'Kadın bedeni, yargı tarafından ikinci kez sömürülmektedir'
11:19
Beritan Elyakut / JINHA
AMED - Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kan donduran bir öneriye imza attı ve “Tecavüzcüsüyle evlenmişse çocuk istismar davalarını düşürelim” dedi. Bu düzenleme ile ilgili konuşan Avukat Gülşen Özbek, bu yasa tasarısının kanunlaşması halinde ciddi tepkilere neden olacağını ifade etti. Avukat Şilan Vefa Gül ise, tecavüz ile sömürülen kadın bedeninin yargı tarafından bir kez daha sömürüldüğüne dikkat çekerken, “Yargı, iş yükünü hafifletme gerekçesi ile yaptığı bu değişiklikleri kadın bedeni üzerinden yapmaktansa, siyasi tutsaklar için düzenlemeler yaparak daha fazla iş yükünden kurtulacağı aşikardır" dedi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yargıda iş yükünün azaltılması ve yargının hızlandırılması amacıyla 18 Kasım 2013 tarihinde, bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun değişiklik yapılmasına dair bir kanun tasarısı taslağı hazırladı. Geçtiğimiz ay Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı toplantısında da gündeme gelen taslaktaki “Cinsel istismara uğrayan çocuklarla” ilgili düzenleme tartışma yarattı. Bu düzenleme ile ilgili konuşan Avukat Şilan Vefa Gül ve Avukat Gülşen Özbek, son dönemlerde kadınların baskılara karşı direnmesini, sesini yükseltmesini engellemek isteyenlerin bu karara vardıklarını ifade etti. Konuya ilişkin konuşan avukatlardan Gülşen, “Yargının, kendi çalışma yükünü hafifletilmesi amacıyla bir reforma gitmesi, ne kadar toplumdan uzaklaştığını, toplum adına değil de devlet adına sadece göstermelik işlevinin olduğunun da göstergesidir" dedi.
'İş yükünü azaltmak meselesi bahanedir'
Diyarbakır Barosu avukatlarından Şilan Vefa Gül, yargı erilliğinin yüzyıllardır süre gelen ve bunun da verilen kararlar ve alınan tedbirlerden anlaşıldığını dile getirdi. "Aile mahkemelerinde erkek zihniyeti ile oturmuş hakimler ‘Kocandır döver de severde’ diyebilmekte" vurgusunu yapan Şilan, "cinsel istismara uğrayan çocuklara ilişkin" düzenleme için ise Yargıtay'ın "iş yükünü azaltmak gibi bahanelerle" kadının bedeni üzerinde söz sahibi olma hakkını bir kez daha kendinde gördüğünü vurguladı. Şilan, “Yargı iş yükünü azaltma bahanesiyle kadına nasıl bir zihniyetle yaklaştığını bir kez daha göstermiştir” dedi.
‘Bu kararın uygulanması skandal yaratır’
Kadın tecavüze "uğratılarak" sömürülen bedeninin yargı tarafından bir kez daha sömürüldüğünü ifade eden Şilan, tasarının uygulanmasının hem bir skandal olacağının, hem de yargının, tecavüzcüleri koruyucu hükümler koyarak kadını değersiz gösterdiğinin altını çizdi. Şilan, Yargıtay'ın cinsel istismara ilişkin Anayasa değişikliğine sunduğu gerekçeye ilişkin olarak, “Bu değişiklikleri kadın bedeni üzerinden yapmaktansa, siyasi tutsaklar için düzenlemeler yaparak daha fazla iş yükünden kurtulacağı aşikardır. Küçük bir kız çocuğunun bu tarz bir düzenleme ile tecavüzcüsüne bağımlı kılınması anlaşılmaz ve kabul edilemez bir durumdur” ifadelerini kullandı.
'Bu değişikliklerle kadınlar evlere kapatılmak isteniyor'
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun on yıl önce tüzüklerden çıkardığı bir maddeyi yeniden tartışmaya sunmasının nedenlerini dile getiren Şilan, “Evlere, odalara sıkıştıramadıkları kadınların, bu tarz düzenlemelerle psikolojilerini daha da kötüleştirerek toplumda yer edinmelerini engellemek istemektedirler” dedi. Şilan, son dönemlerde kadınların baskılara karşı direnmesini, sesini yükseltmesini engellemek isteyenlerin bu karara vardığını ifade ederek, “Yapılan bu düzenleme toplum içerisinde ezen erkek zihniyeti karşısında 'mağdur' olan kadınları daha da mağdur duruma sokmayı amaçlamaktadır. Kadınlar, istemediği halde toplum baskısıyla tecavüzcüsüne boyun eğmek zorunda bırakılacaktır” şeklinde konuştu. Şilan, bu düzenlemenin erkek zihniyetinin kadın bedeni üzerindeki yansıması olan tecavüze davetiye çıkarmak olduğunu vurguladı.
