Tarihin görgü tanıkları anıtlarla Mezopotamya…
11:48
Gülşen Koçuk / JINHA
AMED - Geçmiş ve gelecek arasında kurulan bağın, içinden dersler çıkarılması gereken olayların, sembolleştirilmiş hali olan anıtlar, farklı coğrafyalarda olduğu gibi, Mezopotamya'da da toplumsal hafızayı canlı tutmak adına büyük bir öneme sahip. Anıtların Kürt coğrafyasındaki anlamına dikkat çekenlerden Heykeltıraş Suat Yakup, tarihin unutulmaması gereken kişilikleri veya olaylarının uzun soluklu yaşatılabilmesi için heykel ya da anıtların var olduğunu söylerken; Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş ise, tarihteki kazanımlardan dersler çıkarmak ve ona göre geleceği örme yolunda olayların sembolleştirildiği anıtların önemli bir yeri olduğuna işaret etti.
İnsanlık tarihi, birçok dönüm noktaları, iz bırakan olaylar yada kişilerle doludur. Kimisi hafızalarımızın derinlerine gömülürken, kimisi de yaşadığımız topraklarda attığımız her adımda bizimle birlikte kendisini hatırlatır; kimileri dikili bir ağaç ile, kimileri dikili bir taş ile, anıt ile... Bin yıllar boyu maruz kaldığı katliamlar, kıyımların ardından yağmalanan ve sömürülen Kürt coğrafyasında da tarihinin önemli kişiliklerini, en derin yaralarını ölümsüzleştirmek, geleceğe ışık tutmak, geçmişi unutturmamak adına her adımda bir anıt bulmak mümkün... En somut örneklerinin yakın tarihte gizli olduğu ve insanlık tarihinin utancı olan olaylar, Kürt coğrafyasında toplumsal hafızada, toplumsal yaşam alanlarında. Musa Anter'den, Uğur Kaymaz'dan Enes Ata'ya, Koşuyolu'ndan Roboskî'ye, Paris'e ve daha birçok unutulmayacak olay ve kişilik, toplumsal hafızayı canlı tutmak adına anıtlaştırılarak tarihe ışık tutacak belgeleri niteliğinde bir öneme kavuşuyor.
'Anıtı her gördüğümde annemi ve kardeşlerimi hatırlıyorum'
Diyarbakır’ın Bağlar İlçesi’nde 12 Eylül 2006 tarihinde TİT olarak bilinen Türk İntikam Tugayı tarafından gerçekleştirilen patlamada 7'si çocuk 11 kişi yaşamını yitirmiş, onlarca kişi de yaralanmıştı. Yaşanan katliamda 4 kardeşini ve annesini kaybeden Barış Demir, katliamda bacağından yaralanarak kurtuldu. Babası ile birlikte yaşayan Barış, Koşuyolu'nda meydana gelen katliamı küçük olduğu için hatırlamadığını, fakat babasının da kendisinin üzülmemesi için anlatmadığını söyledi. Koşuyolu Parkı'ndan her geçtiğinde annesini ve kardeşlerini hatırladığını belirten Barış, "Ben olaydan dolayı üzgünüm. Bir ayağımı kaybettim. Şu an protez ayakla yaşıyorum. Yaşıtlarım gibi koşamıyorum, top oynayamıyorum. Annemi, ablamı kaybettim ve onları çok özledim. 2006 yılında yaşanan patlamada ben de ayağımdan yaralandım. Bu katliamı devlet yaptı. Katliamı yapanlar bulunsun ve cezalandırılsın" dedi.
'Anıtlar, unutulmaması gerekenleri unutturmamayı amaçlar'
Hem Roboskî Anıtı'nı yapan hem de Gılgamış Destanı'nın yapımında yer alan Heykeltıraş Suat Yakut, anıtların toplumsal önemine dikkat çekti. Tarihin unutulmaması gereken kişilikleri veya olaylarının uzun soluklu yaşatılabilmesi için heykel ya da anıtların var olduğunu söyleyen Suat, "Sanatın müzik, şiir gibi diğer dalları her zaman yanımızda olmaz. Fakat kamusal alanlarda yapılan heykel ile unutturulmaması gereken olaylar sanatsal, görsel etkilerle her an insanların gözü önünde unutulmaması amaçlanmıştır. Onu en güzel biçimde anlatma gayesi bizim işimizdir. Olayı inceleriz, irdeleriz ve ortaya bir ürünü koyarız" dedi.
'Bir çocuk ölümü hak etmek için ne yapabilir?'
Yaptığı Roboskî Anıtı'na ilişkin konuşan Suat, anıtta işlediği Roboskî Katliamını "çirkin bir olay" olarak değerlendirdi. Katledilen 34 kişiden 17'sinin çocuk olduğunu hatırlatan Suat, "Bunun ötesi berisi yok. Bunlar çocuk, anne kuzusu. Bir çocuk ölümü hak etmek için ne yapabilir? Hiçbir savunma mekanizması bunun savunmasını yapamaz. Hiçbir çocuk ölümü hak etmez. 'Ben insanım' diyen herkesin içini acıtabilecek bir olay" ifadelerine yer verdi. Tarihte de en büyük sanatçıların, döneminin en büyük haksızlıklarını, yolsuzluklarını gün yüzüne çıkarmakla mükellef olduğuna değinen Suat, kendisinin de üzerine düşen görevi yerine getirmek için Kayapınar Belediyesi'ne başvurduğunu ve projesinin kabul edilmesiyle birlikte işe koyulduğunu söyledi.
