Tutsak çocuklara ‘12 Eylül’ uygulaması!
08:42
Zehra Doğan/JINHA
ANKARA - Ankara Sincan Çocuk ve Gençlik Cezaevi’nde kalan tutsak çocuklara yönelik yaşanan uygulamalar ‘12 Eylül’ dönemini aratmayacak düzeyde. 1 Ocak tarihinde darp edilen çocuklarla görüşen İHD Ankara Şubesi Avukatı Hürmüz Biçer, çocukların yüzlerinde morluklar ve gömleklerinde hala kan izlerinin durduğuna dikkat çekerek, “İlgililer hakkında gerekli idari, cezai soruşturma yürütülmesi ve uygulanan tecrit ile beraber onur kırıcı, aşağılayıcı muamele ve uygulamaların sonlandırılması gerekmektedir. İHD olarak yerel mahkemelere ve AİHM’e başvuracağız” dedi.
Ankara Sincan Çocuk ve Gençlik Cezaevi’nde 1 Ocak tarihinde K.Ş., M.H.A., E.T. isimli 3 mahpus çocuğun aileleriyle yaptıkları yılbaşı izni görüşmesinde cezaevinde kendilerine şiddet uygulandığını bildirmeleri üzerine aileler, İHD Ankara Şubesi ve TUHAD-FED Ankara Temsilciliği’ne başvuruda bulundu. Başvuru üzerine İHD Ankara Şube Sekreteri Avukat Fatma Güneş, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Parti Meclisi ve Hukuk Komisyonu üyeleri Avukat Pınar Akdemir ve Avukat Sinem Coşkun, İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Avukat Hürmüz Biçer’den oluşan heyet 2 Ocak tarihinde cezaevine giderek, mahpus çocuklardan M.K., H.E., B.K., B.D., M.H.A., F.E., H.B., E.T., K.Ş. ile görüşme yaparak olayı yerinde inceledi. Çocuklarla yapılan görüşmelerin ardından hala geçmeyen vücut morlukları ve kanlı kıyafetlerden şiddet raporu çıkaran Hürmüz, hükümetin cezaevi işkencelerini sürdüren politikalarından vazgeçmesi için İHD ve pek çok sivil toplum örgütü tarafından “Çocuk Cezaevleri Kapatılsın” kampanyasının başlatıldığını söyledi.
İşkencenin izleri hala duruyor!
Tutuklu çocuklarla ilgili yaptığı görüşmeleri aktaran Hürmüz, “Günlük sayımda tutsak bir çocuk hastalığından dolayı kalmamış ve cezaevi yönetimi tarafından şiddete maruz kalmış. Bunun üzerine yaşanan arbedenin ardından çocuklar hücreye atılmış. Olayın ardından diğer koğuşlarda bulunan çocuklar da protesto eylemine başlamışlar ve cezaevi yönetimi tarafından çocuklara sert müdahalede bulunulmuş. Gardiyanların ağır şiddetine uğrayan çocuklar olay sırasında koğuş kapılarını kapatarak, kapının arkasına masa ve sandalye bırakmışlar. Bunun üzerine gardiyanlar içeriye tazyikli su ve gaz bombasıyla saldırıda bulunmuş. Saldırı sonucu 8 ağır toplam 11 çocuk yaralı bir şekilde koğuştan zorla çıkarılmış” dedi. Hastaneye götürülen çocukların doktorlar tarafından ciddiye alınmadığına dikkat çeken Hürmüz, çocukların çenelerinin kırılması ve vücutlarında morlukların olmasına rağmen doktorlar tarafından darp raporu verilmediğine işaret etti. Hürmüz, “Çocukları görmeye gittiğimizde darp izlerini açıkça gördük. Çocukların kıyafetlerinde hala kan izleri duruyordu” ifadesinde bulundu.
Kürtçe şarkı yasak!
