Selis: Bu günahla yaşamak ne kadarı insana dair!

13:37

JINHA


AMED – Diyarbakır Selis Kadın Danışmanlık Merkezi, artarak devam eden kadın katliamlarına tepki göstererek, “Ekranda gördüklerimiz birazdan başlayacak dizinin fragmanıymış gibi geliyor. Sonra herkes hayatına bıraktığı yerden devam ediyor. ‘İnsan unutmadan yaşayamaz’ diyor birileri ama bu günahla yaşamanın ne kadarının insana dair olduğunu konuşmuyoruz” dedi.


Diyarbakır Selis Kadın Danışmanlık Merkezi, kadın katliamlarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Her gün birkaç kadının öldürüldüğü haberiyle uyandıkları ifade edilen açıklamada, “Ekranda gördüklerimiz birazdan başlayacak dizinin fragmanıymış gibi geliyor. Sonra herkes hayatına bıraktığı yerden devam ediyor. ‘İnsan unutmadan yaşayamaz’ diyor birileri ama bu günahla yaşamanın ne kadarının insana dair olduğunu konuşmuyoruz. Düzen  güçlü olanın hayatta kalacağı mesajını öylesine güçlü zihnimize işlemiş ki statümüz, hırslarımız bütün değerlerin üzerinde ve her an ayık olmalıyız” denildi.


‘Biz ne zaman yabancılaştık kendimize?’


Şiddetin gündelik hayatın bir parçası olarak gösterildiğine dikkat çekilen açıklamada, “Elektrik verilerek öldürülen Mübarek Turan’ı, sığınma evinden can güvenliği gözetilmeksizin alınan fakat 20 metre derinlikte bir kuyudan 8 aylık bebeğiyle çıkarılan H.G'yi, oğlunun gözü önünde öldürülen Yadigar T’yi, odasından silahla vurulmuş halde bulunan 14 yaşında 1 çocuk annesi Kader'i, polis eşi tarafından öldürülen 2 çocuk annesi Ümmühan’ı sadece sevildiği, kıskanıldığı bahaneleriyle öldürülen vurulan kadınları farketmeye yetmiyor. Biz ne zaman bu kadar yabancılaştık kendimize ve diğerlerine?” sözlerine yer verildi.


‘Şiddeti köklerinde belirlenen roller var’


Şiddetin köklerinde, tarih boyunca biyolojik farklılıklarımızdan dolayı altında ezildiğimiz rollerin var olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Farklı cins olmanın doğal sonucu sandığımız ama aslında tarihsel olarak belli bir döneme ait normatif tanımlar, her yüzyılda dönemin iktidar algısına göre şekillenerek bugün yaşadığımız kültüre dönüşür.
Tıpkı otoriter rejimlerin tarihte kadının sosyal siyasal haklarını elinden alması ya da günümüz iktidarlarının kadının annelik ve doğum işlevinin önemli olduğu vurgusuyla politika üretmesi bunun karşısında duran politik olan kadını hapsetmesi ikileminde olduğu gibi. Sistem bu yasakları koyarken doğal ya da ilahi düzenin bir parçasıymış gibi algımızı dönüştürür” diye kaydedildi.


‘İnsanı tarif eden kavramlarla başlamak gerek’


Erkek üstünlüğü vurgusu yapılarak dönüştürülen algıların kadın kadar erkeği ezdiğinin görülmesi gerektiği ifade edilen açıklamada, “Kadın mücadelesi olarak algılanan alanın kadının olduğu kadar erkeğin de dönüşümünü sağlayacağını inandırmak gerekmektedir. Demokratik, eşit ve özgür toplum tahayyül ediyorsak bize dayatılan kavramları sorgulayıp yerine insanı tarif eden kavramları koymakla başlamak gerek. Yaşadığınız ve gördüğünüzün birazdan  başlayacak dizinin fragmanı olmadığına bir  cadde bir sokak bir şehir kadar uzakta olduğuna inanmak gerek” ifadeleri kullanıldı.


(mg)