'Doğa, o gücün karşısında çaresiz kaldı'
Yaşanan katliamdaki güç dengesizliğini yansıtmak amacıyla anıtta yer alan anne figürünü normal, bombaları ise normalden büyük yaptığına işaret eden Suat, anıta ilişkin şunları kaydetti:
"Benim anne figürünü kullanmamın temel amacı, ölenlerin çocuk olması. Toplumda da böyle olaylarda en çok içi yanan annelerdir. Bir annenin içi, başka bir annenin evladı için de yanıyor. Bombaları gerçek boyutlarında da yapabilirdim ama onu yapmaktansa ortadaki güç dengesizliğini işlemek istedim. Araştırma yaptığımda, olayın yaşandığı alanın hiçbir canın sağ kalamayacağı bir alan olduğunu öğrendim. Hayvanından bitkisine, hiçbir canlı orada yaşamıyordu. Hem doğanın hem insanın hem de coğrafyanın, o güce karşı çaresiz kalışını yansıtmak istedim. Bu nedenle bombaları kafes biçimine getirdim. Anıtta ağır siyah, metal renkleri kullanmamın nedeni de, bir sempati uyandırmamasını, olayın bütün çirkinliğinin ortaya çıkmasını istememdi."
'Olayın çirkinliklerini görmesinler, ama unutmasınlar istedim'
Suat, anıtı yapma ve bitirme sürecinde duygusal yoğunluğunun en yüksek olduğu anın Roboskîli annelere sarıldığı ve onların ellerini öptüğü an olduğunu dile getirdi. Bir daha Roboskî gibi olayların yaşanmamasını umduğunu ifade eden Suat, böylesi olayların da unutturulmaması gerektiğini vurguladı. Suat, Roboskî Anıtı'nda kan veya ölü yapmamasının nedenini ise, "İsimler olsun yeter. Bundan 20-25 yıl sonra şehrin içindeki soğuk savaşı benden sonrakilerin de görmesini istemiyorum. Kamuya açık bir alanda unutulmaması gereken bir anıt yapmak istedim. O çirkinlikleri tamamen sahnelemek istemedim. Çünkü yarın çocuklar o parka geldikleri zaman o olayı görmesinler ama unutmasınlar da. Görmelerini istemedim ama unutmalarını da istemedim" şeklinde açıkladı.
'100 kişiden 3 kişi merak etse bu bana yeter'
Bölgesel olarak yapılan anıtların anlam farklılıklarının, kültür ve olaylara bakış açısı ile alakalı olduğunu belirten Suat, Mezopotamya coğrafyası, tarihinde hiçbir zaman sükunet, ferahlık görmeyen, hegemon güçlerin üzerine savaştığı, kan döktüğü bir coğrafyada yaşamanın sanata da yansıdığını ifade etti. Suat, Türkiye'de Battal Gazi, Köroğlu ya da destan yazmış isimlerin, İngiltere'de şövalyelerin, bölgede de katliam anıtlarının dikildiği gibi, ortaya çıkan eserlerin coğrafyalara, ülkelere göre değiştiğine dikkat çekti. "Ben de, coğrafyamda yaşanan olayları unutturmamak için elimden geleni yapacağım" diyen Suat, "Bugün doğan bir insan 30 yıl sonra o anıtı görecek. 100 kişiden 3 kişi görüp merak ederek internete baksa ve o isimlerin kimler olduğunu araştırsa olayın ne olduğunu görecektir. Bu da bana yeter" şeklinde konuştu.
'Anıtlar insanlığa mesaj vermektedir'
Bölge'de birçok anıtın dikilmesinde aracı olanlardan Sur Belediyesi Başkanı Abdullah Demirbaş, Mezopotamya coğrafyasında egemenlerin, egemenliklerini sürdürebilmek için halkları, inançları ve kadını köleleştirdiğini dile getirdi. Egemen güçler tarafından sürdürülen baskılar sonucunda direniş, ihanet ve yenilgilerin de ortaya çıktığına değinen Abdullah, tarihteki kazanımlardan dersler çıkarmak ve ona göre geleceği örme yolunda olayların sembolleştirildiği anıtların önemli bir yeri olduğuna işaret etti. Anıtların anlamına dikkat çeken Abdullah, "Anıtların anlamı, o dönemin tarihsel hafızasını yenilemek, ama aynı zamanda buna neden olan sonuçları görüp ders çıkarmak, tarihsel özeleştiri yapıp geleceği yeniden örmektir. Kawa Destanı, Kawa Anıtı, Enfal, Halepçe, Uğur Kaymaz veya Mazlum Doğan Anıtı, Zilan Anıtı ve benzeri anıtların aslında hafızayı yenileme, tarihle yüzleşme, yaşadığı acılarla yüzleşme ve bunlardan kurtulma ve özgürleşme isteğini de ifade ediyor" dedi. Abdullah, anıtların, yaşananların ortaya konulması ve bir daha yaşanılmaması adına bütün insanlığa mesaj vermek olarak da değerlendirilebileceğini söyledi.
'Anıtlar tarihle yüzleşmedir'
Anıtların, tarihte dünü, bugünü ve yarını anlattığını ifade eden Abdullah, bu nedenle bütün anıtları tarihle yüzleşme olarak değerlendirdiklerini kaydetti. Abdullah, Mezopotamya'da yaşayan halkların ve inançların hem birbirlerine acı yaşattığını hem de acı yaşadığını dile getirirken, "Yaşanan acılar, egemenlerin egemenliklerini sürdürebilmeleri için halkları ve inançları böl-parçala-yönet politikasıyla birbirine kırdırmasının sonucudur. Biz de bunlara inat talebimizin artık bir daha acılar yaşamamak ve yaşatmamak ama aynı zamanda tarihsel özeleştirimizi yapıp, demokratik ulus bilincini geliştirerek halkların ve inançların bir arada bir arada yaşama bilincini geliştirmenin adı ve anlamı olarak değerlendiriyoruz bu anıtları" dedi.
(gk/mg)

