir yerde durmaktadır. Dolayısıyla yapılacak olan yargılamalar Türkiye’nin hakikati ile yüzleşmesini sağlayacağından bu davalar aslında Türkiye’nin geçmişiyle ve hakikatle yüzleşme davalarıdır” denildi.
‘Tıpkı Şerzan, Uğur ve Nezir gibi…’
Davanın aklama niyetiyle açıldığına dikkat çekilen açıklamada, “Bir süredir bahsi geçen bu karanlık dönemin ürünü olan ve faili meçhul olarak bilinen katliamların davalarının açıldığına şahitlik ediyoruz. Fakat açılan bu davaların hakikatle yüzleşme niyetiyle değil de, aklama niyetiyle açıldığını ve davalar üzerinden yürüyen pratiğin bizlere, siyasi irade ile korunan yargının bu davalarda ‘cezasızlık’ yolunda hızla ilerlediğini bir kez daha göstermiştir. Tıpkı ‘güvenlik’ gerekçesiyle Eskişehir’e nakil edilen Lice katliamı ve Ankara’ya nakledilen Kulp davası gibi… Benzer davalarda olduğu gibi Lice katliamı davasında da sanık vekillerinin talebi ile Adalet Bakanlığı’nın uygun görmesi sonucu Yargıtay tarafından ‘güvenlik’ gerekçe gösterilerek daha güvenli olduğu düşünülen Eskişehir İline gönderilmiştir. Tıpkı Şerzan Kurt, Uğur Kaymaz ve Nezir Tekçi davaları gibi…” sözlerine yer verildi.
‘Nakil kararlarıyla sanıklar ödüllendirilmektedir’
Güvenlik güçleri tarafından katledilen Ali İsmail Korkmaz’ın davasının Adalet Bakanlığı’nın oluru ile güvensiz olduğu gerekçesiyle Eskişehir ilinden Kayseri’ye nakil edildiği hatırlatılan açıklamada, “Adalet Bakanlığının bu davalar üzerindeki ‘güvenlik’ algısının ve bu kapsamda yargı mercilerinin vermiş olduğu nakil kararlarının hukukla ilgisinin olmadığı aşikardır. Zira Adalet Bakanlığı gibi siyasi bir iradenin uygun görmesi sonucu yargı eliyle verilen nakil kararları elbette siyasi kararlardır. Bu nakil kararları ile Bakanlık katliamın sanıklarını ve katliamın iradesini koruyan bir konumda yer almaktadır. Uğur Kaymaz, Şerzan Kurt, Muş Bulanık, Mete Sayar, Musa Çitil, Çaldıran Katliamı, Altınova Katliamı ve Nezir Tekçi davaları güvenlik gerekçesi ile başka şehirlere nakledilen davalardan sadece birkaç tanesidir. Bu davaların tamamı mağdurların çok uzun süren mücadelesi sonucu açılmış davalar olup, tabi hakim ilkesi ihlal edilen davalardır. Bu davalar üzerinden verilen nakil kararları ile katliamların sanıkları adeta ödüllendirilmektedir. Zira somut hiçbir gerekçe olmaksızın verilen nakil kararları ile aslında tüm bu sanıklar adeta ihsası rey ile cezasızlıkla karşılaşacaklarının müjdesini almaktadırlar” diye kaydedildi.
‘Dava kamuoyunun gündeminden düşürülmeye çalışılmakta’
Davaların birebir tanıklarından ve mağdurlarından uzaklaştırılan yargılama ile şikayetçi olanlara yargı eliyle “davanızı takip etmeyin” mesajı verildiğine işaret edilen açıklamanın devamında şunlara yer verildi:
“Kaldı ki güvenliğin olmadığı iddiası soyut bir iddia olup devam eden davalardan da anlaşılacağı üzere aksi defalarca ispatlanmıştır. Albay Cemal Temizöz ve Musa Anter davaları, benzer yargılamalarda hiçbir şekilde güvenlik konusunda bir sıkıntı yaşanmadığının kanıtı yargılamalardır. Nakil kararları, mağdur tarafın görüşü alınmadan verilmekte ve nakiller, mağdurlar açısından ulaşımın güç olduğu yüzlerce kilometre uzaklıktaki şehirlere yapılarak, mağdurların ve yakınlarının duruşmalara katılımı önünde ciddi engeller oluşturulmaktadır. Uğur Kaymaz Davasında yaşandığı gibi, mağdur yakınlarının ve davayı izlemeye gelen duyarlı kesimlerin, yargılamanın olduğu şehre girişleri valilik tarafından engellenebilmektedir. Bu yolla, duruşmalara mümkün olduğu kadar az kişinin katılımı sağlanarak, duruşmaların aleniliği prensibi yok sayılmakta, dava kamuoyunun gündeminden düşürülmeye çalışılmakta ve kamuoyunun denetiminden uzaklaştırılmaktadır.”
‘Adalet Bakanlığı’nı ve hükümeti sorumluluğa davet ediyoruz’
Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nin Şerzan Kurt ve Uğur Kaymaz davalarına da ev sahipliği yaptığını ancak her iki davada da kamu görevlisi polislerin meşru müdafaa gerekçesi ile beraat edildiğine dikkat çekilen açıklamada, “Yine Muş Bulanık davasında Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi iki kişinin ölümüyle ilgili sanıkların meşru müdafaa haklarını kullandıkları gerekçesiyle beraatlarına karar verilmiştir. Musa Çitil davası Çorum Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyor olup sanık Musa Çitil 13 cinayetten sorumlu tutulmasına rağmen tutuksuz yargılanmaktadır. Altınova davası Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor olup 1993 yılında 9 Kürt yurttaşın güvenlik görevlilerince yakılarak katledilmesinin sanıkları tutuksuz yargılanmaktadır. Çaldıran İnfazları davası Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor olup 3 kişinin ölümüyle suçlanan sanıklar tutuksuz yargılanmaktadır. Barış ve Demokrasi Partisi olarak hakikatle yüzleşme davaları olarak nitelendirilen bu davalara karşı yürütülen cezasızlık politikasını kesinlikle kabul etmeyeceğimizi bir kez daha belirterek bu cezasızlık politikalarına karşı da başta Adalet Bakanlığı nezdinde Hükümet olmak üzere tüm yargı mercilerini yargılamanın ve hakikatin önemi karşısında ciddiyete ve sorumluluğa davet ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.
(mg)