Sincan’da sürgün edilen çocuklara gardiyanların “terörist” dediğini belirten Hürmüz, cezaevi yönetimi tarafından çocukların ayrıştırılarak, birbirine düşürüldüğüne dikkat çekti. Hürmüz, çocukların Kürtçe türkü söylemelerine dahi izin verilmediğini vurguladı. Hürmüz, “Çocuklar kendilerine malta diye adlandırılan büyük koridorların temizletildiğini, diğer çocukların maltada veya herhangi bir yerde kaba dayağa maruz bırakıldığını, çıplak aramanın zorla uygulandığını söyledi. Ayrıca, başka cezaevlerinde uygulamasının kalmadığı bilinen telefon görüşmelerinde tekmil uygulamasının, ısrarla, aşağılayıcı bir şekilde uygulanmaya devam edilerek, çocuklarla birlikte ailelerinin de tekmil vermeye mecbur bırakılarak, cezalandırılıyor” diyerek tekmil verilmediği takdirde telefon görüşmelerine izin verilmediğine dikkat çekti. “Cezaevi yönetimine ilişkin çocukların gazeteye gönderdikleri mektuplar yırtılarak atılıyor” diyen Hürmüz, “Özgür Gündem” ve “Azadiye Welat”gazetelerinin çocuklara gecikmeli ve yırtılmış bir şekilde verildiğine dikkat çekerek, çocuklara aileler tarafından gönderilen fotoğraf ve boya malzemelerinin ise kendilerine verilmediğinin altını çizdi.
‘Çocuklar 24 saat kamerayla izleniyor’
Çocukların koğuş havalandırmalarına zorunlu çıkarıldığını, hastanın dahi havalandırma saatlerinde koğuşta kalmasına izin verilmediğini dile getiren Hürmüz, aynı zamanda çocukların 24 saat kamerayla izlendiğini kaydetti. Hürmüz, “Yasalarda olmayan kamera gözetimi Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla izleniyor. Böyle bir durum kabul edilemez. Ayrıca bu çocuklar aynı talimat ile hastaneye dahi gidip geldiklerinde her defasında çıplak aramaya tabi tutuluyor. Çocukların yaygın bir şekilde uygulandığını belirttiği çıplak aramanın insan onurunu zedeleyici, aşağılayıcı bir uygulama olduğu ortadadır” sözlerini ifade etti. Çocukların tuvalete gitmek için ise her defasında izin aldıklarını da işaret eden Hürmüz, çocukların karmalar gözetimiyle izin almaya çalıştıklarını ve izin sıkışıklığı nedeniyle bazen tuvalete dahi gitmediklerinin altını çizerek, bu yaklaşımı ise caydırma ve psikolojik işkence olarak değerlendirdi.
Hak ihlallerinin ardından sürgün
Cezaevi raporunun ardından olayın kamuoyunda duyurulması için İHD olarak basın açıklamasında bulunduklarını söyleyen Hürmüz, açıklamanın hemen ardından tutsak çocukların İstanbul Maltepe L Tipi Cezaevi ve İzmir Şakran Cezaevine sürgün edildiğini belirtti. Çocukların sürgün esnasında elleri bağlı bir şekilde ringlere bindirildiğine dikkat çeken Hürmüz, olayın münferit bir vaka olmadığını ve cezaevi görüşmeleri sırasında daha önce çocukların avukatlara “bize her an saldırabilirler” dediklerini hatırlattı. Sincan’da cezaevi yönetiminin çocuklara yönelik uyguladığı şiddetin Adalet Bakanlığı tarafından bilinmesi gerektiğine işaret eden Hürmüz, Adalet Bakanlığı’nın “böyle bir şey yok, haberimiz” yok açıklamalarının ise samimi olmadığını belirtti.
Sonuç alınamazsa AİHM’e başvurulacak
İHD olarak bakanlık tarafından olayla ilgili soruşturmanın başlatılmasına dönük başvuruda bulunduklarını söyleyen Hürmüz, “Bakanlık olayı soruşturacağına çocuklara şüpheli konumunda yaklaştı ve onları suçlayacak yaklaşımda bulundu. Bakanlık ayrıca yönetimde yer alan cezaevi sorumluları başka yere sevk etmedi ve görevlerinin devamına karar verdi” ifadesini kaydetti. Hürmüz ayrıca,“Çocukların dile getirdiği hak ihlalleri iddialarının ciddi bir araştırmaya tabi tutularak sonlandırılması, ilgililer hakkında gerekli idari, cezai soruşturma yürütülmesi ve uygulanan tecrit ile beraber onur kırıcı, aşağılayıcı muamele ve uygulamaların sonlandırılması gerekmektedir” dedi. Hürmüz, son olarak olaya ilişkin soruşturmanın başlatılması için yerel mahkemelere başvurulacağını belirterek, gerekli sonuçların alınmaması takdirde AİHM’e başvurulacağını belirtti.
(zd/mg)