‘Yargının temel çerçevesinde erkeği korumak var’
Toplumsal yapı içerisinde toplumun değer yargılarına aykırı fiillerin yargılanmasının sosyolojik bir realite olduğunu, insanların tarihleri boyunca toplumun değer yargılarına aykırı olan cezalandırmalara gittiğini belirten Diyarbakır Barosu Avukatlarından Gülşen Özbek, “Mevcut düzen içerisinde ulus-devletin yaratmış olduğu yargı anlayışı hakim. Ulus-devletin yaratmış olduğu argümanlar, sadece güçlü olanı koruma yönünde bir sistem oluşturmuştur” sözlerine yer verdi. Gülşen, mevcut toplum düzeninde de güçlü olanın erkek olduğuna ve toplumda eril zihniyetin hakim olduğuna değinerek, “Dolayısıyla yargı da bu anlayış doğrultusunda devletin beslemiş olduğu değer yargıları noktasında bir işlev yürütmektedir. Yargının temel çerçevesi de erkeği korumak ve bu yönüyle yaratılan modeli ileri sürmeye çalışmaktadır” dedi.
‘Yargı toplumun yaralarını yaran bir işlev görmekte’
Türkiye’de yargının mevcut haliyle sistemden çok uzak olmasından ziyade doğruca sistemin içerisinde bulunduğuna işaret eden Gülşen, “Nitekim bu yasa tasarılarının tartışılması bile aslında bizim durduğumuz noktayı, kendi toplumsal değer yargılarımızdan ne kadar uzaklaştığımızın göstergesidir. Son zamanlarda tartışılan yasa tasarısından çocukların kendilerine tecavüz edenlerle evlendirilmesini dahi tartışma konusu haline getirmek, aslında yargının toplumsal adaleti tesis etmek yerine artık toplumun yaralarını yaran bir işleve sahip olduğunu gözler önüne seriyor” şeklinde konuştu.
‘Yargının iş yükünün hafifletme istemi toplumdan koptuğunu gösteriyor’
Yasa değişikliğine gitmenin amacının sadece medyaya yansıdığı kadarıyla "yargının iş yükünü azaltmak" olduğuna dikkat çeken Gülşen, "Yargı toplumsal barışın ve huzurun sağlanmasına, tesis etmesine yönelik faaliyet yürütür. Yargının, kendi çalışma yükünü hafifletilmesi amacıyla bir reforma gitmesi, ne kadar toplumdan uzaklaştığını, toplum adına değil de devlet adına sadece göstermelik işlevinin olduğunun da göstergesidir” dedi. Gülşen, asıl önemli olanın yargının iş gücünün hafifletilmesi olmadığını, mağdurların zedelenen ruh ve bedenin iyileştirilmesi konusunda düzenlemeye gitmesi gerektiğine değindi. “Yargının iş yükünün fazla olmasının faturası tabi ki mağdurlara asla bildirilmeyecek" diyen Gülşen, yasaların kendisinde de birçok yönüyle kadına yönelik saldırı halinde fillerin cezalandırılması söz konusu olsa dahi pratikte bunların uygulanmadığının altını çizdi.
‘Kadınlar olarak on yıl önce durduğumuz noktada değiliz’
"Cinsel istismara uğrayan çocuklara ilişkin" yasa taslağı önerisi tartışmalarıyla "mevcut uygulamanın yasaya sindirilmesi ve yasaca vücut bulmasının" amaçlandığını dile getiren Gülşen, “Normal şartlarda yasalar, toplumla paralel bir şekilde, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleştirilir. Kadınlar olarak on yıl önce durduğumuz noktada değiliz. Özgürlüğünü talep eden kadın kadın profili, şu an çok ileridedir. Dolayısıyla on yıl önce kaldırılmış olan bir yasayı şu an için tekrardan gündeme getirmek, mevcut kadın özgürlük mücadelesini geriye götürmeye dönük bir çabadır” açıklamalarında bulundu. Yasa tasarısının kanunlaşmasının ciddi tepkilere neden olacağını kaydeden Gülşen, böylesi bir durumun toplum tarafından kabul görmeyeceğini ve toplumun dokusuna uymayacak bir yasa olacağına dikkat çekti.
(be/gk)

